Ankara'da ise keşf etmelisiniz!

Son aylarda Rasim Özdenören ile tv'de görmekte olduğumuz Savaş Ş. Barkçin'e Mehmet Erken sordu.

Ankara'da ise keşf etmelisiniz!

Geçmişte yaşamış zâtların hayatını okurken "hem musiki ile uğraşırdı, hem âlimdi, hem muhaddisdi, hem de zamanının en önemli tüccarlarından biriydi" şeklinde cümleler görür şaşırırız biz modern insanlar. "Bunlar alakasız şeyler, nasıl bir arada yapıyormuş" deriz ve hayretler içinde kalırız. Aşağıda kendisiyle yapılmış ufak bir söyleşiyi okuyacağınız Savaş Ş. Barkçin de bana kalırsa bu hayretlerimize muhatap olacak isimlerden birisi. Siyaset biliminde doktora sahibi olan Barkçin, 1989'dan beri çeşitli devlet kademelerinde görev almakla birlikte musikî icrâ ediyor, TV projeleri yapıyor, kitap yayımlıyor….

Savaş Ş. Barkçin
Savaş Ş. Barkçin

Geçtiğimiz bir iki ay içinde isminizi farklı vesilelerle duyar olduk. Bu durumun sebebi hikmeti nedir diye sorsam. 1 sene önce kültür alanında ismi pek bilinmeyen bir ismi son birkaç ay içinde 3 farklı iş ile duymamızı neye borçluyuz? Ya da daha önce olayların arkasında görüyorduk da şimdi mi ortaya çıktı bu isim?

Çok değerli kardeşim Mehmet, önce şunu söyleyeyim. Bir şeyin adı o şeyin yâdıdır. Bizim ismimiz ne üstadlarımıza lâyık, ne de Hakkın bize verdiği kıymeti gösterecek bir düzeyde. Evet, bir-kaç işimiz son bir yıla denk geldi. Ama hâlâ öğreniyoruz, hâlâ eksiğiz. Biliyorsunuz memurum. 20 sene olmuş. Hem devlet hizmetinde, hem de akademik ve edebî alanda hep yeni ve güzel şeyleri yapmayı istedim. Mevlâ nasib etti, güzel işler de yaptık.

Bence kişi pek çok kabiliyetle yaratılır. Her birini işlemek, verimli kılmak, eser vermek gerekir. Herkes şarkı söyleyemeyebilir, ama şarkı dinlemek de bir kabiliyettir. O da meselâ  güzel resim yapar, gezer, konuşur... Aksini söylemek Allah'ın cömertliğine bühtân olur. Durmamak lâzım. Sevgimiz de bir nimettir bir konuya, bir sanata, bir uzmanlığa... Ama sevgiyi ilgiye, ilgiyi de bilgiye çevirmek gerekir.

En büyük eksiğimiz, her birimizin, mesela öğrencinin, memurun, iş adamının, müzisyenin, vs. kendini o alana hapsetmesidir. Tek yönlü ve tek boyutlu olmaktan rahatsızlık duymuyoruz. Halbuki insanın bir ilgi ve bilgi alanı ne kadar gelişirse, yaptığı diğer işler de o kadar zenginleşir. Benim edebiyat ile ilgim olmasa, musiki konusundaki bu büyük kişiyi yeterince ifade edemezdim. Musiki ile ilgim olmasa, gazeller yazamazdım. Çünkü iç musikiyi duymanız ve ifade etmeniz gerekir.

Bunların hepsi de benim mesleğime yansıyor. Yazdığım metinler ve yaptığım resmî konuşmalar diğerlerinden elbette farklı oluyor. Çünkü ben beslendiğim her alanı diğerine yansıtmayı seviyorum. Zaten hayatta birbirinden kopuk, duvarlarla çevrili hiç bir alan yok. Musiki dediğinizde matematik kadar fizik, gönül kadar edebiyat içindesiniz. Tarih ile ilgilisiniz, zira eski bestekârları tanımanız ve onların kişilik özelliklerine talip olmanız sizin özgün sesinizi oluşturur.

Ama insanlar tarafından bilinmek, kâmil olmak demek değildir. Öyle çok meşhur kişi var, ama hiç de iyi anmıyoruz onları... Öyle olmaktan Yaradan'a sığınırız. Ben mutfakta aşçı olmayı, yemeği sunan garson olmaya tercih ettim hep. Devlet hizmetim de böyledir, fikrî ve edebî meşgalelerim de...

GERÇEK AĞABEYLİK YAPTI

Rasim Özdenören ile tanışıklığınız nereden başlıyor acaba? Ve herkesin merak ettiği soru; onu televizyona çıkarmaya hatta düzenli program yapmaya nasıl ikna ettiniz?

