banner17

Başbakan değil Hürbakan olayım

Bir zamanlar ölüm listesinde olan gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak'la neler konuştuk neler...

Başbakan değil Hürbakan olayım

Bir zamanlar ölüm listesinde olan yılların gazetecisi Abdurrahman Dilipak ile farklı bir söyleşi gerçekleştirmek istedik. Dilipak ile hükümet, askeriye, evlilik ve çocuk eğitimi, hatta yazmış olduğu ehliyet kitabı ile ilgili birçok konuyu görüştük. İşte ayrıntılar…

Şikayet etme direnAbdurrahman Dilipak

Pat diye bir sorsak “Türkiye nasıl kurtulur” diye; kısaca ne söylenebilir? ‘Askerin vesayetinden kurtulunca’ diyeceğinizi duyar gibiyiz ama sizce başka çözüm yolları var mı?

Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol. Hep istemekten ve şikayet etmekten vazgeç, sabırlı, kararlı, dürüst, bilgili ve cesur ol, dua et ve diren… Sonuçta her topluluk layık olduğu gibi idare olunacak ve biz kendi hakkımızdaki hükmü değiştirmedikçe, kendimizi değiştirmedikçe, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek.

Başbakan tek adam görüntüsü veriyor

Başbakanın hatalarını ya da yapmaması gerekenleri açıkça değil de gizlice de söylediğiniz oluyor mu? Yani köşenizde değil de yakınlarına ‘şöyle şöyle yapsın’ tavsiyesi oluyor değil mi?

“Ben yerinde olsaydım”; yok böyle bir şey, Bekara karı boşamak kolay diye bir söz var… Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ve her güzellik de birarada olmayabilir. Gülü seven dikenine katlanır. Çoğu zaman da evdeki hesap çarşıya uymayabileceği gibi, bize hayır gibi gelen şeylerde Allah şer, şer gibi gelen şeylerde de hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz Allah bilir. Dışarıdan bakınca tek adam görüntüsü veriyor. Çok fazla risk ve sorumluluk alıyor. Bir de o kadar çok işin içinde olunca “ol mahiler ki…” diye başlayan bir söz var. Gözünüze kibriti çok yaklaştırınca arkasında bazen bir orman kayboluyor.

Türkiye’de yaşamanın bir bedeli var

Size yönelik bir suikast planı vardı yıllar önce. Sanırım bir diğer yazar kardeşimizle yurtdışında kaldınız. Neden? Yoksa Ergenekon sizi de mi faili meçhul yapmak istiyordu?

Kim bilir, belki de… Hep hedefteydim, sanıktım zaten; Tolon’la, Koman’la, Ateş’le, Çetin Doğan’la davalı oldum. 28 Şubat öncesinde ve sonrasında bir çok olay yaşandı. Bugün de hâlâ koruma yapılıyor. Tek ben değildim, birçok kişiye yönelik suikast planları deşifre oldu ve hâlâ da oluyor. Türkiye’de yaşamanın bir bedeli var; hele birilerinin önünde, onların işlerine çomak sokuyorsanız.

Bilderberg
(+)

Bilderberg toplantılarına katıldınız mı? Sizce bu toplantının özelliği nedir? Özellikle dünya için bu toplantının önemi nedir? Türkiye hâlâ bu toplantının gündeminde mi?

Bilderberg’e katılmadım. Davos’un İstanbul’da bir forumu vardı, orada müslüman kimliğim ve kişiliğimle katıldım; müslümanların Türkiye’deki yeri ve dünyaya bakışı ile ilgili düşüncelerimi aktardım. Ben bu konuda sır demedim. Davete aracılık eden Cüneyt Zapsu idi. Yalnız katılmayacağımı söyledim, yanımda mütercim olarak da Murat Mercan vardı. Erdoğan da katılıyor. Bunların ana toplantılarından birinde –biliyorsunuz- “One minute” olayı yaşandı. Elbette Türkiye bu gün daha fazla bu çevrelerin gündeminde. Ben bu forumun üyesi filan da değilim.

