Banu İnan: Babam Müslümanlara bir Mescid-i Aksa umudu bıraktı

Mehmet Akif İnan’ın hayatını, eserlerini ve aksiyon adamı kimliğini kızı Banu İnan ile konuştuk. İşte kızının ağzından şefkatli, sevecen, cömert, vefalı bir insan olarak Akif İnan portresi… Halil Solak’ın ropörtajı.

Banu İnan: Babam Müslümanlara bir Mescid-i Aksa umudu bıraktı

Akif İnan nasıl bir babaydı?

Babam insanî vasıfları çok yüksek bir kişiliğe sahipti. Çok sevecen bir babaydı. Babamla aramızda çok derin bir sevgi bağı vardı. Ona çok saygı duyardım. Aynı zamanda çocuklarım için de çok şefkatli, sevecen unutulmaz bir dedeydi. Bana ve çocuklarıma daima “yavrucuğum” diye seslenirdi. Evlenip babamın memleketi olan Urfa’ya gelin geldim, babam o sırada Ankara’daydı. Tek çocuk olmam sebebiyle her zaman beni arayıp sorardı. Herhangi bir sıkıntım olduğunda çözüm bulmaya çalışırdı. Urfa’ya evimize geldiğinde ben ve çocuklarım çok sevinirdik. Özellikle bayramları beraber geçirirdik. Ben hayatım boyunca onu örnek aldım. Hayatımızda ben ve çocuklarım onun bıraktığı boşluğu asla dolduramadık. Bizi tatile ve şiir şölenlerine götürürdü ve beraber olmaktan çok mutlu olurdu. Babam aynı zamanda çok disiplinli bir insandı. Her zaman hayata pozitif bakmamı, olumlu olmamı isterdi. Aile ve akraba bağları çok güçlüydü. Babam çok mert, çok cömert, dünyalık vasıflara, maddiyata önem vermeyen, manevi değerlere sahip çıkan asil durusu ile hep örnek olmuştur. Vefayı, sevgi ve saygıyı, özveriyi, dostluğu, olgunluğu, dürüstlüğü, çalışkanlığı, dik durusu, haklının yanında olmayı ondan öğrendim. Aynı zamanda çok hassas ve duygusal bir yapısı vardı. Onun gibi bir babaya sahip olduğum için çok gurur duyuyorum ve şükrediyorum.

Babamla beraber ben ve çocuklarım yazın tatile giderdik. Bir gün deniz kenarında oturduk, bana hayallerini söyledi. “Deniz kenarında bir küçük bahçeli evim olsa da doya doya orada şiir yazsam” demişti. Şiir bir yaşam biçimiydi bizim için. Ona, “Ben senin gibi güzel bir baba görmedim” dedim, o da “Ben de senin gibi güzel bir evlat görmedim yavrucuğum” demişti. Gözlerim dolmuştu… Daha nice gerçekleştirmek istediği şey vardı yüreğinde ama ömrü yetmedi. Babam arkamda kocaman bir dağ, elim, ayağım, kolum kanadımdı. Dünya hayatı ondan sonra çok renksiz ve tatsız bir hâle geldi benim için. İçimi burkan dizelerinde söyle sesleniyordu: “Geldim gidiyorum ben mahzun şarkı İncisi içinde bir midye gibi”.

“Şair/Yazar Akif İnan” ile karşılaştığınız o ilk anı hatırlıyor musunuz?

Babamı zaten hep okuyup yazarken gördüğüm için kanıksamıştım; o her zaman yoğundu. Evimize babamın üstadı Necip Fazıl gelip kalırdı. Onunla ve Yedi Güzel adamla birlikte bizim evimizde sohbet ederlerdi ve bende bu sohbetlerde bulunma sansına eriştim. Hepsi ile ayrı ayrı anılarım vardır. Mesela dört beş yaşlarındaydım. Necip Fazıl bizde kalmıştı. Onunla evcilik oynadık, sonra ben ona oyuncak bebeğimi sallatıp ninni söyletmiştim. O sırada bakkalda olan babam eve dönünce çok sasırdı, “Aman Üstadım estağfurullah!” diyerek elinden tutup kaldırmak istedi ama Necip Fazıl “Bu çocuk bir dahi Akifçiğim, hiç bozma oynuyoruz evlatla” demişti.

