Alâeddin Özdenören, Zarifoğlu Fotoğrafının Arabıdır

Alâeddin Özdenören, edebiyatımızın naif simalarındandır. Anlatımıyla ve anlattıklarıyla insanı etkiler, hayata karşı bir direşkenlik oluşturur. Alâeddin Özdenören’i tanıyan, onun biyografisini inceleyen Mustafa Aydoğan, Hatice Ebrar Akbulut'un sorularını cevapladı.

Alâeddin Özdenören, Zarifoğlu Fotoğrafının Arabıdır

Alâeddin Özdenören, edebiyatımızın naif simalarındandır. Anlatımıyla ve anlattıklarıyla insanı etkiler, hayata karşı bir direşkenlik oluşturur.

Alâeddin Özdenören’i tanıyan, onun biyografisini inceleyen bir isimle söyleşi gerçekleştirdik. Mustafa Aydoğan’dan bahsediyorum. Yalnızlık Mahşeri Alâeddin Özdenören ismini verdiği kitabında A. Özdenören’i kişiliği, görünüşü, insanî ilişkileri ve dostluk ilişkileri, öğrenciliği ve mesleğini icra edişi, çocukluğu ve gençliği yönüyle anlatıyor Aydoğan.

Alaeddin Özdenören’in biyolojik ikizi Rasim Özdenören olsa da ruh ikizi Cahit Zarifoğlu’dur. İkisi adeta bir bütünün parçaları gibidir. Bu iki insan, dostluk ve kardeşlik kabında yoğrulmuş, birbirine hayırhah olmuştur. Aydoğan, A. Özdenören ve Zarifoğlu arasındaki uyum ve benzerlikten bahsederken şöyle bir cümle kullanır: “Zarifoğlu, Alâeddin Özdenören fotoğrafının arabıdır. Tersi de doğrudur: Alâeddin Özdenören, Zarifoğlu Fotoğrafının Arabıdır.”

Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören’in vefatı yıldönümü dolayısıyla “ölümsüzlük yıldönümü” ifadesini kullanmıştı. Bu ifade Alâeddin Özdenören’e çok yakışıyor. Yaşamı boyunca “Hak şerleri hayr eyler/ Zannetme ki gayr eyler/ Ârif anı seyr eyler/ Mevlâ görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” mısralarını bir motto gibi benimseyen A. Özdenören’in vefat yıl dönümü dolayısıyla şair Mustafa Aydoğan ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşinin her harfi A. Özdenören için rahmet olsun.

Alâeddin Özdenören’i anlattığınız Yalnızlık Mahşeri kitabınızda şöyle diyorsunuz:  “Bu kitap, bir borç ödeme teşebbüsüdür. Şahsıma ait bir borçtan değil, edebiyat dünyamızın topyekûn borcundan bahsediyorum. Bir şair, şiir yazarak topluma borcunu ödemiş olur ama toplum şaire karşı borcunu bir tek yolla öder: Şiirlerini severek ve onu hep hatırlayarak…” Sizce, toplum açısından bakıldığında, Alâeddin Özdenören’in eserleri yeterli ilgiyi görmedi mi?

Alaeddin Özdenören'in düşünce yazıları, denemeleri, şiirleri belli bir kesim tarafından okundu, sevildi. Hâlâ da okuyanlar ve sevenler var. Gelecekte de bu ilgi devam edecek diye düşünüyorum. Büyük bir şair ve önemli bir düşünce adamıydı o. Bu büyüklüğün yeterince görüldüğünü söylemek ise pek mümkün değil. A. Özdenören'in düşünce yazıları, gerçekten çok özgün ve bazı açılardan da biriciktir. Şiirleri ise, lirik şiirin önemli ve kalıcı örneklerindendir. Bugünkü genç kuşak şairlerin A. Özdenören'i okuyup okumadıklarından pek emin değilim. Peki neden? Çünkü onun eserlerinin sükunetli duruşu, okurdan biraz dikkat, biraz gayret bekler. Genç kuşak ise, daha çok, önüne çıkarılan, reklamı yapılan, önemliliği “çoğunluk tarafından ısrarla vurgulanan” şairler ve yazarlara meyleder. A. Özdenören ise hiç bir zaman önemi "ısrarla vurgulanan bir şair ve yazar" olmamıştır. İşte, ilgi görmemekten bunu kast ediyorsak eğer, evet, o, pek ilgi görmemiştir.

