Ayetler kemiğimize işliyor!

‘Edebiyat ve Kur’an üzerine yazıyorum’ diyen Hikayeci-Yazar Yıldız Ramazanoğlu’yla Kur’an’ı ve Kur’an’ın edebiyatla olan bağlantısını konuştuk

Ayetler kemiğimize işliyor!

 

Yaşadığımız hayatın karakteristik vasfı, karmaşık ve kaotik bir görünüm arz etmesidir. Edebiyat uğraşının hayata bakan bir tarafı da bu tabloya bir düzen verme fikrini yazınsal manada bünyesinde taşımasıdır. Edebiyatçı yazar bir anlamda gerçekliği temel alarak yeni bir dünya kurma anlayışıyla hareket eder. Edebiyat yeni bir düzenin duygu ve düşünceler örülerek oluşturulmuş zihinsel bir bileşkesidir. Sualimiz şu veçhede: Edebi eser kurulurken sanatsal malzemeyi göz önünde bulundurarak inşa edilen bu yeni dünyada temel hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ciddi, belirleyici ve özgün konumu nedir sizce?

Müslüman, Kur’an denizinde yüzüyor diye düşünelim. “Konum” nedir bilmiyorum. “Hamuru karılıp  tesviye edilen insan”dan söz ediliyor ki bu, sahibimizin kim olduğunu gösterir. Hiçbir dahlimiz olmayan bir alanla cüz’i irade arasındaki mesafe nedir bunu yazarak anlamaya çalışıyoruz. Gökten suyun indirilmesi, korku ve ümit veren şimşek, sabahın nefes alması, karanlık denizin üstünü örten dalgalar, onun da üzerini örten bulut. Böyle nice ifadelerin muhatabıyız. “De ki namazım ibadetlerim hayatım ve ölümüm alemlerin rabbi olan Allah içindir”. “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe ha?” İşte aklımızı başımızdan alacak bunun gibi nice ayetler kemiğimize işliyor Müslümanlar olarak..Edebiyat sanat bu deryanın içinde sessizce yüksek sesle konuşmadan yol alır, ad koymaya gerek yok diye düşünüyorum.    

Edebiyat, edebiyatçılar ve Kur’an denilince doğal olarak zihnimize Şuara suresi geliyor. Çokça konuşulup tartışıldı. Şuara suresinin günümüz yazın erlerine, edebiyatçılarına, onların söz-davranış-düşünüşlerine hangi anlamları muhtevi kılıyor? Ne söyler biz edebiyatçılara Şuara suresi?

Peygamberimiz İbn Revaha’yı ve Hassan bin Sabit’i şiir yazmaya söylemeye teşvik etmişti. Bu yüreklendirmeyle ne çok şair çıktı ortaya. Fakat bu ferahlama şairi tamamen yatıştırmamalı. Ayette geçen “onların her vadide başıboş dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi” ifadeleri edebiyat ve sanatla iştigal eden insanları ürpertmeli her daim(Şuara 225). Tefsirler iyi maksatla söylenen yazılan şiirin müstesna olduğunu eklerler sonraki ayete dayanarak. Oradaki hitap bir referans noktası. Kendimizi o mihenge vurmak durumundayız, her ne işle uğraşıyorsak..   Yıldız Ramazanoğlu

Sürekli bir koşuşturmacanın içinde çırpındığımız gündelik hayatımızda Kur’an-ı Kerim’i sıklıkla okuyor muyuz, okuyorsak daha çok hangi zamanlarda Kur’an’a vakit ayırıyoruz, Kur’an’la aşinalığımız ne derecede?

Sekiz kişilik bir gurupla yıllardır sürdürmeye çalıştığımız bir çalışmamız var. Fatma Kutluoğlu hocamızla belli konulara odaklanarak vahyin muradını anlamaya çalışıyoruz. Siyer ve hadisle paralel Kur’an okumaları yapmaya çalışırım kendimce, buna çırpınma da denilebilir, suyun üstünde kalma çabası.  Ama bu konuda mutmain olmak mümkün mü. Derin bir açlık yoksunluk duygusu sanırım hepimizde vardır.

