banner16

Ali Ayçil ile çocukluğunu konuştuk

"Şiirlerimin neredeyse tamamı Dergâh dergisinde yayınlanmıştır; öyle her dergide görüneyim diye bir arzum olmadı. Bu yüzden Dergâh'ı ocağımız kabul ediyoruz." Röportaj Nurettin Durman.

Ali Ayçil ile çocukluğunu konuştuk

Şair Ali Ayçil Üsküdar'da ikamet ediyor. İstanbul'a yeni gelmişti ve yanılmıyorsam ru be ru Mahmut Balcı tanıştırmıştı. Tanıştırmıştı ama ben zaten Dergâh dergisinde yayımlanan şiirlerinden tanıyordum. Sevdiğim bir insan ve şairdir. Onun da çocukluğu ve yazmaya başlamasını merak ettim ve sordum. Şu meseleyi bir anlat bakayım dedim. Sağ olsun beni kırmadı…

 (Nurettin Durman, 13 Mayıs 2009.) 

Yazmaya nasıl ve nerede başladınız? 

İlkyazım, lise ikinci sınıftayken ilçemizde ilk kez yayınlanmaya başlayan Çayırlı gazetesinde çıktı. O zamanlar ilçede avukatlık yapan dayım, kaymakamlık ve belediyenin elbirliğiyle çıkan bu ilk ilçe gazetesinin yayın yönetmenliğine getirilmişti. Dört sayfalık minik bir devlet gazetesiydi anlayacağınız. Fizik öğretmenim Celal Arıcı kolay yayınlanacağını düşünerek bir yazı yazdırdı bana ve doğal olarak yayınlandı. Ömrü birkaç sayı süren gazetenin o nüshası hala arşivimdedir. Yazıyı yazdıran Fizik öğretmeni olunca, ilkyazının başlığı da tuhaf oldu tabii: “Nükleer Enerjinin Faydaları.”  

Kaç yaşında olduğunuzu anımsıyor musunuz? 

Liseyi on yedi yaşımda bitirdim. İlkyazı on altı yaşımdayken yayınlanmış olmalı.

Sizi yazmaya veya okumaya teşvik edenler oldu mu?

Bunu birkaç kez düşündüm. Doğrusu net bir başlangıç noktası ya da dönem yok. Ama her seferinde belleğimde canlı duran bir ilk hatıraya geri gidebiliyorum. Benden iki yaş büyük ablam ilkokula başlayınca, ona alıştığım için sürekli evde huzursuzluk çıkarıyordum. Babam rica etti ve öğretmen birkaç ay sonra yaşım tutmadığı halde beni okula kaydetti. İlk yarının bitimine kadar beni öylesine sıkıştırdı ve yordu ki, korkumdan sınıfın en iyi iki öğrencisinden biri haline geldim. Yarıyıl tatilinin dönüşünde elinde iki masal kitabıyla girdi sınıfa: Bunlardan birini Fikret'e diğerini de Ali'ye getirdim, dedi. Neydi konusu, hangi resimler vardı, hatırlamıyorum bile. Ama bu ilk kitabın beni etkilediğini, dahası kitaplarla sonraki ilişkimi belirlediğini düşünüyorum. Sonunda Fikret muhtar, ben de şair oldum. İkimiz için de boşa gitmedi yani. 

İlk okuduğunuz kitap, şiir, hikâye veya yazı, dergi, gazete? 