Asıl ilgi görmekten kastımız ise, topluma mal olmaktır. Topluma mal olmanın yolu da, çok okunmak ve çok tartışılmaktan geçer. Bu noktadan baktığımızda, değil Alaeddin Özdenören, Rasim Özdenören de Sezai Karakoç da henüz bu topluma yeterince mal olmuş yazarlar değillerdir. Kitap satış rakamlarına baktığımızda, (tek ölçü olmasa da önemli bir ölçüdür bence) bunu bariz bir şekilde görebiliriz. Türkiye'deki okur profili enterensandır. Mesela Sabahattin Ali'yi "herkes" okur ama Rasim Özdenören'i veya Sezai Karakoç'u genellikle “dindar” kesimler okur; bu kesimin de pek azı okur. Mesela, onlarca yıl önce ölmüş Sabahattin Ali'nin kitapları hâlâ on binler, yüz binler satıyor. Diğerlerinin kitapları ne kadar satıyor acaba? Sizce, bu satış rakamlarını oluşturan okurlar hangi kesime aittir? Dindar kesimin (bu kesim içindeki edebiyat okurlarını kast ediyorum elbette) okurlarının kütüphanelerine bakalım; acaba en çok kimleri okuyorlar? İlginç sonuçlarla karşılaşacağınızdan emin olabilirsiniz: Ya Batılı yazarların kitaplarıyla doludur o kütüphaneler, ya da Türkiye'deki Batıcı yazarların kitaplarıyla... Kendi dünyasının yazarını pek okumaz. Önemser ama pek okumaz. Türkiye'de (hatta bütün dünyada da böyledir) "herkes"in okuduğu yazar olmadığınız müddetçe herkes olarak adlandıracağımız 'toplumu' etkileyemezsiniz. Türkiye'deki okur refleksi ve belleği, 40 yıl önce hangi dinamikler tarafından yönlendiriliyorsa şu an aynı dinamikler tarafından yönlendiriliyor. Bunun değişmesi için, iktidar dahil, kimse etkin bir düşünme eylemi gerçekleştirmiyor. Yani A. Özdenören'in yeterince anlaşılmamış/ ilgi görmemiş olması, sadece onun şahsına ait bir durum değil, ait olduğu kesimin kaderiyle/ durumuyla ilgilidir.

Alâeddin Özdenören ile görüşebilme imkânınız ve mekân yakınlığınız olmasına rağmen dostluk kuramayışınızı nasıl anlatırsınız?

Yalnızlık Mahşeri’nde kısmen anlattım bunu. Benim çekingenliğim etkin olmuş olabilir. Onun hayat biçiminin etkisi de var tabii bunda. Alâeddin Özdenören özel bir insandı; onunla ilişki kurmak zor değildi, ama o özel hayatla bir bağ kurmak için özel bir gayret gerekiyordu galiba. Ben bu özel gayreti göstermenin yolunu bulamamış olabilirim. Çok seviyordum ve hayrandım ona.

Alaeddin Özdenören ismi, hiç öykü kitabı olmamasına rağmen bir şairden çok bir öykücüyü hatırlatır bana. Özdenören’in hatıra türündeki eserlerini öykü tadında anlatmasından olabilir belki, bilemiyorum. Keza bir öykücünün, konuşmasında öyküsünü besleyen bir isim olarak A. Özdenören’i anması da böyle düşünmeme sebep olabilir. A. Özdenören’i yaşadığı dönemlerde biraz olsun tanımış ve onun hayatı hakkında araştırma yapmış, müstakil bir kitap yazmış biri olarak bu konuda neler söylersiniz?

Alaeddin Özdenören, tam bir anlatma ustasıdır. Onun denemeleri benzersizdir bizim edebiyatımızda. Öykücünün de, şairin de, düşünce adamının da aynı yükseklikte faydalanabileceği bir anlatım yeteneği vardır. Size katılıyorum ve şöyle bir eklemede bulunmak istiyorum: Her öykücü, ya da öykü yazmak isteyen her genç, onun anlatılarını okumalıdır. Oradan, çok önemli öyküleme teknikleri bulacaktır diye düşünüyorum. Unutmamak lazımdır yine de: O, bir şairdir. Şairlerin dili, genellikle, herkese yol gösterecek dirilikte ve kıvamda olur.

