Arslanbenzer: Kötülere Hayır!

Hakan Arslanbenzer'i çıkardığı dergilerden, üslubundan, eleştirilerindeki..

Arslanbenzer: Kötülere Hayır!

Arslanbenzer: Kötülere Hayır!

 

Hakan Arslanbenzer'i çıkardığı dergilerden, üslubundan, eleştirilerindeki temellendirmeciliği ve tahlilci yaklaşımlarından tanıyor, seviyoruz. Kimileri ona çok kızıyor! Biz ortaya bir şeyler koyanlara kızmıyor, bir de onlara çanak tutmak istiyoruz. Buyrun Şehrengiz'den, Atlılar'a, Huruç'tan Fayrap'a dergilerini hep izlediğimiz Arslanbenzer'le  sohbet edelim. Biraz farklı konulara da girelim. Buyrun...

 

 

Hakan Arslanbenzer önümüzdeki aylarda neler yayınlayacak?

 

1 Ocak 2009'dan itibaren Fayrap'ı aylık olarak yayımlamaya başlayacağız inşallah. İyileri sevip kötüleri destekleyen dergilerden o kadar bıktık ki, en iyisi aylık çıkmak diye karar verdik. Biz iyileri disipline edip kötüleri dışarı atmak istiyoruz. Fayrap aylık olunca bakalım el mi yaman bey mi yaman...

 

Kafanda tasarladığın kitaplar var mı?

 

Şubat ayından itibaren Türk şiiri 2008 başlıklı, şiir yıllıklarımın dördüncüsünü; bunun yanında İmgenin Ölümü başlıklı eleştiri yazılarımı ve Fenerbahçe kitabımı; klasikler üzerine bir çalışma olan Eskimeyen Kitaplar kitabımı filan yayımlamak niyetindeyim. Bütün bunlar Nirengi yayınlarıyla birlikte yapacağımız işler. www.nirengikitap.com

 

Fayrap ne âlemde?

 

Fayrap bomba gibi. Yahut da gol yağmuru olup yağacak diyelim, daha sportmen olsun. Gençlere önerim iyi şiirlerini, hikâyelerini, yazılarını bize; kötü şeyleri başka dergilere göndersinler. Hani Ceza'nın bir şarkısı var ya, "Fark var!" diye. Fark var ve Fayrap bu farkı 2009'da Fenerbahçe'nin 103 gol rekorunu da kırmak suretiyle iyice belirginleştirecek Allah'ın izniyle...

 

Almaya gerek görmediğin edebiyat dergileri var mı?

 

Kitapçılarda ve gazete bayilerinde ilk günden beri, yani yaklaşık yirmi senedir edebiyat dergisi bakarım. Aldıklarım, almadıklarım var tabii. En iyileri sürekli almaya çalışıyorum. Ama bazen bir tek şiir veya yazı için dergi aldığım da olur. Almamaya özen gösterdiğim dergilerse edebiyat yapmayan, kötülük yapan, bu konuda uzmanlaşmış dergiler diyebilirim. İsim vermeye ise gerek yok. Bunları herkes biliyor zaten.

 

Gazete okur musunuz?

 

İnternetten gazete okurum. Bütün Fenerbahçe haberlerini, bütün üçüncü sayfa haberlerini, bütün kriz haberlerini ve bir de bütün meteoroloji haberlerini okurum. Köşe yazısı okumam. Bazen takip ettiğim yazarlar olur ama. İbrahim Karagül'ü uzun süre takip ettim mesela.

 

Okuduğunuz bir şey canınızı sıkınca ne yaparsınız?

 

Ne kadar canımı sıktığına bağlı. Yalana ve yanlışa çok kızıyorum. Anlamıyorum çünkü. Ama küçük kusurlar, benimsemediğim görüşlerin ifadesi filan pek sıkmaz canımı. Herkes aynı olmak zorunda değil. Ama birileri çemkirip duruyorsa, bu can sıkıyor tabii.

 

Yolda hangi yazarla/şairle karşılaşmak istersiniz?

