Ahmet Yıldız: "Dijital yayıncılık, gerçek eleştirmenlerin imdadına yetişen müthiş bir olanak oldu."

Ahmet Yıldız, 90’lı yıllarda “Edebiyat ve Eleştiri Dergisi”ni yayımladı. Yıldız, 2012’de aynı adlı bir dijital dergi yayınlamaya başladı. En sert gerçekleri hiç eğip bükmeden ortaya dökmeyi amaçlayan dijital platformdaki derginin, takipçi sayısı on binleri buldu. gercekedebiyat.com sitesinin, edebiyata adanmış bir yaşam sürdüren editörü Ahmet Yıldız’la konuştuk...

Ahmet Yıldız: "Dijital yayıncılık, gerçek eleştirmenlerin imdadına yetişen müthiş bir olanak oldu."

"Edebiyat Eleştirisi bitti” hatta “edebiyat bitti” diyen bir kesim varken siz tekrar ortaya çıktınız ve www.gercekedebiyat.com adlı bir dijital dergi çıkarmaya başladınız. Hiç yılgınlık olmadı mı sizde? Hiç umutsuzluğa kapıldığınız olmadı mı? Bunca yalan dolan, edebiyat eleştirisi adı altında ortalığı kaplamışken?

Dijital dergi” çıkarma düşüncesi nasıl oluştu diye şöyle bir bakınca, Fetöcülerin bunda etkili olduğunu söyleyebilirim. 2010 yılında daha bizim gibi “naif” insanlar keşfetmemişken bu ortamı ilk kullanan Fetöcüler olmuştu: ‘Yetmez ama evet!’ yılları yani. Referandumla ilgili hepsi “evet”e çıkan ve birbirine link vermiş onlarca siteyle karşılaştım.

Çok sinirlenmiştim iyi hatırlıyorum; bizim Karadenizlilerin öyle derin ölçüp biçip bir işe koyulma özellikleri yoktur: Bir şeye kızarlar ya da birden karar verirler, olur. Ama verdikleri karar ölçüp biçilmiş kararlardan daha sağlamdır aslına bakılırsa. Gerçekedebiyat.com da böyle bir tepki/kararla yayına başladı.

Zaten bilen bilir: “Gerçek” yazarlık eleştirel bilince dolaysıyla eleştirel dile sahip olmaktır. Tolstoy, Dostoyevski, Balzac, Stendhal gibi yazarlara bakınız; her yapıtı bu ölümlü dünyaya bir itirazdır, her tümcesi bu haksızlığa birer zehirli oktur.

Edebiyat eleştirisi bu açıdan meşakkatli bir alan. Türk edebiyatında özellikle yayınevi ve yazarlar nezdinde gerçek anlamda eleştiri, feodal çağlardaki gibi tehlikeli bir şey sayıldı. Eleştiri büyük yayınevlerinin yayınladığı yazarlara övgü, tanıtım aracına indirgendi. Türkiye’de muteber eleştirmen olmak, ideolojik gericilikleriyle ya da paradan nemalanmış eleştirmen titrindeki tanıtıcılara indirgendi. Oysa gerçek eleştirmen kimsenin selam vermediği kişi olmalı!

Eleştiri, çağdaş bir kurumdur. Ama günlük yaşayan, liberal kültürün ideolojik kodlarına teslim olmuş, gericileşmiş feodal ilişkilere sahip yayıncılık dünyamıza gel de bunu anlat.

Dijital dergiciliğin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Dijital yayıncılık, gerçek eleştirmenlerin imdadına yetişen müthiş bir olanak oldu. Gerçek yazarların da. Üç dakikada yazıyı hazırlayıp Google tanrısının cömert kan dolaşımına karıştırabiliyorsunuz. Burada Aydın Doğan ya da Doğan Hızlan uzayda bir toz bile değil. Örneğin Aydın Doğan yayınevlerinde ve gazetelerinde bir numara olan nice eleştirmen, bu dijital ortamda balon gibi söndü; gerçek kapasitesi ortaya çıktı, okur anında ‘not like’ladı!

Eski “klasik” kâğıt üzerine matbaa baskısı edebiyat kültür yayıncılığıyla, internet ortamında yapılan “e-yayıncılık” şimdilik birlikte yaşıyor. Garip olan, bu durumun varlığından öte kimsenin bu ikiliğin öneminin farkında olmaması… Gizli bir savaş var aslında; kim kimi yenecek?

Konumuza dönersek, matbaa yayıncılığı yapmak ve yüzlerce ağaca kıymış kâğıtçılara dolar üzerinden para vermek cinayetini uzun süre işledim. Sonuçta matbaa yayıncılığını da önce bilgisayarda hazırlıyorsunuz; bir de kâğıt alıp ağaçlara kıymaya filan ne gerek var?

Dijital yayıncılık tek bir ağaca, boya yutan tiner yutan tek bir matbaa emekçisine kıymadan yapılan tertemiz bir yayındır. Ekolojisttir. Dağıtım sorunu da yoktur.

Dijital yayının yayına girdikten birkaç saniye sonra dünyanın her yerine, Buenos Aires’ten Tokyo’ya kadar ulaşma olanağı, aklın alamayacağı muazzam müthiş bir olanaktır.