Birçok değerli ismin Nuri Pakdil’in “rahle-i tedrisi”nden geçtiğini biliyoruz. Fakat Alâeddin Özdenören’in üzerindeki Pakdil etkisi örtük kalmış, çok anlatılmamış gibi. “Alâeddin Özdenören’in kaderinin ipleri Nuri Pakdil’in eline geçmiş olmakla edebiyat tarihimiz büyük bir şair ve düşünce adamı kazanmış oldu.” saptamasında bulunan biri olarak bu konuda neler söylersiniz?

Nuri Pakdil'in, Alâeddin Özdenören'in edebi hayatının şekillenmesi ve sürmesinde ciddi katkıları olduğu muhakkak. Ben de bu hususa özet olarak değindim kitapta. Nuri Pakdil, bir form ustasıdır çünkü. Kişiliklere form ve istikamet verir. Nuri Pakdil, yerçekimi gibidir. Onun dünyasına düşmüş olan, onun gizemli ufkundan mutlaka etkilenir.  Ayrıca, Pakdil'in özel bir muhabbeti vardır A.Özdenören'e.

Alaeddin Özdenören’i Türk edebiyatı ve şiiri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şiirinin ve düşüncesinin önemini yukarıda kısmen anlatmış oldum. Mavera dergisi bünyesindeki şairler içinde en büyük olanı, kuşkusuz, Cahit Zarifoğlu'dur. Zarifoğlu, bir şiir "virtüözü"dür ve şiirimiz içinde özel bir yeri vardır. Etkileri çok yönlü bir şiirdir Zarifoğlu'nun şiiri. A. Özdenören şiiri ise, ince damarlar gibi gezer şiirimizin gövdesini. Onun şiirine ulaşmak için, iklimine girmeniz gerekir. A. Özdenören, bir iklim şairidir. Patika yoldan gider ama mutlaka büyük bir kavşağa varır. Liriktir, yalındır, yumuşaktır, hüzünlüdür, iddiasızdır, beşeri olanı karmaşa içinde değil (Zarifoğlu, karmaşa içinde keşfettirir) sükunet içinde keşfetmemizi sağlar.

Alâeddin Özdenören, Mustafa Aydoğan’a neleri çağrıştırır, neleri hatırlatır?

Kader çizgilerimizin benzediğini düşünürüm. Keşke onun gibi yazabilseydim. Onun kadar güzel ve görkemli olabilseydim. Benim için bir temennidir A. Özdenören. Dünya ile bağım, keşke, onun gibi, pamuk ipliğine bağlı olsaydı. Dünyadan bir garip olarak geçti gitti. Hep sevildi, hep önemsendi, hep narin bir duruşu oldu. Böyle bir adama kim imrenmez ki! Selam ve rahmet olsun.

 

Röportaj: H. Ebrar Akbulut

 

Yayın Tarihi: 27 Haziran 2016 Pazartesi 12:35 Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2016, 12:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 6 yıl Önce

Alaeddin Özdenören de çoğu büyük yazar ve şair gibi kadri zamanla anlaşılacak ve anlaşıldıkça adını edebiyat dünyasının ebediliğine perçinleyecek. Mustafa Aydoğan'a onun kıymetini erken keşfedenlerden biri olduğu için teşekkür borçluyuz. Alaeddin Özdenören belki geç keşfedilir, ama bir kez keşfedilince bir daha da unutulmaz.Onun nesrinin türkçenin en özgün metinleri olduğu kanısındayım. Şair, ama aynı zamanda büyük bir tahkiye ustası. Ruhu şad olsun. Allah rahmet etsin.

ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 6 yıl Önce

Değerli şair Mustafa Aydoğan ile bu söyleşiyi gerçekleştirmiş olan H. Ebrar Akbulut hanımefendi ayrıca teşekkürü hak ediyor. Sağ olsun...

banner19

banner26