Yazarkenki hâline hiç şahit oldunuz mu?

Babamı dışarıda işleri, okulu ve konferansları olmadığı zamanlarda odasındaki masasında yazı veya şiir yazarken bulurdum. Odama daktilo sesleri gelirdi. Her gün gazeteye günlük makale yazardı. Sohbetini dinlemeye gelen misafirler olmadığı zaman daima yazardı. Şiirlerini özenle yazar, bir kelime için günlerce düşünürdü. Yazarken muhakkak sessizlik isterdi.

Size hiç şiir okur muydu?

Babamla ben lisedeyken sınav öncesi edebiyat dersine çalışırdık. Gazelleri aruz ölçüsüne göre okurdu. Ayrıca bana küçükken Yunus Emre ve Karacaoğlan’ın şiir kitaplarını hediye etmişti. Her gün bir şiir ezberleyip kendisine okumamı ister, ezberleyince de beni ödüllendirirdi. Bana, “Yunus Emre’nin bir şiiri okunduğu zaman onun şiiri olduğunu bilmelisin” derdi. Ben de babam sayesinde Yunus Emre ve Mevlana hayranı oldum.

Sizin edebiyatla / kitaplarla aranız nasıl? İyi bir okur musunuz? Akif İnan’ın sizin bu yönünüze nasıl bir katkısı oldu?

Ben lisede edebiyat bölümünde okudum. En sevdiğim ve başarılı olduğum ders edebiyattı. Ortaokul ve lisede şiir yazma, okuma ve kompozisyon yarışmalarında birinci olurdum. Çocukluğumdan beri şiir yazıyorum. Babam benim için “gizli şairdir” derdi. Çocukken Cahit Zarifoğlu bana bir şiir defteri hediye etmiş, “Şiirlerini bundan sonra bu deftere yaz” demişti. Hâlâ o defteri kullanırım. Kitap okumayı da çok severim. Babam bana kitaplığından kitaplar önerirdi. Klasikleri, Necip Fazıl’ı ve “Yedi Güzel Adam”ın kitaplarını okuduğumu hatırlıyorum. Ayrıca bana ehl-i beyti anlatan bir kitap serisi de hediye etmişti. Malcolm X’i de onun tavsiyesiyle okumuştum. Babamın odasında dört tarafı kitaplarla kaplı bir kütüphanesi vardı. Babam Fuzulî, Nefî, Nabî, Şeyh Galip hayranıydı. İlk gençlik yıllarında aruz vezniyle şiirler yazmıştı. Özellikle Ahmet Hâşim ve Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerini çok sever, ezbere okurdu. Zaten Necip Fazıl ekolünde yetiştiği için onun bütün şiirlerini ezbere bilirdi. Her görüşten yazarın eserlerini de takip ederdi. Ayrıca kütüphanesinden kendi yazdığı kitaplardan da bulundurur, hep hediye ederdi. Vefatından sonra kitaplarını Urfa’ya getirdik ve kütüphanesini Urfa’da adına açılan Mehmet Akif İnan ilköğretim Okulu’nun kütüphanesine bağışladık.

Akif İnan’ın sizi en çok etkileyen eseri (ya da şiiri) hangisidir diye sorsam?