 

Yolda şairlerle karşılaşmaya bayıldığımı söyleyemem. Ama geçmiş karşılaşmaların güzel anıları var. Murat Güzel'le veya Murat Menteş'le, Eren Safi'yle, İsmet Özel'le, Melek'le, Fazıl ve Ali'yle karşılaşma anlarımızı severek hatırlıyorum. Ama şimdi derseniz zaten tanıdığım ve sevdiğim şairler hariç bir şair merakım, görme isteğim var diyemem.

 

Kaç çocuğunuz olsun isterdiniz? İki oğlunuz daha olsa adlarını ne koyarsınız?

 

Bir oğlum daha olursa adını Mehmet koymak isterim. Allah'ın hakkı üçtür derler. Ama bir kızım olsun istiyormuşum gibi geliyor bazen. Hayırlısıysa Allah nasip eder inşallah.

 

Amin! İstanbul'u özler misiniz?

 

İstanbul'u özlememek ne mümkün. Ama her zaman özlemiyorum. Yapmak istediklerimi yapabildiğimi hissedince, Ankara'nın ailem için daha kolay ve güvenli olduğunu tecrübe edince mesela, başka yeri pek özlemiyorum. Ama İstanbul'da yedi yılım geçti. Bana bazı borçları var İstanbul'un. Onu almak istiyorum tabii.

 

Türk halkı ha bire proje yazıp duruyor. Moda adeta... Proje hazırlamacılığa nasıl bakıyorsunuz? Bir ara da toplam kalite yönetimi diye bir şey çıkmıştı. Misyon, vizyon vb. seminerleri yapılıp durulurdu?

 

Projecilik Galatasaraylılık gibi geliyor bana. Stat projesi, marka projesi, şirket ve borsa projesi, başka başka projeler. Fenerbahçe bunların çoğunu yaptı, daha fazlasını da yapıyor. Galatasaray ise hala projelerden konuşup duruyor. Yerinden memnun olmamakla ilgili bir şey çünkü o. Yerinden memnun olmayan, kaderini beğenmeyen adam proje yazar. Ülkemizde yerinden memnun olmayan, kendini beğenmeyen insanların sayısı da az değil sanırım. Ama proje yazmak bu durumu değiştiriyor mu? Değiştirmiyor.

 

Müslüman olmanın (Müslüman kalarak yaşamaya çalışmanın) ne tarafları güzel, ne tarafları zor?

 

Müslümanlık temiz bir şey. Temiz olmak da her zaman güzeldir. Bütünüyle ve her defasında temiz kalamayabilirsin ama yeniden temizlenme fırsatı sunuyor İslam sana. Bu güzel. İslam umdelerinin pek geçerli olmadığı bir dünyada yaşamak zor. Kendini anlatmak istiyorsun vahşi sayıyorlar. Vahşeti üstlenmek istemiyorsun. Bu sefer de ezik olmuş oluyorsun. Ezik ve teslimiyetçi olmadan hakkını alamayacağını hissetmek çirkin bir şey.

 

Hacca gitmek ister miydiniz? 

 

Eskiden çok üstünde durmazdım. Uzak bir farz gibi gelirdi. İmkânım da olmadı pek. Ama son yıllarda istediğimi, hem de çok istediğimi, hem kendim hem sevdiklerim için istediğimi hissetmeye başladım. Belki de kalben bu yaşımda artık müslümanlarla barıştığım içindir. Müslümanlar kusursuz değiller. Ama ben de müslümandan başka bir şey değilim. Allah bir gün nasip eder inşallah.

 

Üsküdar'da Zeynep Kamil'de Cahit Zarifoğlu Parkı İsmail Dümbüllü Parkı yapılıyormuş, bunu nasıl karşılıyorsunuz? Sizin de oturduğunuz yerdi bir ara?

 

O parkın karşısındaki apartmanlardan birinin bodrum katında bir süre oturdum. Evimiz çok rahat değildi, her gün Üsküdar iskeleden yokuşu tırmanmak da zor gelirdi. Ama evimizin önünden Cahit Zarifoğlu parkı geçiyor diye iftihar ederdik, çok severdik bu durumu. İsmail Dümbüllü'yü de severiz, sayarız. Allah ikisine de rahmet etsin. Belediye nezaket göstermeli bence. Belki Zarifoğlu için daha güzel, daha uçarı bir park düşünmüşlerdir, kim bilir...

