Ayşe Tuğba Coşkuner: “Her eğitimci bir bahçıvan, her çocuk da bir çiçektir.”

“Çocuklar çocuk kalabilsin diye…” mottosuyla kalemini konuşturan ve aynı zamanda Matematik Öğretmeni olan Yazar Ayşe Tuğba Coşkuner ile okumak, yazmak ve öğrenmek kavramları doğrultusunda keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Ayşe Tuğba Coşkuner: “Her eğitimci bir bahçıvan, her çocuk da bir çiçektir.”

Yazı yazmanın iyileştirici bir yönü olduğu söyleniyor bu konudaki düşünceleriniz nelerdir siz yazı yazarken ne hissediyorsunuz?

Yazı yazmak tedavi olarak da kullanılan bir yöntem. Elbette ben de yazdıkça kendimi daha iyi hissediyorum. Hayal kırıklarımı, öfkemi, hayallerimi, yenilgilerimi başka yollardan ve nahoş bir şekilde dile getirmek yerine yazarak anlatıyorum. Bu, hem zararsız hem de yapıcı, işe yarar, besin değeri yüksek bir seçenek. Ama bunun dışında yazmaktan zevk alıyorum. Bir şeyler üretmenin hazzına erişiyorum.

Yazmaktan en keyif aldığınız kitap hangisiydi?

Hepsini yazarken keyif aldım. Ama bazılarından daha fazla tatmin oldum. “Puhu Kuşu Kasabası” ve şu an yazdığım öykü kitaplarımdan aldığım lezzet bambaşka. Çünkü farklı teknikler kullandık ve zor konuları işledik.

Hiç şu konuda bir kitap yazmak isterdim deyip kendinizde o cesareti bulamadığınızdan dolayı bu durumu ertelediğiniz oldu mu?

Pek olmadı. Ben Allah’ın gönlümüze düşürdüğü şeylerin yeteneklerimiz doğrultusundaki işler olduğuna inanıyorum. Bir şeye sevdalanıyorsak muhtemelen o bize nasip olacaktır. Sadece sebat etmek, çalışmak ve rıza göstermek gerekiyor.

Yazılarınıza en son dışardan bir göz olarak bakıp eleştirdiğiniz oluyor mu?

Elbette. Bazılarına bakıp “Bunu nasıl yazmışım da utanmadan bir dergiye göndermişim?” diyorum. Zaten yazdıklarınızı beğeniyorsanız sıkıntı var demektir. Dün yazdığınız şeyi bugün beğenmemeniz lazım ki aradan geçen bir gün işe yaramış, boşa geçmemiş olsun.

Yazan insanların hayatlarında genelde hep bir kırılma noktası olduğunu gözlemliyoruz, sizi yazarlığa yönlendiren böyle bir noktanız var mıydı?

Ben liseden beri çok iyi bir okurum. Yazmaya yine lisede yerel gazetelerde başladım. Bu bir tutkuydu. Yazmasaydım yaşayamazdım, demiyorum. Bu çok afili bir iddia. Yazmasaydım da yaşardım. İnsanlar bu coğrafyada nelere rağmen yaşıyorlar, ben çıkıp da yazmasaydım yaşayamazdım dersem ayıp olur. Ama yazarak bir başka yaşadım, yaşıyorum. Kendi çabamla gerçekleşti her şey. Elbette çok güzel insanlarla karşılaştım, bana önder oldular. Ama birisinin gelip de elimden tutup beni yazar yapmasını beklemedim.

Sizce kitaplara erişebilmenin bu denli kolay olduğu bir zamanda okuma oranlarında neden bir düşüş yaşanıyor, insanların okumaktan çok bir şeyleri dinlemeyi ya da izlemeyi tercih etme sebeplerini nasıl yorumluyorsunuz?

Düşüş yaşanıyor mu, bilmiyorum. Medya sürekli bunu söylüyor ama verilere bakmak lazım. Herkes kitap okumak, kitaplarla öğrenmek zorunda da değil. Mesela, ben de izleyemiyorum. Hepimizin farklı öğrenme biçimleri var. Elbette okumak en entelektüel seçeneklerden biri. Eğer bir düşüş varsa da bu kitabın kolay ulaşılabilir bir şey olmasından da kaynaklanabilir. Ben lisedeyken harçlıklarımı biriktirir, gizli gizli kitap alırdım. Eve gizli gizli sokardım kitapları ve kitabı beğenmesem bile okuyup bitirirdim. O kadar zahmete katlanmışım, bitirmemek veya okumamak olmazdı. Ama şimdi her kitaba her yerde uygun fiyatlarla ulaşabiliyoruz. Bu da belki bizi kıymet bilmez yapıyordur.

