Aşkın E Hali'nin dalları meyveye durdu

Çorum’da yayın hayatına uzun süredir devam eden 'Aşkın E-Hali Dergisi' sahibi Kenan Yaşar ile oylumlu bir söyleşi gerçekleştirdik. Mustafa Oğuz sordu.

Aşkın E Hali'nin dalları meyveye durdu

 

 

Çorum’da yayın hayatına uzun süredir devam eden “Aşkın E-Hali Dergisi” sahibi Kenan Yaşar ile oylumlu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Derginizin 29. sayısının kapağında, “Hayatından memnun olanın yazacak bir şeyi yoktur.” cümlesiyle okur karşısına çıkıyorsunuz. Sizi memnun etmeyen şeyler dergiye nasıl yansıyor?

Memnun olmadığımız şey, kendi değerlerimizi inkâr neticesinde yaşadığımız buhrandır. Modern dünya bize cenneti vaat etti ve hayatımızı cehenneme çevirdi. Kuşatıldık. Hakikatin izini kaybettik. Zihnimiz iğdiş edildi. Kişiliğimiz parçalandı. Özgürlük adına özgürlüğümüzü aldılar. Tutsak olduk. Şöyle yap, kendi gerçekleştir dediler özgünlüğümüzü yitirdik. Sürüde koyun sayıp kaval sesine çağırdılar.

Modernizm ile kalaylandık. Türdeşimizde bulamadığımızı başka mahlûklarda arar olduk. Hayatın masasında, bunalım tabağını bulduk. Gerçek, dünya sanal bir niteliğe büründürülürken, gerçeğe teğet bile geçmeyen bir sanal kişiliğe dönüştürüldük.

Zeki Müren’den, “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime” şarkısı dinleyip suya sabuna dokunmayanların aksine, “Derdim var/sesim var/neden susayım” diyerek yazıyoruz. “Yok, bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim/Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana” diyor Nedim. Biz de olmadığını bilsek de, hayallerimiz ve ideallerimiz doğrultusunda yazıyoruz.

Elbette biliriz, her derdin dermanı yok. Ama yine de Yunus Emre’nin bir dizesi mucibince söylemezsek boğuluruz. Bu düşünceyle testimizde ne varsa o sızıyor mısralarımıza/satırlarımıza. Bu yazdıklarımız da dergimize bire bir yansıyor; göl oluyor, deniz oluyor.

Deneme gibi bir konuda özel sayı hazırladınız ve bu ilgi gördü. Gelecekte hazırlamayı düşündüğünüz özel sayılar var mı?

Deneme özel sayısından sonra, “Şiirimizde Manifestolar”, “Türk Şiirine Etki Eden Şairler” ve “Nasıl Yazıyorlar?” dosyalarını hazırladık ve okuyucu ile buluşturduk. Denemede olduğu gibi diğer yazım türleri (mektup, makale, öykü vs.) hakkında da özel sayı ya da dosya hazırlamayı düşünüyoruz. Ayrıca belli konularda da dosyalarımız olacaktır. Belirlenecek konularda zamana ve günün ihtiyacına göre okurlarımızın talepleri yayın kurulumuzca dikkate alınacaktır.

Taşra denebilecek bir yeri merkeze dönüştürdüğünüzü söyleyebilirim dergide yazanlar açısından. Taşranın mekânla değil daha çok zihniyetle ilgili görüşü açısından bakarsak derginizin bu başarısını nasıl açıklayabilirsiniz?

