Batı Trakya'da Türkçenin bayraktarı: Fiyaka dergisi

Hüseyin Mehmet ve arkadaşları Yunanistan'da Fiyaak dergisini çıkarıyor. Şakir Kurtulmuş, çok diri, sağlam ve ileriye dönük hedefleri, projeleri olan bu dergiyi Hüseyin Mehmet'le konuştu.

Batı Trakya'da Türkçenin bayraktarı: Fiyaka dergisi

Son yıllarda İstanbul’da düzenlenen Dergi Fuarları’nda gördük Fiyaka dergisini. İstanbul’da başka zamanlarda bulmak mümkün olmadı. İstanbul’da her karşılaşmamızda dergi yayıncılığı üzerine kendileriyle sohbet imkanı bulduk. Ne kadar zor şartlarda olsalar da dergi yayınını sürdürmek, daha iyi noktalara götürmek konusundaki kararlılıklarını gördük. Yunanistan’da bir azınlık statüsünde kabul edilmeleri onların özgürce bir edebiyat dergisi çıkarmalarına engel olamamış. Çok diri, sağlam ve ileriye dönük hedefleri, projeleri olan bu genç arkadaşlarla her buluşmamız heyecanlandırdı bizi.

Bu anlardan birinde, geçtiğimiz Mayıs ayında İstanbul’da düzenlenen dergi fuarında yine bir aradayken Fiyaka dergisi etrafında konuştuk, genel yayın yönetmeni Hüseyin Mehmet’le.

Fiyaka dergisinin çıkışını konuşalım önce. Nasıl başladı derginin yayını?

Dergi öncelikle bir bir aradalığın, beraberliğin hasılası diyebiliriz. Batı Trakya'da arkadaşlarla kültürel manada kendi ihtiyaçlarımızdan yola çıkarak dile getirdiğimiz ortak bir husus vardı. Dergi azlığından dem vuruyor, gençlere hitap edebilecek bir derginin nasıl bir boşluğu doldurabileceğine dair konuşmalar yapıyorduk. Her anlamda Türkiye’deki kültürel akışa, şiir ve edebiyat ortamına, düşünce dünyasındaki hareketliliğe yüzünü dönmüş olarak bir izleğimiz vardı. Bu izleğin sürülebileceği rehber niteliğinde sesini duyuran ve duruşu olan bir dergimiz olsun istedik.

Dergi ile ne yapmayı hedeflediniz?

Dergiyle bir kapı aralamak istedik. Hem öncü niteliğinde, hem gönülden gönüle organik bir rabıtanın oluşmasında kolaylık sağlanabilecek, bir elin tutulmasında, bir adımın atılmasında vesileler oluşturarak, edebiyat ve fikriyat anlamında bir izleğin muteber adreslerini işaret eden bir dergiydi hedefimiz. Dil ve kimlik açısından kaymaların, ters algıların genç dimağlardaki yerleşmelerini ve yansımalarını görüyorduk. Onca yakın, onca bizden gelenler bile bazen dışarlıklı bir bakış açısıyla tamı tamına örtüşüyor, dışarıya düşüyordu.

Hâlâ yankısı üzerimde tüten, iyi niyet çıkışlı ve bir nezaket kıyıcılığına emsal teşkil eden şu sözü bu meyanda anmak isterim: “Asimile olmayın, entegre olun.” dendiğinden beri gözümün önüne - bağışlayın- sucuk çeşnileri geliyor. Bugünlerde bahis konusu edilen bir başka kavram da “azınlık” kavramıydı. Bir başka zihin evreninde neye tekabül eder bilmiyorum ama bence tamamen ‘kısırlaştırıcı’ bir kavram. Yani bunları masaya yatırıp konuşmak ve sorgulamak gerek.

Zaman ve çağ insanı bir takım sorularla baş başa bırakır oldu. Sorularla iştigal edip, aramak ve bulmak derdinde olanla, sorulara icbar edilerek cevaplara hazırlıksız yakalananların hazımsızlık bedelini ödüyoruz. Madem ki bunu biz ödüyoruz; demek ki asıl uğraşmak zorunda olduğumuz şeyle uğraşmıyoruz, e haliyle bu da bizi yavaşlatıyor. Yavaşlamayı fark etmek, hızlanmayı gerektirir ya da hızlanmaya çağıran bir sayha değil elbet. Fakat farkında olanın, derdi yüklenmiş olanın, emanete boy vererek kabul ettim demiş olmanın önünde bugün bu kaçınılmaz engeller duruyor.

Bu engelleri kaldırmak ve işleri kolaylaştırmak, eli kalem tutan genç arkadaşlara öncü bir zemin oluşturmak da yine başlıca hedeflerimiz arasında.

Yunanistan'daki edebiyat ortamı nasıl? Geçmişten buraya değinerek neler söylemek istersiniz?

