banner17

Atraksiyonlu bir dergi!

Ğ dergisi, çıktığı günlerde bir çok tartışmaya yol açtı. Yayın yönetmeni Aykut Ertuğrul'un verdiği bu söyleşi de çok konuşulacak..

Atraksiyonlu bir dergi!

Yumuşak ĞÖncelikle çıkardığınız dergiden başlayalım. Derginizin ismi Ğ, yumuşak G. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Dergi bıraktığımız kitapevlerinde -eğer önceden tanışıklığımız yoksa- görevliler kapakta bir figür sanıyorlar hâlâ Ğ'yi. Bu yüzden o ay kapak kişimiz kimse, derginin adı da o sanılabiliyor. Bu hesaptan kâh Rilke dergisi, kâh Tanpınar kâh İlhami Çiçek dergisi olduk. Gollum’luğumuz bile vâkidir. Hiç fena değil aslında bu durum. Eğlenceli.

Ayrıca "derginizin ismi nerden geliyor" sorusuna en çok muhatap olan edebiyat dergisiyiz sanırım. İlk sayılarda isim, çoğu kişiye itici gelse de, herkesin alıştığını düşünüyorum. Biz de farklı düşünmüyorduk zaten, eğer istikrarla devam edilirse hangi ismi seçmiş olursanız olun yaptığınız işe göre, derginin karakterine göre insanların zihinleri şekillenecek; böylece isim yeni bir anlam kazanacaktır. Öyle de oldu. Sadece Ğ için değil, Varlık için de bu böyle, Aşkar için de, Fayrap için de, Dergâh için de, Kitap-lık için de, Avantgardé için de.

Gramer açısından yumuşak g’yi tarif etmişsiniz. Ardından da ‘bir edebiyat eylemidir’ diyerek yeni bir değer yüklemişsiniz yumuşak g harfine. Yani ciddi ciddi bir iddia bu… Bu iddianın altıdan kalkabilecek misiniz?

İddialıyız evet ama iddiamız “Ğ'ye değer yüklememizden” kaynaklanmıyor. Tekrar edelim, ısrar ve istikrarla dergiyi çıkarmaya devam ederseniz, Papirüs nasıl eski Mısır'da kullanılan kâğıttan başka bir de Cemal Süreya'nın çıkardığı dergi manasına geliyorsa, Ğ'nin de mottosu olan "Bir edebiyat Eylemi" ile birlikte anılmasından doğal bir şey yok. "Bir edebiyat eylemi" olmaklığımız bir iddia mıdır? Evet. Altından kalkabilecek miyiz? Eğer buna inanmasaydık söylemezdik.

İlk sayınızdan başlayarak Türkiye’de edebiyat dergiciliği üzerinde büyük laflar ettiniz. Telif meselesi bunlardan sadece biriydi mesela. Diyebiliriz ki Yumuşak G bir salvoyla açılışı yaptı. Telif anlamında hâlâ ilk günkü hassasiyetinizi sürdürüyorsunuz, peki ya diğer konularda? 

Aykut Ertuğrulİlk sayımızdan başlayarak büyük laflar ettik gibi göründü oysa olağanüstü hiçbir şey söylemedik. Telif meselesi, evet bunlardan biriydi. Siz ifade etmiş olsanız da bu konu üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Biz ne büyüklükte bir ateş olduğumuzun ve ne kadar bir yeri yakabileceğimizin farkındayız. Yalnız biz değil, bizden gayrısı da farkında. Şimdi biz bu halimizle telif konusunda ısrar edebiliyorsak, arkasında bankalar, yayınevleri olan dergiler de bir zahmet eserini yayımlatmak için dergisini seçen sanatçıya değer vermeyi öğrensinler. Biz cürmümüz kadar yer yakıyoruz bu konuda. Diğer dergilerin de cürmü kadar yer yakmasını istiyoruz.

"Hah, telif de veriyorlarmış" diye hafifseyeceklerine şapkalarını önlerine alıp düşünmeliler büyük(!) dergiler. Kendisine gelen gençlere, babacan tavırlarla, "Edebiyat karın doyurmaz evladım" demek hoşlarına gidiyor olabilir. Bunu söylerken cidden acı çekenlere, bir parça da olsa hüzünlenenlere cesaret ve delilik aşılamak amacımız.

Gelelim diğer iddialarımıza; bir kere ‘iddiasızlık en büyük iddiadır’ klişesine tutulmadığımız için çok mutluyuz. "Bizim bir iddiamız yok abi, istediğimiz zaman çıkarız, çok da ‘cool’uz" diyen arkadaşlara bir an önce bir iddia sahibi olmalarını tavsiye ediyoruz. İddiasızlık iddiası tüm soyutluğuyla aslında ufuksuzluktur.