Benim en çok sevdiğim şiiri “Terci-i Bend (Zaman)” adlı,

Susarak anlattın bütün gizliyi

Sakladım duygumu ben konuşarak

diye başlayan şiiridir. Bir de “Arzıhal”  şiirini çok severim. Ayrıca Mescid-i Aksa şiiriyle de babam “Kudüs şairi” diye anılır. Babam bütün Müslümanlara bir Mescid-i Aksa umudu bıraktı. Bir gün Müslümanların bu değerlere sahip çıkması umudunu verdi bizlere bu şiirinde. Babamın gözlerinde daima bir hüzün saklıydı. Acı çeken her Müslümanın ve mazlum İslam coğrafyasının hüznünü taşırdı yüreğinde. Babamın bütün şiirlerine hayranım tabii. Kendine özgü, kimseye benzemeyen bir tarzı var. Kendi öz geçmişine ve kültürüne sahip çıkan soylu bir duruşa sahip. Şiirleri sayı olarak az gibi görünse de içerik olarak çok zengindir. Bir mısraı bir şiire bedeldir. Şiirleri sosyal mesaj verdiği gibi aynı zamanda lirik, duygu doludur. Ayrıca vefatından önce kitaplaştırmayı çok istediği “Yusuf ile Züleyha” mesnevisi için 5 bin beyit yazmış. Bizim bundan haberimiz yoktu vefatından sonra öğrendik. Maalesef babamın bu eserini bulamadık, hâlâ kayıp ve ben bu duruma çok üzülüyorum. Hayattayken iki şiir, iki nesir, bir de ders kitabı vardı. Vefatından sonra yazdığı yazılar toplanarak sekiz kitabı daha basıldı. Babam ömrünü kendi kültürümüz ve manevi değerlerimiz için hak ve adalet mücadelesi ile Allah’ın rızasına uygun bir şekilde geçirdi. Yeni neslin onun eserlerini okumasını ve babamı tanımasını öneririm. Babamın vefatından sonra eserleri toplandı ve su an da bütün kitapları İz Yayınları tarafından basılıyor.

Babanızın bir aksiyon ve teşkilatçı bir tarafı var. Bu isleri yaparken hiç yorulmaz mıydı? Sizde sendika vs. alanında çalışması nasıl bir etki yaptı?

Babam 1992 yılında Eğitim Bir-Sen’i kurdu ve genel başkanlığını yürüttü. Aynı zamanda bu konularda yazıları ve konferansları da vardı. Babam sendikayı çok zor şartlarda kurdu ve çok emek verdi. Bu çalışmalar kendisini çok yormuştur ama onun kurduğu sendika, simdi en çok üyeye sahip büyük bir sendika oldu. O zaman otobüsle il il dolaşıp konferanslar verirdi, eve gelince de böbreklerinde taş olduğu için çok sancılanırdı. Sendikanın mitinginde zatürre oldu ve hastalandı. Hak ve adalet arayışı adına verdiği mücadele için ona çok şey borçluyuz. Sendika babamın adına Ankara’da Mehmet Akif İnan Vakfı kurdu. Bunlar çok gurur verici işler… İnşallah onun misyonunu doğru şekilde sürdürürler.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bir anımı daha paylaşmak isterim: Küçük kızım İsra Nur beş aylıkken babam vefat etti. Kızımın adını babam koymuştu. “İsra yükselmek anlamına gelir, kişiye konulan isim fıtratına yansır” derdi. İsra onu hatırlamıyor ama onun şiirleri ile büyüdü, okulda onun şiirlerini okudu, görebilseydi dedesini ancak bu kadar severdi. Bir gün İsra dört beş yaşlarındayken yanıma geldi ve “Anneciğim, cennetin telefon numarası var mı?” diye sordu. Sasırdım, “Dedemi arayacağım, onu görmek istiyorum” dedi. Hasret ve onu görme arzusu çocuk saf gözlerinden okunuyordu. O zaman çok ağlamıştım. Bir gün inşallah cennette buluşabilmek dileğiyle...

O bizim için daima yaşıyor çünkü şiirinde söyle sesleniyordu:

Kim demiş her şeyin bitişi ölüm

Destanlar yayılır mezarımızdan

“Akif İnan’ın kızı Banu İnan: Babam Müslümanlara Bir Mescid-i Aksa Umudu Bıraktı”, MAKAS dergisi, Şubat-Mart 2019, sayı 6.

Güncelleme Tarihi: 17 Nisan 2019, 10:13
YORUM EKLE

banner19

banner13