Batı Trakya toplumu Türkiye’yi anavatan olarak gören, buradaki akışa ve nabza, ister edebi ister fikri anlamda, isterse siyasi anlamda yüzü dönük bir toplumdur. En matah şey bile burada konuşulsa, orada yankısı olur.

Türkiye’deki edebiyat ve sanat ortamıyla paralellikler arz eden bir ortamdan bahsetmek mümkün. Fakat yetersiz olduğunun altını çizelim.

Sizden başka dergiler var mı? Kitap yayıncılığı nasıl?

Bizden başka aylık çıkan haber dergileri var. Mesleki dergiler var. Birkaç münferit kitap dışında kitap yayıncılığı neredeyse yok denecek kadar az.

Bir yazınızda "bizler gitgide kayıp nesiller ve karışık zihinler üreten bir çağda hatırı sayılır ve manidar bir kültür mirasının uç merkezinde yaşayan yegane varisleriz... Neyi konuştuğumuz kadar, neyi konuşmadığımız da hiç şüphesiz aynı oranda önemlidir. Ayrıştırıcı vasıfları değil, müştereklerimizi belirgin kılmak, kafa karışıklarını gidermek adına bize bu anlamda çok iş düştüğünün farkındayız." diyorsunuz. Bu bağlamda kültür ve edebiyat dünyasında nasıl bir yeri var derginizin?

Dergimiz daha çok genç kitle tarafından ilgi görüyor. Yunanistan ve Türkiye’de okuyan birçok gençle irtibatımız oldu, olması için de gayret gösteriyoruz.

Batı Trakya’da şu an çıkan bir çocuk dergisi yok, keza mizah ve karikatür dergisi de öyle. Bir çocuk dergisi düşüncemiz var, şimdilerde onun zeminini ve hayalini kuruyoruz.

Türkiye’den beklentilerimiz var.’ Bu cümlenin muhatabı kimdir, bilemiyorum. Fakat biz böyle bir cümle kurduğumuzda, ‘beklenti’ denilen şeyin beklenen kişi miyarında mukabili sahih temeller üzerine olmalı ve oturtulmalı. Dünya bir şahlanışı ya da dirilişi mi bekliyor, bu yükün bedelini kaldırabilecek yegane adres olarak Türkiye tebellür ediyorsa, vitrinden fazlası olmak zorunda. Ömer Tuğrul İnançer beyefendi bir kurum yakıştırması yaparken kullandığı ifade dikkatimi çekmişti: Tefekkür hududumuzun siyasi hududumuzun ötesine geçtiğinin ifadesidir.” Mevlam böyle güzel cümlelerin sayısını artırsın diye tam dua ediyorduk, İsmail Kılıçarslan başka güzel bir cümleyle geldi: “Balkan bölgesinde koordinasyon eksikliğimiz var. Mesela bir Balkanlar Koordinasyon Masası oluşturulmalı. Yurtdışında bizi temsil eden kurumlar birbirinden habersiz. Bölgedeki başarılı yöneticiler, hizmette devamlılık esası için rotasyona uğratılmamalı. Betona, ekmeğe yatırım yaptığımız kadar, bu bölgede kültür sanata da yatırım yapmalıyız. Ortak film, belgesel ve dergilerimiz olmalı. İki ülkenin entelektüelleri bir araya getirilmeli. Sepet ilişki modeline geçmeliyiz. Ülke Müslümanları için çalışan sivil toplum kuruluşlarına yarım değil tam destek verilmeli. Kısaca, kalıcı ilişkiler için insanlarla iletişime geçilmelidir.”

E şimdi böyle cümleler kurulur da biz beklentiye kapılmayalım mı, yeni ümitlere yelken açmayalım mı?

Bir kere bunlar kağıt üzerinden değil, rûberû konuşarak, muhabbet ortamına karışarak yapılmalı, en azından bu işe kalkışacak gönüllü akıncılara; edebiyatçılara, şairlere, ilim ve düşünce adamlarına yol açılmalıdır. “Gelin tanış olalım” düsturunu resmi söylemin kafesinden çıkartıp ete kemiğe büründürmelidir.

İşte böyle yükseltilmiş avazlara biz de ses vermek istiyoruz. Buna tekabül edecek kertede bilinçle donanmış bir neslin hayalini, ufuk çıtasını (ayaklarını yerden kesmeden) yükseklere oturtmak derdindeyiz. Bu derdi örten, meseleyi dağıtan, asıl olandan uzaklaştıran her şeyi beraber ayıklayalım, şeytanca bir ayrıştırmadan, rahmani bir birleştirmeye yönelelim, rağbete manidar olan yegane adres bellidir nihayetinde diyoruz.

 

Şakir Kurtulmuş konuştu

Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2015, 11:40
YORUM EKLE

banner19