Yumuşak Ğ

İddialarımıza gelecektik;

Ustaları suçladığımız sanıldı, yok öyle bir şey. Bizimkisi durum tespiti… Ustalık-çıraklık müessesesi artık eskiden olduğu gibi aktif değil. Son ustalar, son faytoncular gibi tek tük ya da turistik amaçlı hizmet veriyorlar artık. Ortada bir seminer, konferans gençliği var. Kendimizi de dışlamıyoruz, biz yeni nesil genç yazarlar, seminer yazarlarıyız biraz. Rasim Baba'nın bilmem ne kültür merkezinde semineri varmış, koşun gidelim; İsmet Özel on beş günde bir "Şiir Tetikte Gider" konuşmaları yapıyormuş (yapıyordu), Tarık Zafer Tunaya'da dinleyelim; Yazarlar Birliği edebiyat mevsimi ilan etmiş, gidelim faydalanalım, kitap imzalatalım. Aykut Ertuğrul

Bunlar güzel şeyler, bir derdimiz yok ama uzun vadede bir işe yarayacak şeyler değil. Alın size bir klişe daha: Artık herkes eskisinden çok daha ulaşılır, gelin görün ki, bunun bize zerre kadar faydası yok. Bu ulaşılırlık görünürde sadece. Bugün Mustafa Kutlu'yu dinleyip yarın Ethem Baran'la mailleşebilirsiniz, öbür gün Facebook'da Ömer Lekesiz ile arkadaş(!) olup bağlantısını beğenirsiniz. Ama bu sizi olduğunuzdan daha iyi bir "şey" haline getirmez. Tüm bunlar (ne ustaların ne çırakların kabahati), her insanı olduğu gibi, ustaları ve potansiyel çırakları da birbirinden uzaklaştırdı. Bizim iddiamız ise şuydu: Böyle bir ortamda gelin bari birbirimize ustalık/çıraklık yapalım. Bir alternatif olarak, denize düştük birbirimize sarılalım.

Bol atraksiyonlu dergiyiz

İlk günden bu yana dergi ekibi ve dergiyi okuyanlar çoğaldıysak, ekip olarak hâlâ birbirimizin yazılarına editörlük yapıyorsak, belli aralıklarla toplanıp edebiyat konuşuyorsak, bu iddiaya da hakkını vermeye gayretimiz var demek ki. Ğ dergisini beğenir ya da beğenmezsiniz ama şu bir gerçek: Bu dergi çıktığında, şifa niyetine olsun, dergi ekibinden, yazarlarından tanıdığınız tek bir kişi bile yoktu. Bizim de edebiyat ortamından şahsen tanıdığımız kimse yoktu.

İyi şairler, iyi öykücülerle tanıştırdık edebiyat okurunu. Bu son cümlem de tartışılabilir tabii; asıl önemli olan o da değil zaten. Önemli olan, tüm bunlara rağmen yolumuza devam ediyoruz, bir sene evvelki arkadaşlarımız hâlâ edebiyatın peşini bırakmamış. Bir veli demiş ya; "Ahir zamanda namazını aksatmadan kılıp, haramdan kaçmayı başarabilenler sahabeler kadar değerlidir" diye, şu günlerde genç bir edebiyat dergisinin en büyük amacı da, yazarlarını edebiyat içre tutabilmektir. Bu kadar, fazlası değil. Tuttuk mu? Evet.

14686

Eleştiriye yer vermeyeceğiz dedik, aramızdan ilerde eleştirmenler çıkar mı bilemeyiz. Şu an eleştirmen yok, olmaya niyeti olan da yok aramızdan. ‘Kuramsal makaleler yazıp yayımlamak eleştirmenlerin işi’ diyoruz. Bu, kurama kafa yormayacağız, okumayacağız manasına gelmiyor. Görüyoruz, dergiler, eleştirmenliğe soyundukları için birbirlerini topa tutan yazarlarla dolu. Kuramlar, akımlar, alıntılar, yenip yutulmayacak sözler havalarda uçuşuyor. Eleştirmenliğin kendisi büyük bir iddia iken ‘eleştirmen değiliz, dergide eleştiriye yer vermeyeceğiz’ dedik diye fazla iddialı mı bulunduk? İşte ironi!

