banner17

Ahmet Şimşirgil: Osmanlılar, ‘Allah Teâlâ güzeldir güzeli sever’ düsturu ile hareket etmiş­lerdir

“Osmanlılar, ‘Allah Teâlâ güzeldir güzeli sever’ düsturu ile hareket etmişlerdir. Yaptıkları her işi bir sanat ustası edası ile işlemişlerdir. Acele yetiştirmek onların defterinde yazmaz. Güzel yap­mak en büyük prensipleridir.” Ezgi Aşık’ın röportajı.

Ahmet Şimşirgil: Osmanlılar, ‘Allah Teâlâ güzeldir güzeli sever’ düsturu ile hareket etmiş­lerdir

Tarihçi-yazar Ahmet Şimşirgil ile Osmanlı dönemini ve yeni çıkardığı Osmanlı Gerçekleri kitabını konuştuk. Şimşirgil, “Kölelik ve cariyelik konusu belki de Osmanlılar hakkında en fazla yanlış yorumların yapıldığı bir husustur. Burada Osmanlıya atılan iftiraları ve me­selenin gerçek noktalarını en geniş şekilde ele aldık. Şeyh Bedreddin olayı ve Emir Timur hakkında yanlış bilinenler hususunda özel bölümler ayırdık. Nihayet Yavuz Sultan Selim Han hakkındaki iddiaları kitabımızda çok geniş bir şekilde değerlendirdik.” diyor.

Yeni çıkan Osmanlı Gerçek­leri kitabını hangi maksatla kaleme aldınız?

Osmanlı gerçekleri kitabım bir seri­nin devamıdır. Şimdi serinin ikinci kitabı çıkmış oldu. Bu seride Osmanlı’nın tar­tışmalı mevzuları soru-cevap şeklinde işleniyor. Serinin birinci kitabında daha çok kuruluş devri ile ilgili tartışmalı nok­talar ele alınmıştı. Bunda ise devamın­daki konular işlenmeye çalışıldı.

Osmanlı’ya dair toplumun yanlış bil­diği hangi noktalar var?

Osmanlı’ya dair bilinen yanlış nok­taları sadece isim olarak yazsak inanın bir kitap tutar. Meşhur tarihçimiz Ha­lil İnalcık Bey’in de altını çizdiği çarpıcı bir tespit vardır: Dünya tarihi içerisinde Osmanlı kadara iftiraya ve hakarete uğ­ramış ikinci bir devlet ve millet göste­remezsiniz. Bu söz, el-hak doğrudur. Osmanlının hangi padişahını hangi dev­resini hangi dönemini ve hangi teşkila­tını ele alırsanız alın karşınıza mutlaka bir yanlış anlama, yanlış değerlendirme veya iftira çıkacaktır.

Mesela, yedi asır kullandığı, eserler verdiği, dilini-yazısını ele alırsınız nice aleyhte sözler söylenmiştir. Aile yapısını ele alırsınız nice iftiralar atılmıştır. Padi­şahları tek tek ele alırsınız yine bir takım yalan yanlış haberlerle karşılaşırsınız.

Kitabınızın yazım sürecini de konuş­mak isteriz. Neden “Osmanlı Gerçekle­ri”?

Ben yirmi yıldır konferanslar veren birisiyim. Osmanlı tarihinin hemen her dönemi ile ilgili olarak liselerde, üniver­sitelerde, derneklerde, belediye kültür merkezlerinde konuşmalar yapıyorum. Bu konferanslarımda soru almak suretiy­le aktif bir sohbet gerçekleştirmekteyim. İnanın o kadar çok yanlış bilgiler var ki anlamak mümkün değil. Zira romanlarda, filmlerde, dizilerde tiyatrolarda hep yanlış bir tarih imajı oluşturuldu. Bunu düzelt­mek neredeyse mümkün değil.

Şu an liselerde “Osmanlı Devletinin en büyük hükümdarı kimdir” diye sorsa­nız, Ertuğrul Gazi birinci sırada çıkmazsa kesin ikinci çıkar. Düşünün ki 36 Osman­lı padişahı içerisinde ismi dahi yok. Üç senedir yayımlanmakta olan bu dizinin içerisine o kadar, yalan yanlış ve hayali senaryolar eklendi. Çözmek mümkün değil. Gençler bunların hangisinin yalan hangisinin doğru olduğunu nasıl bilecek­ler söyler misiniz?

Keza birkaç sene önce yine üç sene boyunca gösterimde kalan Muhteşem Süleyman dizisi vardı. Ben o dizi için; “Doğru tek bir karesi olmayan bir dizi. Her karede bir, üç, beş hata gösterebi­lirim. Fakat siz doğru tek kare göste­remezsiniz” demiştim. Tarihimizin altın sayfalarından Kanuni Sultan Süleyman devrini konu ediniyordu. Padişahından sarayına, padişah hanımlarından şehza­delere, Şeyhülislâmlarından cariyelere kadar olmadık iftiralar atılmıştı. O za­manlar gittiğim konferanslarda bana yö­neltilen soruların yüzde doksanı bu dizi ile ilgiliydi. Maalesef, insanlar bütün bu anlatılanları gerçek zannediyordu.

