Ben şiiri bıraktım o beni bırakmıyor!

Hatemi Hocayla 74 yılı, şiiri, kromozomları ve daha neleri konuştuk.

Ben şiiri bıraktım o beni bırakmıyor!



Hüsrev Hatemi Hocayla hava kararmaya yakın muayenehanesinde buluştuk. Hatemi Hoca sabahtan beri orada olduğu için bu atmosferden sıkılmış olsa gerek, oradan çıkarak Cihangir’de adıyla tezat bir mekâna gittik. Hatemi Hocayı inanılmaz bir ilgiyle karşıladılar. Az sonra gördüklerim beni de oldukça şaşırttı. Mekânın bir bölümünü H.Hüsrev Hatemi hocaya ithaf etmiştiler. H. Hüsrev Hatemi masası var. Duvarlarda Hatemi hocanın röportajları... Ayrıca bir camekânda Hatemi Hocanın imzalı kitapları... Çıkışta da gördüm ki, Hatemi Hocanın bütün eserleri orada satışa sunulmuş. Söyleşimizde Hocanın göz ardı edildiği hususuna değindik ama keşke herkese böyle göz ardı edilmişlik nasip olsa.

Hocam bu yoğunluğunuza rağmen kitap okumayı ihmal etmediğinizi biliyorum. Şuan hangi kitabı okuyorsunuz?Hüsrev Hatemi, Vuslat Denizi

Şuan okuduğumdan ziyade her akşam okuduğum Mevlana’dan Divan-ı Kebir vardır. Hemen her akşam bir beyit iki beyit okurum. İki akşamda bir de Sadi’nin gazellerine göz atarım ama şuan onu saymıyorum. Şimdilerde okumakta olduğum Nedim Gürsel’in Aragon kitabını okuyorum. Fransız şairi Aragon benim sevdiğim bir şairdir. Attila İlhan’ın sesi bir nebze ondan geliyor. Bir gün dövdüler beni çok gözlüklüydüm / haksızdım, gitmeliydim. Aragon’da ben genelde Attila İlhan’ın sesini duyuyorum. Attila İlhan sesi taşıyan bir Fransız sol şairi...

Şimdi bir soru daha soracaktım ama bir önceki soruda bunun cevabını aldım. Geçmişten bu yana dönüp dönüp okuduğunuz bir eser var mı diyecektim ama Divan-ı Kebir bunun cevabı oldu sanki...

Yunus Emre Divanı çok fazla dönüp baktığım bir kitaptır. Ayrıca Divan-ı Kebir’i de buna ekleyebiliriz.

Şiirlerinizin altında müthiş bir entelektüel birikim olduğunu görebiliyoruz. Ancak bu entelektüelliğe rağmen samimi ve doğal mısralarınız göze çarpıyor.

Şiir, bilgi satmamalı diye düşünüyorum. Bazen vazgeçemediğim sızıntı olursa da onun gösterişinden süsünden arındırıp sızdırmayı seçiyorum. Bunu isteyerek yapıyorum. Gösteriş şiirinden üşendiğim usandığım için.

Şiirlerinize dalsak biraz... Basel’de Gece diye bir şiiriniz var. Orada yalnızlık zehrinin tabletleridir parke taşları diyorsunuz.

Basel’de 1975’te gece bir sokağa çıkmıştım. Bir de baktım İsviçre bomboş. Almanya da öyledir ya... Ancak iki günde Berlin’e gidince Almanların havasının bozulduğunu gördüm. Benim Avrupa’yı gördüğüm yıl fark etmezdi. Almanlar da İsviçreliler de Germanik tipli Avrupalılar. Parisliler öyle değil. Gece de sokaklarda olurlar. İsviçreliler evlerine çekiliyorlar. Sokaklar bomboş. Levent’in iç sokakları gibi oluyor. Yalnız tül perdelerin arkasında ışıklar yanıyor. Yahut bazen hayal meyal oturmuş masa başında çalışkan mimar mühendis tipli adamlar... Yahut anne baba çocuk oturmuş yemek yiyorlar. Herkes evine kapanıyor. 22.30’da 70li 60lı yıllar Basel’de gece sokaklar boşalıyor. Ben Basel’i görmeden Paris’i gördüğüm için otele valizi bıraktım, akşam yemeğini yedik sonra ben Basel sokaklarında dolaşıyordum, yağmur da çiseleyince kendimi enayi gibi gördüm.  Parke taşları yağmurda parlıyor, yalnızım.  Konuşacak kimse yok. Basel halkı evine çekilmiş,  yalnızlık zehrinin parke taşlarının tabletleridir dedim. Sonra niçin beni terk ettin ilahi diye bir söz var. Hz. İsa söylememiştir ama Hıristiyan inancına göre söylemiştir. İncil’de var çünkü. Çarmıhtaki son sözü, beni niçin terk ettin ilahi? Hz. İsa da bir doğulu olarak yalnızlığı Basellilerden daha iyi bilirdi. Önünden geçtiğim katedralde sen benim halimden anlarsın Ya İsa dedim.  (gülüyor)

İstanbul’u da şiirlerinizde anlatıyorsunuz Basel’i de.