Peygamberimiz (sav), ‘Beni Hud suresi ihtiyarlattı’ der, bir hadisinde. Bizim yanılgan, beşeri varlığımızın özünü, mahiyetini, kimyasını dönüşüme uğratacak bir ayet veya sure adı söylemeniz mümkün mü? Sizi etkileyen, hayatınızın dönüm noktası diyebileceğiniz bir ayet veya sure adı söyler misiniz?

İbrahim suresi 18. ayette “onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler” denilmesi beni çok etkiler. Şura 17’de “ne biliyorsun belki de kıyamet saati yakındır” uyarısı. Duha suresi 123’de “kuşluk vaktine ve sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı” hitabını duymak kimi hercümerc etmez. Peygamberimizin arkadaşları Kur’an’ı hızla okuyup geçmezlerdi. Her bir ayette günlerce duraklar, takılır kalırlardı manasına. Kur’an her kelimesiyle her okumada başka nüfuz eder mümine.  

İfadelendirmek isteseniz Kur’an’da anlatılan hepimizin bildiği Yusuf ile Züleyha kıssası hakkında hikmet ve anlam açısından ne söylersiniz?

İçimizde ve dışımızda yan yana duran bütün seslerin duyguların insan olmanın harmonisi, maceranın sayısız vecheleri, med-cezir... Bir imkan ve yeti olarak inkişafın, yükselişin, yukarı tırmanışın parlak bir gösterisi.     

Edebiyatçı kimliğini haiz bir yazar, edebi eserinin mayasını, özünü, mahiyetini  Kur’an’ın hangi yönüyle yoğurur, sanatının malzemesini çatarken Kur’an’da yer alan hangi kavramları esas alır?

Adalet temel kavramdır bir yazar için. İman etmek ve muhabbet de hakkaniyetin haddini bilmenin ve muttakilerden olmanın ön koşulu. Günah da Kur’anın kelimelerinden. Edebiyat günah pişmanlık ve tövbe üçgeninde gidip gelir. Af ve bağışlanma sonra. Mecaz teşbih tariz alegori istiare aliterasyon... edebi sanatlarla doludur vahiy. Sesi ve müziği çok güçlü sinematografik sahneler var. Kur’an Kıssalarında Sinematografik Özellikler kitabının yazarı Züheyr Mansur el Mezidi bizi farklı yaklaşımlarla anlamlarla buluşturuyor. Kuru ve etkisiz kimi meallerin çok ötesine geçiriyor zihnimizi. Edebiyat ve Kur’an üzerine yazıyorum bu günlerde, kendi cehaletimi biraz aralayabilmek için, yazarak düşünme adına.   

Kur’an bir edebiyat değil hayat kitabıdır öncelikle. İşin teknik tarafı bir yana bir çoğumuzun yaşantı-tecrübe veya ilim-amel ya da söz-düşünce-davranış bütünlüğünü kurma noktasında temel zaaflarımız var. İslam dünyasının bugünkü siyasi, iktisadi, toplumsal ve kültürel durumunu göz önünde bulundurduğunuzda biz edebiyatçılar meselenin daha çok ‘edebiyat yapma’ yerinde mi takılı kalıyoruz, edebi tekniklerin hayatla olan bağsızlığını, kopukluğunu düşünürsek inanç-eylem birlikteliğinde yaşadığımız sorunlar edebiyatın sadece ‘edebiyat’ için yapıldığı anlamına gelmiyor mu? Tamamen dünyevi bir uğraş mıdır edebiyat? Edebiyatçının manevi tekamülünde hiç mi katkısı yok?  Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Edebiyat tekamül içindir tabii ki. Yazmak istiyor, o halde bir meselesi olmalı bu insanın, bir derdi davası, alıp veremediği. En azından geçip gidenin üzerinden yeniden geçmek, neydi diye bakmak, olanı yeniden icat etmek istiyordur. Varolana yazarak bakmak varlığın içinde iz sürmek, kıvrımlarda dolaşmak. Sonra acıtan şeyleri aşındırmak, olması gerekene doğru incelikle sürüklemek. Akibet kelimesinin görünür görünmez halesi sürükler yazarı. Yazmayı oyun ve eğlence sanmanın sonu hüsran. İçinde kaza ve kader küfür ve iman zulüm ve adalet gezinen bir işten söz ediyoruz. Bir taşı yerinden kıpırdatmanın mümkün olup olmadığını görebilmek içindir her şey.

 

Mustafa Celep, sordu  

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2011, 12:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13