banner17

Ayşe Şasa için tasavvuf soylu bir hâl ilmiydi

İbrahim Ethem Gören, birbirinden âlâ eserleriyle Türk sinemasına beyaz perdenin tam orta yerinde kaybettiği mana ve hikmet boyutunu zerk etme telaşında bulunan Ayşe Şasa merhumeyi sinema eleştirmeni İhsan Kabil’le konuştu.

Ayşe Şasa için tasavvuf soylu bir hâl ilmiydi

Senarist Ayşe Şasa Hanımefendi’yi bundan tam kırk gün önce Fatih Camii’nden ebediyet âlemine Tuğrul İnançer üstadın “Er kişi niyetine” kıldırdığı cenaze namazıyla uğurlamıştık. Ayşe Hanım artık kırklara karıştı. Rahmeti vesile kılarak, birbirinden âlâ eserleriyle Türk sinemasına beyaz perdenin tam orta yerinde kaybettiği mana ve hikmet boyutunu zerk etme telaşında bulunan Ayşe Şasa merhumeyi sinema eleştirmeni İhsan Kabil’le konuştu.

İhsan Bey, Ayşe Hanım’la uzun yıllar teşrik-i mesainiz oldu. Nasıl tanıştınız, sonraki dönemlerde irtibatınız nasıl devam etti?

Ayşe Hanım’la tanışmam yirmi yıl kadar önceye gidiyor. Amerika’dan, sinema alanında yüksek lisansımı tamamlayıp Türkiye'ye döndüğüm zamandı. Amerika’ya gitmeden önceki benle, döndükten sonraki kişi aynı değildi. Manevi yanları daha zayıf biri olarak gidip, kendi inanç kökleriyle daha bir ünsiyet içinde olan biri olarak dönmüştüm. Türkiye’nin yerli kültürel dinamiklerine sahip çevrelerle tanışmaya başlamış, bu meyanda yolum tabii olarak Ayşe Şasa’yla kesişmişti.

Ayşe Hanım, bir sinema insanı olmakla kalmıyor, büyük bir ruhî dönüşüm geçirerek, manevi hayatta da merhaleler kat etmiş ve etmekte olan biri olarak takdire şayan bir hal sergiliyordu. Kendimle arasında bir paralellik, bir ruh yakınlığı kurmuştum. Batılı bir eğitim ve hayat tarzı formasyonundan gelip, sonrasında kaderin bir hamlesiyle varoluşsal bir dönüşüm geçirerek, bu coğrafyanın, iklimin rayihasıyla hemhal olup sahih tasavvufun hâlesine girmişti. Konuşmalarımız ülkenin modernleşme sürecindeki sancılardan, sinemanın manevi bir duyarlılıkla nasıl aşkın bir dile kavuşturulabileceği üzerine ve tasavvufun insan hayatı üzerindeki anlamına dair gelişiyordu. Bundan sonrası her zaman için ya telefon marifetiyle veya bizzat yüz yüze görüşerek, çeşitli kişisel ve topluma, dünyaya, varoluşa, yaratılışa dair kendiliğinden gelişen sohbetler şeklinde oldu. Türkiye’de veya dünyada yaşanan herhangi bir sorunla ilgili günün herhangi bir saatinde açtığı telefonlarda hep yapıcı, olumlu, alarme etmeyen bilgiler aktarırdım kendisine ve bundan bir nev’i sürur duyardı.

Ayşe Şasa’nın insani vasıflarına ve “ruh macerası”na değinir misiniz?

Ayşe Hanım çok asil bir hâlet-i ruhiyeye sahipti. Hayatın malayani taraflarına hiç tevessül etmeden bir söylem tutturuyordu. İnsani iletişime çok değer veren, okuyan, duanın gücüne inanan, varoluşsal dönüşüme dair heyecanlar duyan, insan-ı kâmil mahiyetini arayışını daima sürdüren bir çaba içersindeydi.