İstanbul doğduğum büyüdüğüm şehir olduğu için.

Feriköy civarının da çok etkisi var. Anıcak Ol Meclisi adlı kitabınızda daha net görebildik bunu.

İstanbul penceresinden tarihi, hayat devrelerini seyrettiğim için.

Şiirlerinize şehirlerin büyük etkisi var. Bunu şiirlerinize nasıl işleyebiliyorsunuz. Her şehirde oluyor mu bu?

Her şehirde olmuyor. Taşına toprağına o şehrin işlenmiş şiir varsa oluyor. Her şehirde onu hissedemiyorum.

Âşık Garip Coğrafyası diye beni çarpan bir şiiriniz de var.

Evet, o şiiri en duygulu anlarımda yazdım. 1987’de... 1997’de annem ikinci kuyruk başı kırığıyla artık yaşamayıp ölecekti. Atlattığı 1987 kırığından sonra bu sırada başında beklerken, annem bir ameliyattan çıkmış, çivi çakılmış ben başında oturuyorum Cerrahpaşa’nın gecesinde. Öyle ayağımı uzatıp yorgun beyaz gömlekli onun başında beklerken kendimi birdenbire 1987, benim 50 yaşım ayağımı uzatıp koltukta biraz dinlenmeye çalışıp beklerken kendimi şöyle düşledim.  Ey annesiyle oturan hiç evlenmemiş 50lik bir adam. Hayatım hep ileride, benim de bir şahsenemim olacak. Ben de bir hayat kuracağım, eş bulacağım diye geçmiş. Annemle dertleşmişim, şimdi o da komaya girmiş annem komaya girmemişti. 1997’de öldü. O hastalığı atlattı. Ama annemin başında o konuşmuyor uyuyor ama komaya girmiş hissettim. Ben artık konuşacak kimsesi kalmamış birinin annesinden cevap beklemeden ona iç döküşünü düşlediğimde bu şiir doğdu.

Okyanustan Damlalar (Driblets Ocean)diye İngilizceye tercüme edilmiş bir şiir kitabınız yayınlandı bir öğrenciniz tarafından. Genellikle doğuyu anlatan biri olarak İngiliz dilinde şiiriniz nasıl duyulur?

Benim şiirim en iyi şekilde Türkçede duyulur zannediyorum. Ama başka bir dilde duyulacaksa da, tahminim, Fransızca ve Farsçada daha iyi duyulurdu.

Hüsrev Hatemi, KişverSon kitabınız Kişver yayınlandı. Kişver tam olarak ne demek? Uzun yıllar sonra şiir kitabı yayınladınız. Sanırım 2005’te şiir yazmayı bırakmıştınız.

Bırakmadım da, herhalde bırakmışımdır diye düşünüyordum. Olmadı, insan bırakamıyor. 2007 ve 2008’de bir şeyler  yazdım, toplandı. Kişver’in 15 şiiri oldu. İnsan bırakamıyor demek ki, bundan sonra bıraktım demeyeceğim.

Hilmi Yavuz, sizin için göz ardı edilmiş bir şair dedi belgeselinizde. Buna katılıyor musunuz?

Katılıyorum ama onu düşünmek istemiyorum. Onu varsın başkaları düşünsün. Süleyman’ın meselleri diye Tevrat’ta bir bölüm vardır. Orada, seni kendi dudakların değil yabancı övsün der Hz. Süleyman. Tevrat’ın Süleyman’ın özdeyişleri, Süleyman meselleri bölümünde Hz. Süleyman’ın bir sözü vardır ve beni etkilemiştir. Lise devrimden beri ilk karşılaştığım lisede olmuştur bu söz. Seni kendi dudakların değil yabancı övsün. O zaman seni kendin değil yabancı göz ardı etsin de diyerek mukabilini de düşünerek rahatlıyorum. Ben kendi şiirimi göz ardı etmiş değilim ve ben de madem Hz. Süleyman’a göre yabancı olacağım, göz ardı edenin de yabancı olması adildir. Ben kendi şiirimi ne övüyorum ne de göz ardı ediyorum. Böylelikle Süleyman adaletine uydum işte.

Bir kasıt mı var sizce?

Senin düşüncen nedir Orhan? Neden dolayı olabilir. Bana kasıt duyarlar mı bilemiyorum. Daha doğrusu anlamıyorum.
(Ben yorumsuzum bu soru karşısında)

Biyolojik Türk kimliği yoktur, kültürel kimlik vardır diyorsunuz.

Biyolojik kimlik yoktur, kültürel kimlik vardır derken öyle Sırp kökenli şahıslar olmuştur ki, Türkiye’de namuslu iyi sadrazamlıklar yapmışlardır. Öyle Türk kökenliler olmuştur ki bir çuval inciri berbat etmiştir. Ama aksi doğru demek istemiyorum. Türklerden de çok iyi adam yetişir Sırplardan da ama onu geni tayin etmiyor onu Türk’ü seven, Türk kültürünü seven isterse Alman olsun Kastamonuludan daha iyi Türk hizmeti yapabilir.