Teksas Tommiksleri, Yüzbaşı Volkanları saymazsak, içeriğini ilk hatırladığım kitap Robinson Crusoe. Okulumuzun tek başörtülü kızı Müzeyyen'in maden mühendisi abisinin hediye olarak elime tutuşturduğu bir kitabı da unutamıyorum: Komünistler Nasıl Yalan Söyler. Bir de liseli yıllardan dayımın kitaplığından bende kalan Tolstoy'un Diriliş'i var. Dayımı 1992 Erzincan depreminde, depremden iki gün sonra Şehir lokalinin enkazının altından teyzemin oğluyla birlikte çıkardık. Severdik onu. Bizim kuşağımız ya da bizden önceki kuşaklardan pek çok yazan çizen insan Kan Kalesi'nden gelir. Bugün bile evlerimizde bir sandıkta durur o kitap. Evet, bana Komünistler Nasıl Yalan Söyler, hediye edilmişti ama ben, ne hikmetse muhafazakârlığın dilinden hoşlanmıyordum. Sınıf arkadaşım Cengiz'in ailesi ilçenin gazete bayii idi. Her Allah'ın günü orada günlük gazetelere bakıyor, istediğimizi alabiliyorduk. Tercüman'ın değil de Cumhuriyet'in dili cazip geliyordu bana. Bu gün bile, bunun sebebini çözebilmiş değilim; çünkü hiçbir telkin söz konusu değildi. Muhafazakâr bir muhitten çıkmama rağmen, o günden bu güne muhafazakârlığa mesafeli durdum hep, zaman zaman ondan nefret de ettim. Hayatımın en istikrarlı çizgilerinden biri budur. İlk edebiyat dergilerini üniversitede takip etmeye başladım. Hatırladığım kadarıyla ilk ikisi Varlık ve Broy'du. Radikal bir arkadaş çevresine katılınca okumalarım da değişti ister istemez.

İlk yazdığınız yazı-şiir yayınlandığında ne hissettiniz? 

Şimdiye kadar hiç kimseye anlatmadığım bir anım var. Küçük kardeşim Ahmet benden birkaç sınıf alttaydı. Ahmet, Vakıflar Müdürlüğü'nün, vakıf haftası sebebiyle Türkiye çapında açtığı şiir yarışmasına katılacaktı. Baktım, hiç beğenmedim yazdığı şiiri. Bir çırpıda bir şiir yazdım Ahmet'e. Katıldı ve yanılmıyorsam birinci ya da ikinci oldu. Ankara'ya gezmeye bile gitti ödül olarak. Ama Ahmet bunu kabul etmez, ona sorsanız sonradan bu şiirin üzerinde değişiklikler yaptığını, yazdığım haliyle göndermediğini söyler. Benim ilk şiirim Dergâh dergisinde yayınlandı. Bir arkadaşım İstanbul'a geldiğinde, şiirlerimi de getirip Mustafa Kutlu'ya vermişti. Kütüphanelere dergi geliyordu o zamanlar. Aynı arkadaşım Aziz, bir ay sonra kütüphaneden dergiyi alıp getirdi ve gülümseyerek şiirimin yayınlandığı sayfayı açtı. Birden ateş kesildim, alnım terledi. 

Yazma tutkunuzu başından başlayarak anlatır mısınız? 

Ben üniversite birinci sınıftan itibaren düzenli olarak yazıyordum aslında. Bunları bir yere gönderip yayınlatmaya çalışmadım nedense. Üniversite bittikten bir iki yıl sonra yayınlanmaya başladı şiirlerim. Şiirlerimin neredeyse tamamı Dergâh dergisinde yayınlanmıştır; öyle her dergide görüneyim diye bir arzum olmadı. Bu yüzden Dergâh'ı ocağımız kabul ediyoruz. Şiirlerim yayınlanmaya başladıktan beş yıl sonra İstanbul'a gelip yerleştim. Artık mektupla şiir gönderme devri bitmiş, elden verme devri başlamıştı. Yine de o ilk dönem güzeldi. Mustafa Kutlu o yıllarda elle mektup yazardı genç şairlere, edebiyatçılara. Dergâh antetli o zarflardan ve mektuplardan biri de bende vardır. İlk şiirimin yayınlanmasından hemen sonra yazdı. İstanbul'dan uzak olduğum yıllarda her ay şiirim var mı, diye dergiye bakar, göremezsem bir ay neredeyse kendime küserdim. Sonra, geçimime katkısı olur diye gazetelerde deneme yazmaya başladım. Bu denemeler günlük siyasetten uzak, bir edebiyat dergisinde yayınlanabilecek denemelerdi. Okurum biraz da bu yolla oluştu, kabul etmek lazım. Hala bir gazetede haftalık deneme yazmaya devam ediyorum. Seviyorum da bunu. Edebiyat ortamında büyük oranda yalnız oldum, bir takımın içinde bulunmamaya özen gösterdim. Faydasını da gördüm, zararını da; ama artık bu günden sonra bir önemi de yok bunun.  

Daha çok ve özellikle çocukluk döneminizi anlatır mısınız? 