Yabancı dadıların elinde büyüyüp, katı Batılı bir eğitim formasyonu alıp, materyalist bir hayat tarzının içinden geçtikten sonra, şizofreninin hem metaforik hem de gerçek manasını yaşadıktan sonra, manevi hayatın sükunetli limanında yeniden doğan bir anka kuşunu hatırlayabiliriz, Ayşe Hanım’ın özelinde. Bu süreçten sonra zaman zaman yaşadığı ruh dalgalanmalarında da muhakkak duanın şifa verici mahiyetinin âlemine girerdi; duanın gücüne çok çok fazla inanırdı. Batı düşüncesinin ve sanat anlayışının bir noktada tefessüh içinde bulunduğunu, bazı şeyleri idrak edememelerinin kalp gözüyle alakalı olduğunu, her zaman hidayet ve selamet dileğinde bulunulması gerektiğini savunurdu.

Hakk ve hakikat namına adanmış bir kişiliğe sahipti. Bu hususiyetine dair şahitliklerinizi işitmek isteriz…

Dervişane bir yaşam onun için olmazsa olmazlardandı. Seyr-i sülûk anlayışına ziyadesiyle önem veriyordu ve bunun ancak bir mürşidin önderliğinde gerçekleşeceğine inanıyordu. Ayrıca yeryüzündeki ve dünya hayatındaki oluşumlara yönelik her daim hayret makamında olmayı, bulunmayı çok önemsiyordu.

Kişiler hakkında konuşurken, her zaman bir seviyenin üzerinde kalmayı yeğlerdi. Mürşidin insan hayatı üzerindeki yerine çok önem verir, onun hallerinin kişinin kendisi için de ne kadar yol gösterici olduğunu belirtirdi. Kanaat ve tevekküle çok önem verirdi, özellikle tevekkül etmenin mükâfatlarla neticeleneceğini bildirirdi. Hiçbir zaman hırs yapmaz, bir ihtiras tavrına girmez, mütevazılığın ince, süzülmüş ruh haletini üstünde taşırdı.

Ayşe Hanımın tasavvufla tanışması ona ve fikriyatına neler kazandırmıştır?

Ayşe Hanım için tasavvuf, hayatın bir rafine edilişi, üst bir katman, soylu bir hâl ilmiydi. Bu tanışma, içinde bulunduğu bulanık ruh hali ve insani şartların arınması, berraklaşması, metafizik âlemin imkânlarının önünde açılmasıyla aynı anlama gelmekteydi.

Sinema düşüncesi için de kesinlikle estetik bir söylem çerçevesi anlamına gelmiştir. Oradaki ince nükte, sembolik anlatım, metafizik alan genişlemesi sinema dili ve estetiği içinde Ayşe Hanım için son derece çığır açıcı olmuştur. Tasavvuf onun için daha önce sol düşünce muvacehesinde devrim ne anlama geliyorsa, ferdi manada yapısal dönüşüm ve izzete erişti. Yaratılışın katmanları manasında mikrokozmdan makrokozma bütün bir kâinatının varlığının açıklanma zemini ve çerçevesi, hâl ve oluşun en kavi tanımlayıcısıydı.

Ayşe Şasa’nın Türk sinemasında durduğu yer hakkında neler söylemek istersiniz?

Ayşe Şasa, tanıştığı önemli sinema adamlarıyla ve Kemal Tahir'in düşünce çevresiyle, kendine yabancılaşmış Yeşilçam yaklaşımını yarmak istedi. 1960'ların başından itibaren senaryo yazarı olarak bulunduğu sinemada, yerli bir hissedişin sinemasını gerçekleştirmek istedi. Ancak Yeşilçam'ın fizik şartları içinde bu bir raddeye kadar oluştu. Örneğin Ayşe Hanım’ın filmografisinde öne çıkan 'Ah Güzel Istanbul' filmindeki Şarlo tiplemesi, Batıcıl hayat tarzına getirilen eleştirinin yanında yine Batı'nın kültürel fenomeni olduğundan kendisinin tasvip etmediği görselleştirmelerdendi. Sinemada sembolik dilin, dolaylı anlatımın, aşkın, metafizik boyutun önemine özel vurgu yaptı ve Yeşilçam Günlüğü başlığı altında Dergâh dergisinde yazdığı yazıları topladığı eserinde sinemamız için çok değerli veri ipuçları sundu.