Kervan yolda düzülür derler. Biz dergimizin ilk sayısından itibaren yerel olmamayı hedefledik. Yaşadığımız çağda iletişim olanakları ırağı yakın eylemiş iken, dünyanın dört bir yanındaki sorunlar benzerlik taşırken, çağa söyleyecek sözümüz varken yerel kalmak ahmaklık olurdu. İki gününü eşit kılmamaya çalışan bir düşüncenin mensupları olarak, elbette başladığımız noktada değiliz. Her sayıda kazandığımız tecrübeyle, tıpkı kondisyon yüklenmiş bir sporcu gibi, daha dinamik hale geliyoruz. Ufkumuz açılıyor. Her sayıda bir perdeyi aralıyor, yeni bir perdeyi aralamak için ellerimizi ufka uzatıyoruz. Amacımız sadece yazdıklarımızı teşhir edecek bir arenamızın olması değildi. Biz, eli kalem tutan hiçbir kimseyi, ne ulaşılmaz görür kutsarız, ne de burun kıvırıp hor görürüz. Bu geniş görüşlülük bizi taşralı olmaktan ziyade, merkezin tam ortasına konumlandırıyorsa doğru yoldayız demektir.

Büyük şehirlerde çıktığı halde taşralı bile olamayacak dergiler var. Ruhsal obeziteye duçar olmuş birçok insan, kendini büyük şehirlerin agoralarında ışıklı neonların cazibesine kaptırmışlar ve kendi eksenleri etrafında boşuna dönmekteler.

Fikrin, düşüncenin, sanatın, estetiğin merkezine oturmuş, coğrafyanın herhangi bir koordinatında hayatını sürdüren ama yeni bir medeniyet inşası için dertlenen herkese kapımızı açtık. Yaşadığımız yerin zahiren Çorum olması buna engel değil diye düşünüyoruz.

33. sayıyı devirmiş durumdasınız. Başlangıçta hayal ettiğiniz nokta ile geldiğiniz nokta ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Bizler inandığımız bir yolda ileri, daha ileri yürümek için yola çıktık. Hem kendimizden emin olduk, hem de gereksiz bir alçakgönüllülük ile pısırıklaşmadık. Hamingway’in dediği gibi, “ustası olmayan bir zanaatın çırağı” olduğumuzu unutmadık. Yani kendimizi ne alçakgönüllülükle, ne de bencillik ve kibirle aldatmadık. Geldiğimiz nokta elbette çıktığımız noktadan ileridir. Ama asla varmak istediğimiz nokta değildir. Vardığımızda zaten söz bitecektir. Dergimize verdiğimiz “Aşkın e Hali” ismi de bu yönelişi ifade etmektedir.

Derginin yanında kitap yayımlamaya da çalışıyorsunuz. Yayınladıklarınız ve yayın planınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Öncelikle derginin beyni durumunda olan arkadaşlarımızın nitelikli eserlerini yayınlamak kendimizi ifade açısından önemlidir. Şu ana kadar benim, “Mor Hırkalı Aşk”, “Marasanta”, “Söz Ağrısı” isimli şiir kitaplarım ve “Öyküncü Öykü” isimli öykü kitabım “Aşkın e Hali Kitaplığı”ndan çıktı. Yine dergimizin Yazı İşleri Müdürü Metin Demirci’nin “Şimestig” isimli şiir kitabı ile “Erk” isimli deneme kitabını yayınladık. Yazarlarımızdan Halit Yıldırım’ın “Gökçekimi” ve “Yarını Ağıt Düne Gazel” isimli şiir kitapları “Aşkın e Hali Kitaplığı”nda yer aldı. Ayrıca Eyyüp Akyüz’ün hazırladığı elli şairin incelendiği “Türk Şiirine Etki Eden Şairler” dosyamızı “Şairlerin Şemsiyesi” adı altında yayınlandık. Sırada Mehmet Okumuş ve rahmetli Paşa Çeten’in şiir kitapları var. Bunun yanında dosya olarak hazırladığımız, sayıları daha da genişleterek kitaplaştırmak planlarımız dâhilindedir. Yine dergimizde yazan tüm yazarlarımızın şiir, öykü, deneme gibi eserlerinden ayrı ayrı öykü, şiir, deneme gibi seçkiler yapmak istiyoruz.

Bir derginin aşıl işlevi mektep olmaktır. Bu anlamda derginiz kimler için bir mektep oldu? Yazın dünyamıza kazandırdığınız isimler kimlerdir?