Doğal yiyecekleri tercih ediyorum

Siz hâlâ gençsiniz. Bu gençliğinizin sırrı nedir? Nereden buluyorsunuz enerjiyi? Yani maşallah bunca koşuşturma…

Çok şükür sağlıklıyım ve koşuyorum. Biraz da genetik yapımdan kaynaklanan bir durum da var. Sigara içmiyorum, gazoz da kullanmam. Günde iki öğün yiyorum, doğal yiyecek ve içecekleri tercih ediyorum.

Ehliyetiniz olmadığı ve araba süremediğiniz halde bir ehliyet kitabınız var, doğru mu? Nasıl oldu bu iş?

Hazırladım ama yayınlanmadı. Ben farklı bir kitap hazırlamıştım. Sadece sınava kadar kullanılacak bir kitap değil, her zaman başucu kitabı olacak bir çalışmaydı. Ama Türkiye’de birçok şey “-mış gibi” yapılıyor.

Evliliğin dört sırrı: Sabır, şükür, empati ve dua

Örnek bir aile yaşantınız var? Bunun sebebi muhterem yengemiz hanımefendinin evin reisi olmasından mı kaynaklanıyor? Yani Hüsnü Mübarek gibi ömür boyu cumhurbaşkanı değil mi yengemiz. Kısaca ailede mutluluğun önemini özetleyebilir misiniz?Abdurrahman Dilipak

Sabır, şükür, empati ve dua. Bir de mutlulukları ve acıları paylaşmayı bilmek. Acılar paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.

Gençlere özel tavsiyeler

Gençlerimize nasıl bir evlilik yapmalarını tavsiye edersiniz? ‘Flört’ diyorlar, ‘çıkma’ diyorlar, vs. Tam anlamıyla bir evlilik sizce nasıl olmalı?

Allah’ın ve Rasul’ünün istediği gibi, akıl, ahlak ve asalet, merhamet, şefkat, sadakat... İbrahim Hakkı hazretlerine sorun. Ve gençlerimiz çok kitap okusunlar. İnternet bilgisi ile evlilik yapılmaz. İnternet bilgisi ile nasıl karı-koca olunur!? Olmaz öyle şey… Karı-koca olmanın yollarını hiçbir internet öğretemez. Ha, vardır o internet, içinizde yani kalbinizdedir. Kalbinizi dinleyin.

Nasıl bir gençlik geçirdiniz; sık sık okuyan mı, çok gezen mi?

Çok okuyan ve çok gezen. Öksüz ve yetim. Bazı şeyleri başarmak zorundaydım. Direnmek zorundaydım. Allah da yardım etti. 7 senelik imam hatip okulunu dokuz senede, 7 tane okul değiştirerek ve hep 4,5’dan beş alarak ve bir çok dersten ikmalde (Beden eğimi dahil) bitirebildim.

Yurtdışında eğitim aldınız mı?

Yurt dışında eğitim almadım. Ama konferanslar için bir zamanlar her ayın neredeyse bir haftasını yurt dışında geçirdim.

Eğitim için yurtdışına gidilmeli

Gençlerin yurtdışına gitmesini tavsiye eder misiniz?

Hem de nasıl. Hemen şimdi. Önümüzdeki hafta Suriye’ye, Gürcistan’a, Yunanistan’a gidin, nereye isterseniz oraya. Seyahat edin, rızkınız artsın; seyahat edin, ilminiz artsın; seyahat edin, bilginiz artsın.

Abdurrahman DilipakGünümüz gençliğini kısaca tanımlayabilir misiniz?