Çocukken okuduğunuz ve hâlâ etkisinden çıkamadığınız bir kitap var mı?

Ben düzenli ve nitelikli okumaya sekizinci sınıfta başladım. “Gazap Üzümleri”, “Gün Olur Asra Bedel”, “Oblomov” en sevdiklerimdendi.

Ailelerin, çocukların sağlıklı bireyler olarak yetişmesi adına aldığı tedbirleri biliyoruz. Çocuklarda yeme, içme, uyku hatta izlenme alışkanlıklarına kadar birçok adımlar atılıyor. Peki, sizce okuma alışkanlığına dair adımlarda aynı ölçüde atılıyor mu?

Bence bir çocuğun okuma alışkanlığı kazanması için kurallar koymaya, kaplan anne ve baba olmaya gerek yok. Evde geniş ve sağlam bir kitaplığın olması, evdeki bireylerin okur sayılabilmesi, çocuğun bu kültürle büyümesi yeterli. Şimdi ebeveynler iyilik yapalım derken işi abartıyor. Ve ben görünce, “Ama bu resmen denetimli serbestlik.” diyorum.

Ülkemizde özellikle de eğitim alanında çok sert bir ayrım var: “Sayısalcılar ve sözelciler” Siz bir matematikçi olarak bu genel yargıda istisna olabilmeyi nasıl başardınız?

Hangi alanda eğitim alırsanız o alanda bir bıkkınlık oluşuyor insanda. Çünkü belli müfredat ve sınavlara tabi tutulmanız sizi o alandan soğutuyor. Bu da mevcut eğitim sistemimizin despot ve ruhsuz olmasından kaynaklanıyor. Oysa tat, haz, lezzet, merak, sevgi odaklı olmalıydı. O yüzden çok fazla sözelci olup da eline kitap almayan ama sayısalcı olup da yazan, okuyan insan görüyoruz.

Teknolojik değişim ve dönüşümler etrafında görsellik hayatımızın çok önemli bir parçası hâline geldi. Özellikle de g örsel medya. Çocukları bu dünyadan çekip kitaplara daha çok yönelmelerini sağlamak bağlamında neler önerebilirsiniz?

Bu çok zor bir soru. Başta eve televizyon almamak bir çözüm olabilir. Zaten televizyon bilgisayarlar çıkalı vizyonunu kaybetti. Medyaya karşı aileyi koruyabilmek için çocuğu teknoloji ile geç tanıştırmak, dergi ve gazete abonelikleri yapmak, her bireyin odasında bir kütüphane olması, gerekirse evin büyük bir odasını çalışma odasına çevirmek, düzenli masal veya şiir okuma saatleri belirlemek belki bu dediklerinize engel olabilir. Ama ne yazık ki anne ve babaların birçoğu da bu düzeni hayata geçirecek cesaret ve yeterlilikte değil.

İsmet Özel’in şu meşhur dizelerini biliriz;

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?

-Yaşama!

-Ya bileydim?

Yazar: Mıydım

Hiç: Şiir.

Yazmak ile yaşamanın birbiri içindeki girift macerasının aksettirildiği bu dizelere göre sizin için yazmak ve yaşamak arasındaki ilişki nedir?

Üstadın elbette bizden çok daha derin bir hayat anlayışı var. Daha önce de cevabını verdiğim gibi şimdi farklı düşünüyorum ama eğer bir gün onun bilgeliğini ulaşırsam belki kendisiyle aynı fikri paylaşırım.

“Çocuklar ve Çiçek Mezarlıkları” adlı kitabınızda “Her eğitimci bir bahçıvan, her çocuk da bir çiçektir.” diyorsunuz. Bahçıvanlık serüveninizde karşılaştığınız kırılgan çiçekler mi sert ve dayanıklı olanlar mı daha çoktu? Bu çeşit çeşit çiçekler ile olan ilişkinizi nasıl sürdürdünüz, biraz bahseder misiniz?

Öğretmenseniz eğer çiçeklerinizin özellikleri coğrafyaya, yakın tarihe ve çocukların yaşına göre değişir. Her dönem farklı çocuklarla çalıştım. Hatta bir dönem bir çocuğum fesleğene benzerken diğer dönem lotusa benzedi. Çocuklar değişiyor, her şey gibi. Sabretmek, dersten daha fazlasına odaklanmak, kalbinin içinde uçuşan kuşun kanat seslerine kulak vermek gerekiyor.

Okuduğunuzda etkilenip de “Bu kitabı ben yazsaydım” dediğiniz bir kitap oldu mu?