Rasim abiyi ben Devlet Planlama Teşkilatı'na girdiğimde tanıdım. 20 sene olmuş demek ki. Bizim orada büyüğümüzdü. İlk yıllarda yazdığım amatörce kısa hikâyelerimi, şiirlerimi, denemelerimi ona gösterirdim. O da her zamanki olgunluğu ve tevazuu ile beni teşvik ederdi. Ayrıca fırsatım oldukça sohbetinde bulunmaya da gayret ederdim. Sağolsun bize gerçek bir "ağabeylik" yaptı.

Onda gördüğüm en büyük işte fazilet budur: karşısına gelen herkesin seviyesinden muhabbet eder, herkesi iyi işlere teşvik eder. Gerçek abilik budur.

Aslında Rasim abiyle bir program yapmayı TRT yöneticileri bir-kaç seneden beri arzu ediyorlardı. En son bana bu düşünceyi açtılar. Ben de Rasim abiye konuyu açınca sağolsun teklifi kabul etti. "Mâverâ'ya Yolculuk" böyle doğdu.

Belki izleyicilerimiz bilmiyorlar. Ben Rasim abiye hiç bir sorumu asla göstermem. Konuları beraberce konuşup belirliyoruz. Ama ne soracağımı o bilmiyor. Böylece gerçek sohbet tadını yakalamayı hedefledim.

HER KISIT BİR FIRSAT

Ramazan boyunca Gönül Makamı programını izleyen insanlar "keşke Ramazan'dan sonra da devam etse" diyordu ve siz de Ramazan'dan sonrasında programı devam ettirmeye çalışıyorsunuz. İzleyicilerin bir diğer isteği de keşke daha uzun olsa şeklinde. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Bir de ben özel olarak bu programların cd-dvd şeklinde yayınlanıp yayınlanmayacağını soracağım. Çünkü programlar klasik bir tv programının ötesinde bir ders niteliğinde…

Siz gibi değerli dostlarımızın yoğun ilgisi ile Gönül Makâmı devam ediyor. Güz dönemi boyunca en azından...

TRT'nin zaman programlaması içinde hareket ediyoruz. Biliyorsunuz Ramazan'da hemen her gün program yaptık. TRT o zaman bize planlamaları içinde sadece 15 dakika verebilmişti. Biz "bu vakit yetmez" demedik,  o sürenin içinde de güzel bir örnek ortaya koymaya çalıştık.

Şimdi ise bize verilen süre 30 dakika. Yine bizim ve herkesin istediği kadar uzun değil, ama madem imkânımız bu, biz de o süre içinde güzel şeyler yapmaya çalışırız.

Aslında hepimizin bir eksikliği bu; şartları yetersiz görünce şikâyet edip ipe un sermek. Halbuki her kısıt size bir fırsat demektir. Hele sözkonusu musikimiz gibi insanı olduran bir gerçeklik, bir değer, bir gelenek ise... Biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

Bütün Gönül Makâmı ekibi musikimizin klasik anlayışında olan kardeşlerimiz. Sağolsunlar biz en başta davet ettiğimizde hepsi bir soru bile sormadan seve seve kabul ettiler ve fedakârca emek sarfettiler. Murat Salim Tokaç, Ahmed Şahin, Murat Irkılata, Mehmet Kemiksiz, Halil Uğur Kutlu ve şimdi de ekibimize eklediğimiz Emre Erdal, hepimiz en seçkin eserlerin en kaliteli icrâlarını sunmaya çalışıyoruz.

Rasim Özdenören, Maveraya Yolculuk

Programın kışın da devam etmesini arzu eden izleyicilerimiz ve dostlarımızdan görüşlerini TRT'ye iletmelerini istiyoruz. TRT yönetimi bu görüşleri dikkate alıyor.

Programın kayıtları TRTnin arşiv yayıncılığı çerçevesinde DVD olarak yayınlanabilir. Bunun için de lütfen görüşlerinizi TRT'ye bildiriniz.

Bu arada bir müjde vereyim. Biliyorsunuz Gönül Makamı musikimizin derinliğini, tasavvufi boyutunu ve anlamını ortaya koyan ilk ve tek program. Şimdi bizim bu anlayışımızı yansıtacak bir albüm-kitap çalışmamız var. Nasipse önümüzdeki yıl, ekinde bizim ekibimizin icrâ edeceği 3-4 CD bulunan özel bir kitap çıkaracağız. Bu, dediğiniz gibi musikimizi, makamları ve onların sembolizmini ve anlamını keşfetmek isteyen herkes için temel bir külliyât olarak tasarlanacak. Görselliğinden müziğine kadar bütüncül ve çok kaliteli bir eser ortaya koymaya çalışıyoruz. Çalışmalara başladık bile...