Dergimizin Yazı İşleri Müdürü Metin Demirci’nin sözüyle, yazmanın bir “ocağı” olsun istedik. Zaman zaman dergimiz bir mektep oldu. Ama bu bildiğiniz acemi kışlası değil, bir okuldur. Buradaki eğitime önce kendimizden başladık. Daha sonra bize gelen yazarlarımıza karşılıklı etkileşimle, birbirimizden beslendik. Derin okumalar, tahliller, tenkitlerle yol aldık. Gün oldu usta kalemleri okuyucu ile dergimizin sayfalarında buluşturduk, gün oldu yazı hayatına yeni giren insanlara yazma noktasında katkı sağladık. Her yazdığını vahiy gibi görüp, noktasına virgülüne dokundurtmayan hastalıklı zevattan ve yazdıklarından uzak durduk. Bu açıdan, dergimizde şu yazarı biz yetiştirdik demek çok doğru olmaz kanaatindeyim.

Şimdiye kadar dergimizde 1.085 eser yayınlanmış ve 398 farklı kalem erbabı katkıda bulunmuş. Dergimize ilk sayıdan beri katkıda bulunan ve nitelikli eserlere imza atan Paşa Çeten, Metin Demirci, Halit Yıldırım, Mehmet Okumuş, Nihat Örs, Şahin Ertürk, Eyyüp Akyüz, Mustafa Uçurum, Nurettin Durman, Mehmet Önder, Taner Cindoruk gibi isimler var.

Şu an aklıma gelen; Hilmi Yavuz, Ali Çolak, Vahap Akbaş, Atila Maraş, Cevat Akkanat, Mustafa Özçelik, Ayşe Kilimci, Feyza Hepçilingirler, Cahit Koytak gibi farklı dünya görüşlerine sahip onlarca yazar dergimizde yazmış. Yazarlarımızın nerdeyse yarısı edebiyat çevrelerinde şu ya da bu şekilde tanınan insanlar. Diğer yarısının sesine yer vermek de, sanırım bu anlamda kalem erbabına bir katkıdır. Bunların bazıları, “Yazmayı Aşkın e Hali Dergisi’nde öğrendim” diyor. Genç kalemler bu sözlerini yazılarında da söyledikleri zaman, bu sorunun cevabı verilmiş olacaktır.

Her dergi aynı zamanda özgün bir duruşu sergiler. Sizi bir başka dergiden ayıran özgün duruşunuz nedir?

Biz ne bir siyasi partinin, ne ideolojik bir gurubun yan kolu ya da uzantısı olmadık. Bu en belirgin özelliğimizdir. Kendi göbeğimizi kendimiz kestik ve kendi ayaklarımızın üstünde durmaya çalışıyoruz. Bu yüzden emir almıyoruz. Ama edebiyat çevrelerinden gelen her tavsiyeyi önemsiyor, değerlendiriyoruz. Bunun yanında elbette kırmızı çizgilerimiz vardır. Edebi olmayan bir edebiyatın ebedi olamayacağını düşünenlerdeniz.

Hayat zıtlıklarla kaimdir derler. Biz safımızı hakikatten yana belirledik. Bu hakikat adasında kalabilmenin tılsımlı sözcüğü “denge”dir. Mutlak doğru, mutlak yanlış, inançlar ve fikirler için vardır. Ne var ki insanlar açısından bu durum farklıdır. Her insan hakikatten bir eser taşır. Biz sofrasına oturduğumuz her insanın, helal ve hakikat olan kısmına kaşığımızı uzatırız. Bu nedenle yazmak isteyenleri şucu bucu, o yakalı bu yakalı, fiyakalı miyakalı gibi kategorize ederek sınırlamayız. Edebiyat, insanlığın ortak alanıdır. Çöpünü bahçemize dökmeyen her komşuya kapımız açıktır.