Malayaniye çok kaçıyorlar. Zevkçi, hemen yoruluyor ve ürkek. “İnternet çocuğu”, ne olacak.  Kulağında kulaklık. Marka takılıyor çoğu. Kuşkusuz hepsi öyle değil, ama diğer kısmı çok az. Para kazanmak istiyorlar, etliye sütlüye karışmıyorlar. Ne sağcı, ne solcu, futbolcu işte. ‘Dev genç’ değil, ‘sev genç!’ O nasıl sevgiyse öyle. Cinsel tutkuyu aşk zannediyor. Ben dürüst, bilgili, cesur gençleri seviyorum. Vefakâr, cefakâr, sabırlı, dost…

Bir köşe yazısını kaç saatte ya da kaç dakikada yazıyorsunuz? Yani sizi bilen biri olarak bunun çok kısa olduğunu tahmin ediyorum, doğru mu? Sizce köşe yazısında önemli olan nedir?

Ben yazıyı önce kafamda oluşturur ve bitiririm. Ondan sonra yazarım. Bu da artık parmaklarımın klavyedeki hızına bağlıdır. Dakikalarla sınırlı bir süre. Yazıyı oluşturmak ise konusuna bağlı. Önemli olan konuya hâkimiyet, kendini doğru ifade edebilmek ve hedef kitlenin seni doğru anlamasını sağlayacak bir dil kullanmak, onu düşündürmek ve sorumluluk kuşanmasına yardımcı olmak.

Medya sorumluluk sahibi değil

Türkiye'de nasıl bir medya anlayışı var? Özellikle basın konseyini komedi olarak niteleyebilir miyiz?Basın Konseyi

Medya, bilgi paylaşımını ifade eden bir coğrafya adıdır bana göre. Van ile Tahran arasına verilen ad. Medyada yaşıyoruz ama maalesef bu bilgi, ahlak ve sorumluluğa sahip değiliz. Türkiye’deki basın örgütlenmesi ve basın konseyine gelince; biraz sektör aktörlerinin ilgisizliği, biraz da bu işi kurup yönetenlerin derin bağları bugünkü sonucu doğuruyor.

Sizce geleceğin gazetecisini yazarını yetiştirebiliyor muyuz? Daha açık ifade ile ‘yetiştirdim’ dediğiniz talebeniz var mı? Ya da öğrencileriniz var mı?

Benim hayata bakışım, tempom çok farklı. Normal insanların bu tempoya dayanması her zaman mümkün olmayabilir. Benim ilkelerim dışında dayandığım bir kurum, güç, ülke, tarikat, parti, örgüt de yok. İnsanların kolay kabul edecekleri bir durum değil bu. Her gün yeniden doğmak, kendini ve hayatı sorgulamak… Kendi türünün tek örneğidir bazı insanlar. Zor kişiliklerdir.

Türkiye’de STK’lar sivil değil

Türkiye'deki STK'ların gücünü nasıl buluyorsunuz? Neden insanlar bir sivil toplum örgütüne üye olmaktan korkarlar? Bu da mı 12 Eylül hastalığı yoksa?

Berbat. Öncelikle STK’ların, adı gibi sivil olmadığını söyleyebilirim. Sivil, resmî ya da siyasal olmayan demektir. Sivil toplum, askerin değil, siyasî toplumun alternatifidir. Zaten memur sendikaları, odalar yasayla kurulan, üye olma zorunluluğu olan, gayeleri yasayla belirlenmiş oluşumlar; siyasî yapılar değil. Bunlar yarı-resmî örgütler, ya da demokratik kitle örgütleridir. Tabii örgüt deyince insanların aklına suç örgütü geliyor. Hâlâ izinsiz gösteriden, yasak yayından söz ediliyor. Fikir ‘suç’, kitap ‘suç aleti’, düşünen adam ‘potansiyel suçlu’ olunca olacağı budur. 12 Eylül değil, daha öncesinden bu böyle idi. Tek parti zihniyetinin ürünü. Toplum hâlâ tebaa ve reaya konumunda.