Edebiyatın ve dergiciliğin sınırlarını zorlayacağımızı söylemişiz ki, bu sözün üzerine başka söz eklemek yersiz. Zaman zaman savruk bir görüntü vermek riskine rağmen denedik, deniyoruz. Ğ her zaman bol atraksiyonlu bir dergi olmaya çalışıyor.

Hikâye yazıyorsunuz, sağlam kurguları olan, yer yer gerçeküstü öğeler barındıran hikâyeler bunlar. Bu hikâyeleri yazdıran nedir size, üstadlarınız kimler?

14688

Fantastik'in ve gerçeküstünün (şüphesiz ikisi aynı şey değil) bir hikâyeci için zengin imkânlar barındırdığını düşünüyorum. Bir de kurgu oyunları... Eskiden, yazarken aldığım keyifle çektiğim ızdırap at başı giderdi; şimdilerde yazarken daha çok keyif aldığım kurgulara yöneldim sanki. Ki bu da fantastiğe, masallardan, Peygamber hayatlarından, kıssalardan, mitlerden beslenen hikâyelere denk düşüyor.

Üstadlarınız kimler sorusuna ise makul bir cevap verebilmek kolay değil. Her insan gibi yazar da temas ettiği her şeyden etkilenir. Sinema, kitap, Ali Şeriati'nin bahsettiği zindanlar, vs... Kemalettin Tuğcu, Bekir Büyükarkın, Stephen King (fazla erken başlamıştım King okumaya) romanlarını hâlâ hatırladığıma göre fena etkilenmişim. Aradan bir kitaplık dolusu kitap ve usta gelip geçti, onları atlayıp bugüne gelecek olursak: Dostoyevski, Rasim Özdenören, Marquez, İhsan Oktay Anar, Tolkien, Borges, Miguel De Unamuno, Bilge Karasu şu ara özellikle etkilendiğim, etkilenmek istediğim yazarlar diyebiliriz.

Kültür Dergi Dağıtım bir edebiyat dergisinin bazı ifadelerinin altını çizmiş ve bu ifadeleri ahlaka mugayir gördükleri için derginin dağıtımını durdurmuş. Bunun üzerine siz de derginizin dağıtımını KDD’den çektiniz. Bundan maksadınız ne?

Maksadımız safımızı belli etmek. Yapılan haksızlığa karşı sessiz kalmamamız gerektiğine kendimizi ikna etmek. Tavrımızın bizi terbiye etmesine izin vermek. Tavır koymak tek taraflı bir iştir ve her defasında bir öncekinden daha kolaydır. Öğrenilebilir bir davranıştır yani. Tek taraflı derken şunu kast ediyorum; bizim KDD ile çalışmayı reddediyor olmamızın KDD'ye hiç zararı olmayabilir, bunun kimseye faydası ya da zararı dokunmuyor da olabilir. Sansürü durdurmaya filan da çalıştığımız yok, ‘bunu yaptığımızda yer yerinden oynayacak, ülke gündemi değişecek’ diye de düşünmedik.

Tüm bu, dağın karşısındaki tavşan durumları (görüntüde) yaptığımızı daha önemli hale getiriyor bizim gözümüzde. Avantgardé dergisinden arkadaşlarımız dergilerinde bir şiirin ve bir metnin başlığının KDD’nin etik kurulunca etik bulunmadığını, KDD’nin de bunu sebep göstererek dergiyle dağıtım anlaşması yapmadığını söyleyince; aşağı yukarı aynı ahlak seviyesinde olduğumuz için onların ahlaklı bulunmadığı bir yerde bizim bulunmamızın ahlaksızlık olduğunu düşündük, o kadar. Hâsılı kelam bizim safımız arkadaşlarımızın yanı. Esas sebep budur. Herkesin ahlakı/ahlaksızlığı, günahı/sevabı kendinedir.

Bir dağıtım şirketinin, edebiyat dergilerindeki eserlerin etik olup olmadığını, kim olduğunu bilmediğimiz adamlar eliyle kontrol etmesi garabeti ise bambaşka, uzun bir mesele.

Gerçek Hayat dergisinde Ali Ayçil’le birlikte bir takım reformlar söz konusu oldu. Bunlardan biri de sanırım hikâyeci Ali Ayçil döneminde hikâyeci Aykut Ertuğrul’un kültür-sanat sayfasını hazırlaması... Kültür-sanat sayfasında bir hareketlilik söz konusu olmakla birlikte üslubunun tam oturamadığını düşünenler var? 