Bu mesele üzerine İl Dil Din Üzerine isimli bir eser yayınladınız. Bu kitap özelinde neler söylersiniz?

Radikal’de okuduğum bir makaleye kızarak başladı her şey. Bir İran adlı, hem adı hem soyadı İran, bir de Türk adlı iki kişi Los Angeles’te çalışıyorlar, ikisi de Amerika’da çalışan biyolog. Çok rahat bir yazı yazmıştı. x y kromozomu vardır erkeklerin hücrelerinde. Kadınlarda yalnızca xx kromozomu vadır. Y kromozomu karışmaz. Şöyle babada bir y bir de x vardır. Babanın kromozomları iki döl hücresine bölünür. Birine x diğerine y gider. Annenin iki x hücresi vardır. Birine x gider diğerine de x gider.  Sonra iki döl hücresi birleştiği zaman erkeğin x’i annenin x’iyle birleşince kız doğar, annenin x’i babanın y’siyle birleşince erkek doğar. Demek ne oluyor, erkek çocuk babasının y’sini alıyor. X’leri karışık babadan gelmiyor anneden geliyor. Kız çocuğun bir x’i babadan bir X’i anneden geiyor. Kendi çocuğuna gelince, kendi çocuğu biriyle evlendi diyelim. O evlendiği şahsın da bir y’si bir X’i var. Demek ki ancak bir oğlu adamın y’lerini yüzyıllarca, insanlık var oldukça taşıyabiliyor. Ancak kızlarda bu durum başka ailelerle karışıyor. İşte buna dayanarak, Türkiye Türklerinin y kromozomlarının DNA’larıyla, Ermenileri, Kürtleri, Arapları mukayese edilmiş; bir de Asya’da Uygurları, Özbeklerin y kromozomları mukayese edilmiş. Onlarla yok denecek kadar az çıkmış, Ermenilerle, Yunanlılarla, Kürtlerle çok fazla çıkmış. Buna dayanarak biz Türk ırkından değiliz, Türk ırkına o kadar bel bağlamayalım diyorlar.Hüsrev Hatemi, Orhan Özekinci

Ben de ona kızarak, bu bir ırkçılık konusu değildir, Türk kültürünü seven Türkçenin yaşamasını isteyen y kromozomunda hangi DNA varsa benim için muhteremdir dedim.  O kitap öyle diyor.

O zaman onlara göre hepimiz biraz Ermeni biraz Yunanız. Türklükten bahsetmek farazi bir şey…  

Yani kromozomumuzla Ermeni olamayız ki, Ermenileri sevmekle Ermeni olamayız. Ancak Ermenileri kendimizken daha çok seviyorsak, onların kültürünü bizim kültürümüzden üstün tutuyorsak Ermeni oluruz. Kromozomla Ermeni olunmaz. Onları sevmekle de Ermeni olunmaz. Empati duyabiliriz, onlar da güzel bir ırktır. Keşke aramız bozuşup bu kıyım olayları olmasaydı demek, Türklüğe hakaret etmek değil. Biz ancak göçebeyiz, zalimiz onları yok etmişiz, bizden ne köy olur ne kasaba demek bizi Ermeni yapar.

Bir gazete röportajınızda ve birçok yer yerde % 60 doktor % 40 şairim dediniz. Kişver adlı kitabınızdan ve emekliliğinizden sonra bu oran ne oldu?

Evet, % 50- 50 oldu. 2005’ten beri yarı yarıya. Ancak yakında süratle 60’a 40’a gittiğini gözlemliyorum. Hüseyni bakışı bana iyi bir ilham oldu. Ameliyat geçirdiğim 2006 yılının sonu 2007 Ocak’ından beri eskiden de beni etki altında bırakan rüyalar görürdüm… (Hüsrev Hatemi hocanın “burada anlattıklarımı benden sonra söylersin” sözünden mütevellit söyleşiye almıyoruz. Çünkü hocanın bu hususta bazı endişeleri var. Benden tek isteği, kendisinden sonra bunları paylaşmam. Görünüyor ki, Allah’ın izniyle çok uzun seneler bu ses kaydını saklayacağım görünüyor. Bu kısımda anlattıkları ileride çok konuşulacağa benziyor)

Hocam çok teşekkür ederim

Orhan Özekinci, H.Hüsrev Hatemi ile tarihe tanıklık etti

                                                                      

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2011, 22:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
aydın başar
aydın başar - 8 yıl Önce

Bu güzel insanla, mübarekle, konuşarak ne güzel bir iş yapmışsınız. O incitmeyen, hassas düşünceli, pamuk kalpli, süslü cümlelerle anlatılamayacak kadar güzel bir yürek... Allah razı olsun...

banner19

banner13