AHMED AVNİ KONUK KİTABI

Ahmed Avni Konuk hakkındaki kitabınız alanında önemli bir boşluğu doldurmuş gibi duruyor. Kitabın içeriğinde anladığımız kadarıyla da siz kitabı üzerinde epey bir uğraşmışsınız. Kaynakçada belirtilen belgelerin arasında dolaşırken Ahmed Avni Konuk'un ötesinde birçok isme dair farklı bilgilere rastlamışsınızdır diye düşünüyorum. Kitaba alamadığınız bölümler oldu mu?

Ahmed Avni KonukDoğrudur. Bu büyük insanı tanımaya çalışırken, pek çok başka değerli insanı da tanımış olduk. Ahmed Avni Bey hazretlerini araştırırken Ahmed Amiş Efendi hazretleri gibi, Hüseyin Vassâf Efendi gibi, Mehmed Ali Aynî gibi, Abdülhayy Öztoprak, Halil Can gibi kişileri de tanımış oldum. Mevlevî geleneğine mensup bir çok kişinin Cumhuriyet döneminde gittiği farklı, bazen zıt yönleri görme imkânım oldu.

Bunun yanısıra posta ve telgraf tarihimizi, çok özel bir okul olan Dârüşşafaka'nın tarihini de okudum. Bu aynı zamanda teknoloji ve eğitim tarihimiz anlamına gelir.

Yine musikimizin anlamı ve doğru ve çarpık anlamalar üzerine pek çok makale ve kitaba rast geldim. Nasib olursa musikimizideki bugün gördüğümüz çarpıklığın siyasi ve kültürel dönüşümden nasıl etkilendiğini gösteren bir eser kaleme almayı düşünüyorum...

Ayrıca Konuk'un yayınlanmamış küçük hacimli risalelerini Latin harflerine çevirip yayınlamayı da ümid ve niyâz ediyorum.

MEHMED ALİ AYNİ GÖRÜNMEYEN UMMAN

Çalışmalarınız sırasında "keşke şu isim ile ilgili de bir kitap yayınlansa" diye düşünmüşsünüzdür. Sizin yakın ya da uzak gelecek için böyle bir planınız var mı? ya da aklınıza gelen, "benim gücüm yetmez ama bir başkası şu isim hakkında çalışsa" diyebileceğiniz isimler kimlerdir?

Mehmed Ali Aynî bir felsefeci-mutasavvıf olarak hayatını yazmayı düşündüğüm başka bir görünmeyen umman.

Yine meşk silsilemizdeki üstadlarımızdan Emin Kılıç Kale mutlaka bir kitap içinde etraflıca ele alınmayı hak eden bir değerdir. Hakkında pek çok spekülasyon vardır, seveni-sevmeyeni çoktur. Kendine has görüşleri ve tarzı olan bir insan. Ahmed Avni Bey ve dolayısıyla İsmail Dede Efendi ve Zekâî Dede Efendi hazretlerinin musiki anlayışını, onun icrâları ve musiki sohbetleriyle anlayabiliyoruz. İnşaallah onun hakkında da hakkaniyetli ve etraflı bir çalışma yapmayı arzu ederiz.

ANKARA'DA KEŞFETMEK ZORUNDASINIZ

Ankara doğumlu olmanız ve halen Ankara'da bulunuyor olmanız, hem de 5 senenizi İstanbul'da geçirmiş olmanıza rağmen Ankara'da yaşamaya devam ediyor olmanız hasebiyle Ankara'ya dair birkaç kelam alsak sizden? Nedir sizi Ankara'ya bağlayan? Siyaset midir, görevleriniz midir, hatıralarınız mıdır? Ankara'da günler nasıl geçer ya da?

Ankara kendini atalete, şehrin yaydığı tekdüzeliğe bırakmayan birisi için inanılmaz derecede verimli bir şehirdir.

İstanbul şöhretin, Ankara halvetin olduğu yerdir. Arkadaşlıklar, dostluklar daha samimîdir. Çünkü peşinden koşulacak maddî kazançlar ve şöhret yoktur. Memur olanların tek sermayesi isimleridir. Bir çok temiz, dürüst ve çalışkan memurlar vardır. Öyle olmak, ismimizi de öylece korumak için mücadele ederiz burada. Asıl değer buradadır bence.

İstanbul bugünkü haliyle siyaseti anlamaya da, siyasete ve devlet yönetimine katkı sağlamaya da çok yatkın değildir. Her şeyi gazetelerden takip eden pek çok aydın arkadaşım var orada yaşayan. Oysa ne gazeteler, ne de akademik jargon size Ankara'daki gerçekliği yansıtamaz.