Edebiyat yapmak ve edebiyat dergiciliği yapmak aynı şey değil, bilirsiniz. Benim durumumda bu ikisine şunu da ekleyebiliriz; kültür-sanat sayfası hazırlamakla, ne edebiyat yapmanın ne de edebiyat dergisi çıkarmanın bir ilgisi var. Bu da beni, bildiğin acemi yapar. Öyleyse üslubun zamanla gelişeceğini, oturacağını umup, sorunuzun “bir hareketlilik” bölümüne sevinebilirim ancak.

Hem bir edebiyat dergisi yönetiyorsunuz hem de haftalık aktüel bir dergide kültür-sanat sayfası hazırlıyorsunuz. Matbu basım olarak dergiciliğin geleceği sizce nasıl şekillenecek?

Matbu basım olarak dergi uzun bir süre daha hayatlarımızı işgal edecek. Bizimkisi gibi köklü bir dergicilik geleneği olan ülkede edebiyat dergiciliğinin tüm meşakkatine rağmen kolay kolay vazgeçilecek bir eylem olmayacağı ortada. Bizde yazar/şair dergide yetişir. Bu böyledir. Uzun zamandır böyle, uzun zaman daha böyle kalacak.

Gelgelelim, ayrı bir mecra olarak, internet ve elektronik dergilerinin hayatımızda her gün daha çok yer kaplayacağı da başka bir gerçek. Geçtiğimiz günlerde e-okuyucu ve e-kitap satışları başladı. Hem ucuzluğu, hem kolay ve hızlı ulaşılabilir olması bunlara olan rağbeti arttıracaktır. Bunun matbu dergilerin sonu olmadığı şerhini de koyarak, yeni bir dönemin başladığını düşünüyorum. E-dergilere, e-gazetelere yani cep telefonlarımız, ipodlarımız kadar vazgeçilmez olacak e-okuyuculara alışmak zorunda kalacağız sanıyorum. ‘E-okuyucularda okunmak üzere satın alınıp okunacak (e-kitaplarla aynı mantıkla) ilk e-dergiyi ya da ilk e-dergi anlaşmasını kimin yapacağını merak etmiyorum’ desem yalan olur.

İnternet ve elektronik dergiciliğini ayırmıştık. Çünkü herkesin ulaşabileceği internet siteleri, bloglar vs. de ayrı bir fenomen. En iyi örneğini Afillifilintalar.com sitesinde görüyoruz. Bu tip çeteleşmeler de (olumlu manada söylüyorum) artacaktır muhtemelen.

Son olarak ne söylemek isterseniz, buyrun…

“Hasbunallahu ve ni’mel vekil” demek geldi içimden.

 

 

 

Abdüssamed Bilgili edebiyat konuşmalarına devam ediyor

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2010, 11:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
balotelli
balotelli - 9 yıl Önce

derginin mizanpajı biraz özensiz, çok amatörce. yer verdiği çizimler de kötü. ön ve arka kapak daha sade olsa mesela, yani bence tabi. en nihayetinde kendileri bilirler. bir de örneğin rilke hakkında bi dosya yapıyorsan bugüne dair bişey söylemen lazım. yumuşak g'de bu yok gibi. sen kitap-lık değilsin. gençsin, güzelsin.
son olarak totti'nin yaptığı hiç hoş değildi.

aziz mahmut öncel
aziz mahmut öncel - 9 yıl Önce

aykut ertuğrul'un yaptığı işleri önemli buluyorum her zaman bize omuz verdi, her halukarda yanındayız yumuşakge ve aykut ertuğrul'un...

hasan polat
hasan polat - 9 yıl Önce

yumuşak ge, bir okul gibi görünen nadir dergilerden biri olma yolunda ilerliyor. daha bir yılını doldurmasına rağmen kalitesiyle fark atıyor. aykut bey de çok güzel anlatmış, tebrik ediyorum.
Allah yolunuzu açık etsin.

tsii
tsii - 9 yıl Önce

aykut ertuğrulu aşkardan okuyordum. arkadaşlarımdan aşırabildiğim zamanlarda da g-den okudum. öykülerinden anlatışa bürüyemeyeceğim bir doyum alıyorum. öykü-hikaye adına olan yazı serüvenimde benim için iyi bir örnek, uzaktan :). bu röportajdan sonra da g-ye abone oluyorum inşallah. yolunuz aydınlık olsun aykut ağabey.

idris ekinci
idris ekinci - 8 yıl Önce

aykut ertuğrul gibi edebiyatçı olsun
daha neler yapacak hep beraber izleyeceğiz
selam kardeşime

banner8

banner19

banner20