 

Dilinizden düşmeyen bir şarkı sözü?

 

Ben pek şarkı, türkü söylemem. Ama bazen aklıma takılan, hep dinlediğim veya kafamda canlandırdığım şeyler oluyor. Neşet Ertaş bozlakları mesela. Yalan dünyada, ah yalan dünyada... Bu aralar favorim diyebilirim. Ama bugün ufkumda batan güneş bu sabah doğacak mı... Gelip duruyor dilime nedense. İlginç bir şarkı. Hecenin beş şairini biraz çalıştım bugün. Enis Behiç okurken bu şarkı aklıma geldi. Şarkı ilginç, heyecanlı, kahrına rağmen coşkulu bir şarkı. Güftesini yazan adamın mesleği (pavyoncu) ve kaderi (kurşunlanarak öldürülmüş) de buna dâhil. Kibariye'nin yerinde duramayan sesi de.

 

Çocuklarınıza Allah'ı ilk anlatırken nasıl anlatmışsınızdır?

 

Küçük oğlum henüz iki yaşında. Allah'ın sadece adını biliyor. Büyük oğlumla ise onun sorularını cevaplamak suretiyle konuşmuşumdur hep. İyilik-kötülük ayrımından başlıyor çocuğun Allah kavrayışı. Ya da başlamalı. (Büyük oğlum) Hakan'a anlattığım Allah iyiliği hep destekleyen, kötülüğü hiçbir şekilde desteklemeyen bir Allah. Daha karmaşık konularda ise, mesela Hıristiyanların da "bizim gibi" cennete gidip gitmeyecekleri gibi konularda Kuran'dan ayetler ve hadislerle anlatıyorum. Bir çocuk çünkü Kuran-ı Kerim'e güvenir, Peygamber Efendimizi de severse, kendi kavrayışının ufuklarına açılabilir artık.

 

Ankara'da bir camiye gitmek istediğinizde bu hangi cami olur? İstanbul'da hangi cami olur?

 

İstanbul'da elini atsan cami. Ankara'da ya mahalle camiine, ya Kocatepe'ye, ya da Hacı Bayram'a gideceksin. Bodrum katındaki mescitleri hala çok rahat bulmuyorum. Biraz gerginlik yaşıyorum hala. Işıksız, ziyasız yerler. Cami deyince çocukluğumuzdan kalma bir ışık ve hava arayışı var kafamızda. Bir yer ne kadar ışıklı ne kadar havadarsa camiye o kadar benziyor bence. Kocatepe Camii iyidir yani. Ama İstanbul'un en küçük camii bile ayrı bir yerde duruyor. Üniversitede iletişim fakültesiyle bizim okul arasındaki Kaptanı Derya Camii'ne ve cumaları Beyazıt Camii'ne giderdik. Ben bazı ikindileri yalnız kalmak için Süleymaniye'ye giderdim.

 

Son ramazan bayram namazını büyük oğlumla Fatih Camii avlusunda kıldık. Ülke dergisinde çalışırken Mustafa Kutlu'yla Sultanahmet'e giderdik cumaya. Üsküdar camileriyle de alakamız geniştir. Kadıköy camileriyle de.

 

20 yıl sonraya günümüzden kimler kalır 90 sonrası isimlerden yazar şair?  (Böyle bir zar atma sorusu vardır ya...)

 

Benden başka mı? (gülüyor) Eren Safi kalır. Ahmet Güntan kalır. Hatırlanacak, iyidir hoştur denecek çok isim var ama bu söylediğim iki şair kadar meteor çukuru açabilmiş. Başkalarını göremiyorum dürüstçe konuşmak gerekirse. Bana kimse kızmasın.

 

Hikâye yazarlarından Cihan Aktaş önemini koruyacak, hatta artıracaktır. Fatih Altuğ'un önemli bir akademisyen olacağını tahmin ediyorum ama Türk mü olur Amerikan mı onu bilemiyorum.

 

 

Asım Gültekin, uzunca söyleşti...

 

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2010, 14:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26