90 yıllık bir yapı tasfiye ediliyor

Sizce Ergenekon ne zaman biter? Yani sonucu ne zaman belli olur ya da başka bir ifadeyle bu kanalizasyon temizliği daha sürer mi?

1000 yıl sürmeyeceği kesin. Ama bu iş bugünden yarına bitmez. 90 yıllık bir yapının tasfiyesinden söz ediyoruz. Her aşamada yeni bilgi ve belgeler ortaya çıkıyor. Birinci etap biter, başka bir etap başlar. Bugün sanık sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Daha binlere ulaşmadık. Ergenekon gibi onlarca yapı var. Sabırlı olmak lazım. Daha yolun başındayız.

Size imkân verseler, yani her türlü imkânı, nasıl bir gazete çıkarırsınız ya da nasıl bir TV olmasını istersiniz?

Bir defa medya grubu olması lazım; radyo, TV, gazete, dergiler, kitap yayını, internet portalı. ‘Poli-media’ olmasını isterim. Çok dilli, çekilen medya. Okur kendine göre özelleştirebilmeli internetteki yayınları ve tepki verebilmeli. Hibrit özellikte olmalı, dinamik. ‘IP TV’ ve ‘Niş Media’ türü. Yeni kuşak yayıncılık, ‘e-library’, ‘e-museum’, ‘e-book, ‘e-magazine’, ‘e-Rd.’, ‘IP TV’ vs.

Hükümette bakan olma imkânı olsaydı hangi bakanlığı tercih ederdiniz? Neden? En acil kültür mü yoksa ekonomi mi?

Başbakan olmak varken!:-) Ama şaka, ben sivilim, ‘Hür Bakan’(?!) olmak isterim. Ben özgürce yüzümü Hakk’a ve halka dönüp bakabilmeliyim. Cevap yok. Susma hakkımı kullanıyorum.

Bilime yatırım yapan az zenginimiz var

Türkiye’nin stratejik araştırma yani beyin fırtınası yapan kuruluşlara ihtiyacı var. Sizin de buna benzer bir şirketiniz vardı değil mi?

Önemli bir kuruluştu, iyi başlamıştık, ama 28 Şubat’ta kırıldı. Görünmeyen değerlere para verecek sermaye adamı lazım. Ne yazık ki, bizim zenginimiz genelde ve büyük ölçüde havâs değil. Bilime, sanata, fikre yatırım yapan çok az sayıda insan var. Bir gün mutlaka olacak bu. Bugün de büyük ihtiyaç bana kalırsa ama! Eskiye göre daha iyi, ama sanırım biraz daha beklememiz gerekecek.

 

Fahri Sarrafoğlu sordu

Güncelleme Tarihi: 27 Temmuz 2010, 00:15
YORUM EKLE
YORUMLAR
şd
şd - 8 yıl Önce

Çok güzel bir röportaj gerçekleştirilmiş, tebrikler...

Esad Eseoğlu
Esad Eseoğlu - 8 yıl Önce

Dilipak Amca (ya da Abi mi desek:)) samimi sorulara eğlendirici ve bilgilendirici cevaplar vermiş. Röportajın bizimle paylaşılması adına muhabire ve dünyabizim ekibine teşekkür ediyorum.
ünlü simalara havadan sudan sorular sormak çok daha iyi oluyor. daha hızlı okuyası geliyor insanın ve sıcak bir havaya sahip oluyor. devamı gelir inşallah bu tip röportajların.

kaptan-ı derya
kaptan-ı derya - 8 yıl Önce

Dilipak'ı Allah için çok seviyorum.

M.bilal alkan
M.bilal alkan - 8 yıl Önce

ya muhabirin dilinden ya da dilipakın tatlı dilinden...hafta sonu için okunması gereken güzel bir röportaj olmuş....Kuru kuru gitmiyordu böyle neşeli röportajların devamını diliyoruz...Aslında ince cevaplarda vermiş sayın Dilipak anlayana artık..Teşekkürler Sarrafoğlu

banner8

banner19

banner20