Günümüz dergiciliğinin temel sorunları arasında düşünce üretememek yatıyor. Bu noktada derginizin ürettiği düşünce ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

Fuzuli, Farsça divanında, “Bizden öncekiler yazacak her şeyi bitirmiş, bize yazacak bir şey bırakmamışlar” der. Bu söz yazmanın zorluğuna işaret ediyor. Geleneği bilmeyen birinin ortaya yeni bir şey koyması zordur. Edebiyatta rutinin yeri yoktur. Sıradanlıklarla dolu, özgünlük ihtiva etmeyen bir yazıyı, saman gibi rüzgârda savurunca ortada tek bir buğday tanesi kalmadığına şahit oluyoruz. Şiirde ne yazayım, nasıl yazayım diye bize soranlara, “Ya yeni bir şey söyle ya da söylenmişi yeni bir söyleyişle ortaya koy” diyoruz.

Eline kalem alan herkes bir şey söylemiş ama sığ bırakmış. “Denge” kelimesi etrafında her şeyi yeniden elden geçirmek zorunda kalıyoruz. Elden geçirdiğimize derinlik sağlamaya çalışıyoruz. Yeni bir şey yapma adına, “Sarımsakla balı karıştırıp yemeyi ben buldum ama ben bile beğenmedim” diyen Nasrettin Hoca gibi yapmıyoruz. Yazdıklarımızın, ürettiklerimizin bizden sonrada yaşayabilmesi için ayağımızı yere sağlam basmaya çalışıyoruz. Edebiyatın merkezine insanı koyduk. İnsaniliği irdeliyoruz. Diğer yandan tevhidi bir bakış açısıyla, birliğin ancak ikili bir birliktelikten doğduğunun bilincindeyiz. Yaradan var, yaratılan var...

Çağımızda basılan kitapların dahi hangi türe ait olduğu yazılamıyor. Çoğu yazar yazım türlerini bilmiyor. Makale gibi başlayan yazı deneme olarak devam edip öykü gibi bitiyor. Bu ortamda bizler dergimizde makale, deneme, öykü, mektup gibi yazım türlerine uyan yazıları yayınlıyoruz. Bu bile altı çizilmesi gereken önemli bir katkıdır diye düşünüyoruz.

Akla gelen her şeyi yazmak bizim tarzımız değil. Fikir üretmek için kültürel bir birikime ihtiyaç vardır. Düşünce; yüreğinizde taşıdığınız sevginin, aşkın beyin süzgecinden geçerek, aşkın ve imanın birbirini sarmaladığı bir manzume olarak doğar. Bizler zora talip olduğumuzun farkındayız. Bu bilinçle, yepyeni bir medeniyet inşası için varız diyoruz.

Anadolu dergiciliği hakkında az çok bilgim var. Gelen hemen her ürünü yayımlayan ve yazanı geliştirmeyen, bir adım öte götürmeyen birçok “yerel” dergi var. Sizin derginiz bu noktanın uzağında duruyor. Anadolu dergiciliğinin bu durumu hakkındaki gözlemleriniz nelerdir?

Dergilerin genel ve özel amaçlarının olması gerekir. Genel amaç mektep olmalıdır. Özel amaç değişebilir. Dergileri edebi ürünlerin podyumu görmek kanaatimizce yanlıştır. Çoğu derginin düştüğü hata buradadır. Birbiriyle tanışan insanların, yazdıklarını yan yana getirdikleri bir sergi olma amacı dışında, dertlerinin olmaması onları güdük bırakıyor.

Çağımızda edebiyat popülerliğin tuzağına düşmüştür. Bu durumdan dergiler ve dergi yazarları da nasibini alıyor. Dikkate alınmak yazılanla değil, tanınmak ile ilgili hale gelmiştir. Edebiyat çevrelerinde ismi bilinen nice yazar vardır ki, yazdıklarının altından ismini kaldırsan kimse dönüp bakmaz. Nice yeni kalemlerin öyle güzel yazdıkları vardır ki, altında tanınmış birinin ismi olsa, değeri ancak o zaman anlaşılabilir.