Çok oldu. “Feo ve Kurt”, “Eskici ve Oğulları”, “Bir Kadın Düşmanı”, “1984”, “Cesur Yeni Dünya” sadece birkaç tanesi.

Oldukça aktif olduğunuzu görüyoruz, bu yoğunluğun içinde bazı olaylara yetişme problemi yaşıyor musunuz? Bu yazdığınız ya da yazacağınız eserlere yansıyor mu?

Elbette yaşıyorum. Ama yazmaya yoğunlaştığım zamanlarda diğer bütün işleri donduruyor ya da erteliyorum. Yoksa hepsini aynı anda yürütmek çok zor. Hem eğitimler veriyorum hem aktif olarak öğretmenlik yapıyorum hem yayın danışmanlığı ve editörlük işlerini yürütüyorum. Bir de bunların yanında yazmaya çalışıyorum. İşte sonuncusuna yoğunlaşmam gerektiğinde birkaçı hariç geri kalanı kısa bir süreliğine hayatımdan çıkarıyorum.

Bir kitabın okuyucu tarafından benimsenmesini sağlayan unsur, kitapta kullanılan dil midir yoksa oluşturulan karakterle arada kurulan bağ mıdır?

Hepsi! Hatta aralarına atmosfer, kurgu, yazarın imajı, kitabın kapağı, karakter isimleri, kitabın çıkış mevsimini bile ekleyebiliriz. Birçok parametre var.

Aktif medya kullanımının artmasıyla birlikte genel anlamda okuma oranlarında gerçekleşen düşüş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medyayı kullanış amacınıza göre ikisinin dengelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sosyal medya ile geçirilen zamana sınır koyulmalı mutlaka. Çünkü hem stres olmanıza sebep oluyor hem hayal gücünüzü öldürüyor hem de sizi atıllığa sürüklüyor. Okuma oranını düşürmesi çok normal zaten. İnsanlar medyada gördükleri malayani yazılarla tatmin olmaya başlayalı beri kimseye klasikleri okutamıyoruz.

Yazma eyleminiz nasıl bir ortamda gerçekleşiyor bunun için özellikle belirlediğiniz/ tercih ettiğiniz bir köşe ya da mekânınız var mı?

Ben genelde kendi çalışma odamda ve geceleri yazıyorum. Sesli bir ortamda ya da dışarıda yazmam mümkün değil. Çünkü yazdıklarımı sesli okumam gerekiyor.

Pandemi sürecinde internet sitelerindeki kitap satışlarının ciddi oranda arttığını gördük. Sizce insanların kendi iç dünyasına döndükleri bu dönemde kitapları tercih etme sebepleri ne olabilir?

Herkes bu süreçte sanata ve edebiyata yöneldi. Aynı artış boya ve fırça gibi sanatsal malzemelerde de oldu. Demek ki biraz yavaşlasak ve evlerimize dönsek ruhumuz çok güzel bir dönüşüm geçirecek.

Yazı yazmak isteyip bir türlü kendinde o cesareti bulamayan kişilere ne tavsiye edersiniz?

Yazmak için birilerinin kendilerini motive etmelerini beklemesinler. Eğer bunu bekliyorlarsa yazmak istemiyorlardır. Ne demiş üstad, “Yola ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla çıkılır.” Bu konuda bir iştah, karşı konulamaz bir istek duymalılar.

Özellikle çocuklar için yazdığınız kitaplardaki karakterleri hangi çerçevede oluşturmaya çalışıyorsunuz?

Eğlenceliler, zıpırlar, herkes gibi öfkelendikleri ya da mutluluktan çıldırdıkları zamanlar oluyor. Cesurlar, azıcık asiler, dönüşüme açıklar, dönüştürücüler, yetişkinlerin her dediklerini yapmıyorlar, sorgulayıcılar.

İyi bir okuyucuyu nasıl tanımlarsınız?

Birisi önermeden de kendine hoşlanabileceği kitaplar bulan kimsenin okumadığı kitapları keşfeden kişiler bence iyi okuyuculardır.

Kullanmaktan en hoşlandığınız deyim?

Köküne kibrit suyu dökmek.

İzlerken en keyif aldığınız film?

Çok var ama şu an aklıma “Edebiyat ve Patates Turtası Derneği” geldi.

Sizce edebiyatın rengi nedir?

Beyaz

Hangi kitap karakteriyle arkadaş olmak isterdiniz?

Yeşilin Kızı Anne

Fatma Elifnur Kaya

Büşra Çakırhan

Hüma Dergisi Ağustos-Eylül 2020, 5. Sayı

Yayın Tarihi: 28 Aralık 2020 Pazartesi 15:16
banner25
YORUM EKLE

banner26