Babam ben ilkokul üçe giderken öldü. Doğrusu anne ve baba tarafından varlıklı bir aileydik; küçük birer ağa ailesi anlayacağınız. Muhtemelen bu yüzden aralarında akrabalık tesis etmişlerdi. Babam evin tek oğluydu, ondan birkaç yıl sonra dedem de ölünce evin büyüğü ben kaldım erkek olarak. Marabamız vardı. Oğulları, kızları ve hanımıyla bizim arazimizde çalışırdı. Babam ve dedem ölünce o da ayrıldı; düzenimiz bozuldu, arazilerimiz ekilmez oldu. Zaten o dönemde Türkiye'nin düzeni de değişiyordu, şehre göç başlamıştı. Toprak değersizleşti. Ben ve kardeşim Ahmet, bu geleneksel muhafazakâr aile ortamında doğduk ve genellikle serazat yaşadık. Babamın ve dedemin öldüğü anlar çocukluğumu biraz etkilemiştir. Dedemin ölümü bekleniyordu, ben derenin kenarında dalmış suya bakıyordum. Birden biri geldi ve deden öldü, dedi. Kalkmadım, koşmadım, öylece suya bakmaya devam ettim. Futbolu daima sevdim. Benim çocukluğumun çoğu, çayırda futbol oynayarak geçti desem yeridir. İlkokulda, orta ve lisede hep şirin yaramazdım. Derslerim iyi olduğu için öğretmenlerin de hoşuna gidiyordu sanırım.

 

Nurettin Durman söyleşen

Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2018, 21:42
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
makbule
makbule - 9 yıl Önce

onunla yaptığımız anlaşmaya hala sadık... onun benimle igili yazdıkları bir yana nice saatler sur kenti üzerine yaptığımız konuşmalar hala aklımda... onun konuşması yazısının önündedir... onu sadece yazılarından tanıyanlar bir ırmağın hikayesini işitenlerdir, yoka onlar henüz ırmağın sesini duymamışlardır ki, o ses, yürek çarpıntısı, baş dönmesi, kanın sadırdan çıkıp başka damarları arzulaması iştiyakıdır...

sevim iz
sevim iz - 9 yıl Önce

ali ayçil'i hikayeleri ile tanımış ve sevmiştik. o kendisine hikayeci dememiş bile. "şair oldum" demiş. allah yolunu açık etsin. izliyor seviyoruz.

Can Bilge
Can Bilge - 9 yıl Önce

Ali Ayçıl, kardeşine yaptığın ayıp yahu :) insan kardeşinin sırrını açık eder mi bu şekilde :)

Emre Şimşek
Emre Şimşek - 9 yıl Önce

Ali Ayçil...

"Naz Bitti, aslında tek bir şiirin bölümlerinden ibarettir. Türk'e mahsus bir hayatın, bir naz etme biçiminin çözülmesinden duyulan kaygının şiiridir. Bu kaygı, ancak Türk dilinin ya da Türk sesinin en lirik öğesi kullanılarak anlatılabilirdi. Ben o sesi, ondörtlü hece ile yakaladığımı düşünüyorum. Yine de, her ne yaptıysam, modern şiirin imge düzeni içerisinde yaptım ..."

Serbest şiirleri kadar, "serbest"leşen ortamda hece'yi yüreklice yazanlardan olan yürekli bir şai

b.can
b.can - 9 yıl Önce

en güzel denemeyi kim yazar ali ayçil.

hala aklımdadır uzun samsun içenler'i

yılmaz dönmez
yılmaz dönmez - 9 yıl Önce

ali bey sur kentini ve kovulmuşlar evini okudum ama mostardaki barbarlara klavuz harikaydı sur kentinde kaybolmakta olan bir şeyleri arıyorsunuz sahi eşkiya konusu bir yağmurlu gecede ermiş yapan neydii

Agah Adnan
Agah Adnan - 9 yıl Önce

Ali abiyi tanıyorum sanırdım, gerçekten şairler tanınmıyor çok farklı kişilikleri var biraz şizotopal, melenkoli ve zorlasan şizofreni. Ne diyeyim dünya bugünlerde evlendi gözü aydın olsun

Semih
Semih - 8 yıl Önce

bnm çok değerli bi hocam ve ben onu çok seviyorum yazdığım siirleri ve öyküleri gerçektn okunmaya değer.. derslernde çok özlü sözleri vardr hatta benle ve sınıfla videosu halen elimdedir..İYİKİ VRASINIZ HOCAM..


banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6