Ayşe Şasa senaryolarının belirleyici vasıfları neler olmuştur?

Ayşe Hanım, senaryolarında kalıplaşmış Yeşilçam yaklaşımının dışına çıkma gayretinde oldu. İdeolojik bir tavır içinde olmaktan imtina etti ve bir dönem kadının toplum içindeki yerine değinen çalışmalara imza attı. Hayatında girdiği yeni dönemdeyse medeniyet düşüncesi ve hissiyatından hareketle yeni bir sinema anlayışı için bir gayret içine girdi.

Merhumenin genç yeteneklere/senaristlere rehberlik ederek önlerini açan bir duruşu vardı. Bu husustaki gözlemleriniz nelerdir?

Ayşe Hanım özellikle herhangi bir konuda danışmak, fikir teatisinde bulunmak isteyen bütün gençlere kapısını açardı. Kendi iç dünyasındaki kıpır kıpır çağıldayan fikir ve maneviyat özü, onu gençlerle aynı dilden iletişim kurabilecek bir yetide tutuyordu ve gençlerin yeni, öncü düşüncelerinden kendi de ilhamlar alıyordu. Solun vazettiği misyon düşüncesinden gelen bir tutumla yeni manevi döneminde de misyonun önemine çok fazla inanıyordu. Ancak tabii ki hiçbir zaman dogmatik veya propagandist bir yola tevessül etmiyordu. Türkiye sinema düşüncesinde akademik olmadan çığır açan kitabı Yeşilçam Günlüğü, sinemayla uğraşmak isteyen gençler için aydınlatıcı bir rehberdir. Kitapta sinema düşüncemizin eşliğindeki kuramsal ve eleştirel yaklaşımlar için müstefid olunacak çok değerli yaklaşımlar mevcuttur. 

Vefatıyla ortaya nasıl bir boşluk çıkmıştır?

Kesinlikle gönüllerimiz bir yanıyla boşalmıştır. Orada, öylece, kendi mekânında sorunları, iştiyakları, heyecanları, vecd ve huşu halleriyle varlığının bulunduğunu bilmek bizler için bütünüyle kâfi geliyordu. Zaman zaman zarif, hafif celalli ama daima asilce çıkışları, zamanımızın pelteye dönüşmüş tavır alışları karşısında ne kadar da yeni bir soluk katıcıydı!

Ayşe Hanım vefatından önce resmi kurumlar tarafından aynen Turgut Cansever ve Yücel Çakmaklı gibi mümtaz şahsiyet örneklerinde olduğu gibi yeterince değerlendirilememiştir. Bizde maalesef artık yerleşmiş bir kalıptır: Kültür ve eğitim sahalarında inancımıza, medeniyetimize dair yeterince dönüştürücü çalışmalar yapılmadığından, çocukların, gençlerin yetişmesinde sanat ve iletişim ağlarında birçok olumsuz örneğin bulunmasından devamlı şikâyet edilir, ancak bunların giderilmesi için önemli çabalar içinde bulunabilecek potansiyel kişilerin de özellikle resmi destekler veya özel girişime ait sponsorluklar anlamında hiçbir zaman önleri açılmaz.

Merhumenin hatırasına sahip çıkmak için neler yapılabilir?

Öncelikle yazdığı ve hakkındaki kitaplar yeniden ele alınmalı ve kendisiyle çok değerli anları paylaşmış olanların hatıralarının derlenmesi gerekir. Kendisiyle ilgili tanıyanlarının ve fikirlerini paylaşanlarının katıldığı çeşitli oturumlar düzenlenmelidir. İnternet ortamında bir paylaşım ağı kurulabilir. Sinemadaki konumu gereği bir Ayşe Şasa Senaryo Ödülleri ihdas edilmelidir.

 

İbrahim Ethem Gören konuştu

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2018, 08:50
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20