Yazının sanala yenik düştüğü bir dönemdeyiz. Bir derginin kendi imkânlarıyla ayakta durması çok zordur. Yazacaksınız, dergide yer alacak yazıları seçeceksiniz, dizgi ve tashihini yapacaksınız, matbaaya vereceksiniz, okuyucuya ulaştıracaksınız ve bu arada tüm masrafları kendiniz karşılayacaksınız. Bu şartlarda uzun soluklu olmak ve iz bırakmak çok zordur. Anadolu dergileri bu yüzden sorun yaşıyor. Türkiye’de, edebiyat öğretmenleri birer edebiyat dergisine abone olsa onlarca dergi ayakta kalır.

“Aşkın e Hali Dergisi” olarak biz, yereli değil geneli temsil ediyoruz. Sadece yaşadığımız coğrafya taşra ama sesimiz soluğumuz merkezdir. Bize gelen birçok yazı, yetersizlikten ya da ilkesizlikten dergimizde yer bulamamıştır. O sayıda yersizlikten dolayı yer alamayan, sanat değeri olan her yazı, mutlaka sonraki sayımızda yer bulacaktır. Bir de bize gelen yazarın sabrını ve nefesini ölçmek zorundayız. Süreklilik, kalite, sabır ve olgunluk bizim görünmez ölçülerimizdir.

Geleceğe dönük planlarınızı öğrenebilir miyiz?

Son sayımız ile tespihin üçte birini tamamladık. Allah izin verirse dalya dediğimiz zaman dergimiz ve yapmaya çalıştığımız şeyler çok daha iyi anlaşılır olacak diye düşünüyoruz. Diğer yandan, “Kendi çocuğunu kendin yetiştireceksin; zira ağaç yaşken eğilir” kaidesi uyarınca, edebiyata genç kalemler yetiştireceğiz. Literatüre yeni düşünceler kazandıracağız. “Aşkın e Hali” ağacının, dalları meyveye durdu. Zaman, hasadı bereketli kılacak inşallah.

Bir dergi sahibi ve yazarı olarak temel sorunlarınız nelerdir? Bu sorunların çözümleri için beklentileriniz nelerdir?

Anadolu dergilerinin genel olarak, ekonomik açıdan kendi ayakları üzerinde durması çok zor… Bu konuda Kültür Bakanlığı belli kalite ve sürede devam eden dergilere maddi katkı sağlayabilir. Dergilere abonelik özendirilebilir. En önemlisi dağıtım ağı konusunda devlet kolaylık sağlayabilir.

Kendi dergimiz açısından dağıtım dışındaki sorunumuz yok. Dokuz yıldır önerilere rağmen kimseden maddi bir destek ya da tek bir reklam almadık. Bundan sonra da almaya niyetimiz yok. Kendi yağımızla kavruluyoruz. Kimin arabasına binersen onun türküsünü söylersin. “Özgürlüğümüz her şeyimiz bizim!” diyerek kendi türkümüzü söylemek derdindeyiz. Sorunlarımızı kendimiz çözemiyorsak, başkalarının sorunlarına çare üretemeyiz.

Dergi ve kitaplarınızın beklediğiniz ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz?

Dergi beklentimize uygun bir ilgi görüyor. Kitaplar konusunda popülerliğe kapı aralamadığımız için, yeterince okuyucuya “ulaşmadık” düşüncesindeyim. Ama biz ne yaptığımızın farkındayız. Önemli olan günübirlik beğeniler değil, iz bırakmaktır. Biz içimize döndük yazıyoruz. Yüreğimizde, dal budak salan bir ağacın meyvesini devşiriyoruz. Bu meyveleri okuyucu belki bugün, tadar belki yarın. Çok da derdimiz değil.

 

Mustafa Oğuz, merak edip sordu.

Güncelleme Tarihi: 02 Şubat 2014, 09:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13