Sanılanın aksine Ankara'da yaşayan çok kıymetli insanlar vardır. Rasim abi bunlardan birisi meselâ. Ama fark şudur ki, İstanbul'da bu isimleri zaten duyarsınız, Ankara'da ise keşfetmek zorundasınız.

Aynen mescidler gibi. İstanbul'da camileri hemen fark edersiniz. Ankara'da ise özellikle merkezde pek çok yeraltı mescidi vardır. Caddede yürürken göremezsiniz, yerlerini bilmeniz, sormanız gerekir.

Ankara'da fikrî birikimi olan, edebî zevki olan pek çok memur var... Meselâ biz elimizden geldiği kadar her ay bir meşk meclisi tertib etmeye çalışıyoruz. Yine sık sık toplanmasa da bir klasik şiir-musiki halkamız var. Pek çok Istanbul aydınından daha farklı ve zengin memur aydınlar vardır burada. Onlarla muhabbetinizle oldukça çok önemli birikimler elde edersiniz.

Meselâ Zekâî Dede Efendi hazretlerinin silsilesine mensup üstâdım Ali Sarıgül de Ankara'da memur. Onun yönettiği ver her Cumartesi günü toplanan meşk halkamız var. Yıllardır meşk ediyoruz. Memleketin başka yerlerinde, hatta Istanbul'da bozulmamış bir anlayış ile bu şekilde meşk eden var mıdır, bilemiyorum.

Ankara'daki pek çok abimizden çok istifade  ettik, ediyoruz. Bilenler bilir... Mahviyyet için çok uygun bir şehir yani. Istanbul ise kişiyi çabuk meşhur eden ama samimiyeti, hasbiliği mahveden bir şehir. Daha vahşî ve sentetik. Panzehiri de var ama. Süleymaniye'de geçireceğiniz bir dem, Boğaz'ın maviliğini seyredeceğiniz bir an pek çok rezilliği örtmeye yetiyor. Elbette hikmet ve kültür sahibi pek çok değerli üstâdımız orada.

Ben bir aralar bir abimiz Ankara'nın çoraklığından yakınınca şunu söylemiştim: "Ankara bir çöle benzer, orada hareketsizliğe direnmeniz gerekir. Istanbul ise bir panayırdır, orada da harekete direnmeniz gerekir."

Elbette Istanbul'dan bir tat almadan Ankara'da anlam, gelenek ve derinlik üretmek mümkün değil. Ben hamdolsun Istanbul'dan hiç kopmadım, kopmam.

Ama burada olmanın da avantajları var. Meselâ profesyonel dünyadan uzak olduğunuz için hasbî arkadaşlar ve esaslı bilgiler elde etmeniz daha kolay. Bir de Istanbul'da tek boyutla olayları değerlendirme imkânı varken, Ankara'da çile çekip de fikirden uzaklaşmamış kişiler olayları daha dengeli değerlendirebilir.

Yine, burada zaman o kadar bol ki, eğer kendinizi insanı zehirleyen tembelliğe terk etmezseniz, hareketsizliğe direnirseniz bir gün içinde beş ayrı yerde beş ayrı iş yapabilirsiniz. Ben bunu nimet olarak görüyorum şahsen ve değerlendirmeye çalışıyorum. Istanbul'da bir günde ancak bir-iki ayrı yerde iş yapabilen dostlarımızı görünce şükrediyorum.

Ben Ankara doğumluyum ve üniversite dışında hep bu şehirde bulundum. Ama Istanbul'u iddia edebilirim ki pek çok Istanbullu'dan daha iyi bilirim. Gezen daha iyi bilir hesabı! Yine Istanbul benim için vazgeçilmez bir nefeslenme, ferahlama mekânıdır. Hele Üsküdar, Yahyâ Efendi Dergâhı ve Boğaz...

Istanbul'a gezmeye gelmek, kısa iş gezileriyle de olsa gelmek insana taze kan sağlıyor. Bazen Beylerbeyi veya Büyükdere taraflarında gezdiğimde, akşamları kızıllaşan Boğaz ufkunda Beşiktaş'tan güzel Üsküdar'a geçerken, hele hele baharları gök ile deniz aynı renge büründüğünde durup diyorum kendi kendime: "Istanbul'a yerleşmeli!" Ama bir dakika sonra trafik karmaşasını görünce bütün şevkım kırılıyor. Belki emekli olunca küçük bir köşesine yerleşmek isterim. Istanbul'un çilesi de bu...

Istanbul'u şimdilik tadımlık seviyorum. Pek çok Istanbullu'nun bir yılda göremeyeceği güzelliklerin tadını bir günde çıkarmanın keyfini sürüyorum. "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" diyorum... Şimdilik ama....

 

Mehmet Erken konuştu

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2009, 08:37
YORUM EKLE

banner19