Siz uzun yıllar Ankara mahreçli “Edebiyat ve Eleştiri” dergisini çıkardınız. Sonra bu süreç bitti. Neden bitti?

“Edebiyat ve Eleştiri”yi 1992’de SSCB’nin dağıldığı, neoliberalizmin Marksizm gibi popüler olmaya başladığı karışık belirsiz yıllarda yayınlamaya başladık. Bu durumun geçici olacağını, sonunda bizim haklılığımızın teyit edileceğini umduk, ama umduğumuzdan daha uzun sürdü. Bugün de her alanda ulusal bir uyanış var, ama kimse edebiyat yayıncılık dünyasına dokunamıyor bile, gizlendikleri masanın altında canlanacakları günleri bekliyorlar.

Ben bu neoliberal faşizan ortamda kan revan içinde kalarak 2006 yılına kadar dayandım. İnanın son birkaç yılı 100 sayıyı tamamlamak içindi.

Neoliberal kültür ortamının sülfür gibi yayılıp kapladığı bir edebiyat ortamında kenarda sesi çıkan bir dergi olduk. O dönemde, bu büyük diye yayınladığınız yazar şairlerde bir gariplik var bu ülkeye bu edebiyata layık yetenekte değiller filan sesimizi yükseltsek de kimse dinlemedi. İşte şimdi görüyorsunuz o dönemin en parlatılan bir yazarı Fetö’den tutuklandı, biri Fetö’nün gelini olarak Türkiye’den kaçtı, biri Nobel aldı, ama ülkesiyle paylaşmadı, hırsız olarak girip çıkıyor gizlice ülkeye. Parlattıkları yazarların hemen hepsi pedofili filan çıktı. Hepsinin boyası döküldü, onlar Türk edebiyatını ütmüş, biz de ütülmüş kişiler olarak bu rezillikle başbaşa kaldık.

Ama ben biraz da ailevi nedenlerle dergi yayıncılığını bıraktım. Zaten hiçbir kurum ve kuruluşun tek bir yayınevinin bile desteğini almadan bu kadar yaşamış olması fazla uzun değil mi?

Şimdi yayınladığınız gercekedebiyat.com sitesi ile ne amaçlıyorsunuz?

Dediğim gibi oldukça özgür bir alan. Aydın Doğan edebiyat yayıncılığından kurtulmak müthiş bir devrim hissi veriyor.

Zaten kitabı/dergiyi bilgisayarda diziyorsun a birader oradan yüz yıl önce geriye dönüp matbaalara koşmak nedir; al bir sunucu, dünyalara deryalara açıl!

Şakayı bir yana bırakırsak, dijital yayıncılıkta özellikle edebiyatın ve sanatın olmazsa olmazlarından olan eleştiri işi anında gerçekleşir. Hem sosyal medyada hem yorum bölümünde isteyen istediği eleştiriyi yapabilir.

Bu olanak eleştiri kurumunu bitirebilecek potansiyelde bir durumdur, ama bundan da çoğu yayıncının haberi yoktur.

Dijital dergicilikte başarı ölçütü nedir?

Dijital dergicilik öncelikle öğrenilmesi gereken, matbaa yayıncılığından çok daha zor ve emek isteyen bir iştir. Teknik konuları öğrenmek, hosting nedir, domain nedir, web sitesi nedir, dijital pazarlama nedir, sosyal medya nasıl çalışır… Her şeyi öğrenmek zorundasınız. Gerisi klasik gazetecilik/yayıncılık/dergicilikle aynıdır; onun özü değişmez.

Dijital yayıncılıkta herkes kendi mili kütüphanesini oluşturmaya çalışıyor. Google baba Aydın Doğan yerine geçmiştir; ilan süzgecinden bir damlacık alabilmek için çabalamalısınız; okutmalısınız. Yani Aydın Doğan’dan daha dürüsttür şimdilik: Kötü yazarsanız okunmazsınız!

Dijital dergicilik verilerin yapıtın bir yerde belki de yüzyıllarca tutulacağı özel yerlerdir. 100 yıl 300 yıl sonra toprağın altında arkeologların eşelemesiyle değil bir tıkla bizi bulacak torunlarımız.

İnancım e-yayıncılık, matbaa/kâğıt yayıncılığını fena halde mahvedecektir!

1990’lardaki edebiyat ve eleştiri ortamı ile bugünkünü kıyaslayabilir misiniz?

Garip zamanlar yaşıyoruz. Salgın hastalıklar ve onun karşısında insanın çaresizliği, akıl almaz savaşlar, eve kapanmalar, kopan dostluklar, unutkanlık, yaşlıları vuran hareketsizlik vs. 90’larda bütün bunlar yoktu daha hareketliydik. 90’larda 80 sonrası bir ayılma, bilinçlenme dönemi yaşadık, ancak bu kısa sürdü. Neoliberal heyula, en çok ekonomide özelleşme ve edebiyatta postmodernizm olarak ülkenin üstüne çoktu. Herkes ekonomideki tasfiyelerden ve gerilemeden söz eder, ama asıl büyük tehlikeli iş edebiyat ve kültür alanında olmuştur. Ulusal olana düşmanlık, kendi halkına düşmanlığa dönüştü ki onların da istediği buydu!

Söyleşi: Rozerin  Doğan

Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2022 Salı 09:00
YORUM EKLE

banner19

banner36