Bu itibarla kafaları karıştıran tartış­malı konuları yazma ihtiyacını hissettim. Bunları seri halinde, inşallah beş kitap­lık bir seri halinde yazmayı planlamış oldum. Şimdi ikincisi okurların ellerine ulaşmış bulunuyor.

Peki, kitabınızda hangi konuları iş­lediniz?

Osmanlı Gerçekleri-2 kitabımda tartışmalı pek çok konu işlendi. Önce­likle harf devrimini ve Türkçe konusunu ele aldık. Osmanlı padişahları, Türkçeye değer vermediler mi bunu işledik. Yine Osmanlıların Türkleri öteledikleri ve devlet kademelerinde yer vermedikleri, çok fazla iddia edilmektedir. Hatta malu­munuz “Etrak-ı bî-idrak” diyerek kötüle­dikleri tezi meşhurdur. Bunların nereden kaynaklandığını ve doğru olup olmadığını her yönüyle ortaya koymaya çalıştık.

Yeniçerilerle ilgili akla gelebilecek bütün sualleri ve yeniçerilerin Bektaşi Ocağı ile ilgisini açıkladık. Osmanlıların fetih yöntemleri önemli bir husustur. On­ların seferlerdeki maksatları hakkında değişik rivayetler çoktur. Bu konu ese­rimizin bir bölümünü teşkil etti. Keza Osmanlıların en merak edilen konula­rından biri lojistiğidir. Yüz bin kişilik or­duları nasıl yürüttüler, ihtiyaçlarını nasıl gördüler? Herkes tarafından merak edil­mektedir. Bu hususta okuyucularımızı en geniş şekilde bilgilendirecek verileri sunduk.

Kölelik ve cariyelik konusu belki de Osmanlılar hakkında en fazla yanlış yo­rumların yapıldığı bir husustur. Burada Osmanlıya atılan iftiraları ve meselenin gerçek noktalarını en geniş bir şekilde ele aldık. Şeyh Bedreddin olayı ve Emir Timur hakkında yanlış bilinenler husu­sunda özel bölümler ayırdık. Nihayet Ya­vuz Sultan Selim Han hakkındaki iddia­ları bu kitabımızda çok geniş bir şekilde değerlendirdik. Selim Han, saltanatı dar­be ile mi ele geçirdi? Yavuz Sultan Selim neden sefer harekâtı için doğuyu seçti? Şah İsmail ile mücadelesinin iç yüzü ney­di? Şah İsmail, Osmanlı ülkesi üzerinde hangi emeller peşindeydi? Yavuz, halife­liği gasp etti mi? Yavuz’dan önce Osmanlı padişahları halifelik unvanlarını kullanı­yorlar mıydı? Bu hususlar teker teker ele alındı. İnşallah okurlarımın istifade ede­ceklerini ümit etmekteyim.

“Osmanlı hakkında iftiralar çok di­yorsunuz” Peki, gençlerin Osmanlı’yı doğru anlaması noktasında neler söyle­yebilirsiniz?

Birincisi çok acı bir gerçek ama gençlerimiz az okuyorlar. Okumayan in­san öğrenemez. Dibi görünmeyen göl­de yüzülmez, demişler. Bulanık sularda yüzmeye kalkışmak genelde boğulma ile son buldur. Gençlerimizde genelde en güvenilmez bilgilerin dolaştığı internet ortamında geziniyorlar. İnternet nere­deyse bir doğruya ulaşmak için bin yanlış bilginin geçtiği bir ortam. Maalesef, bu­rada da yanlış bilgiler ediniyorlar. Oysa canı kurtarmak için nasıl dikkat ediliyor­sa bilgi için de aynı dikkat ve hassasiyet gösterimeli. Seçici olmalıyız. Objektif bi­lim adamlarının kitaplarını gençlerimize okutmalıyız. Farklı fikir adamlarının ki­taplarını çaprazlama okumak da kişinin ufkunu açar.

Tarihi, dizilerden öğrenmeye çalışan veya internet bilgileriyle yetinen gençle­rin Osmanlıyı doğru anlaması maalesef mümkün değil. Yalan bilgilerle doğru­yu anlamak nasıl olacak? Hâkim, yanlış bilgilerden hareket ederek doğru kararı verebilir mi? Yanlış adrese mektup gider mi? Bu kadar iftira ve yalan bilginin or­tasında kalmış Osmanlıyı da doğru an­lamak mümkün olmaz. Ancak doğru ve objektif ilmi eserlerden hareketle doğru netice ve anlama mümkün olabilir. Şu an Osmanlıyı doğru anlayabilmek için yine kitaptan başka bir adres gösteremiyo­rum.

Osmanlı sultanlarının sanata ilgile­rini konuşmak istiyorum. Çok kültürlü ve köklü bir tarihi olan Osmanlı’da sanat nasıldı?

Osmanlı kültür ve medeniyeti dedi­ğiniz zaman ciltler dolusu kaynak kar­şınıza çıkıyor. Her beldede karşımıza çıkan camileri, mescitleri, medresele­ri, hanları, hamamları, çarşıları, evleri, çeşmeleri Osmanlının hangi eserini ele alırsak alalım bir sanat harikası ile kar­şılaşmıyor muyuz? Yazılarını, hat sanatı ile güzelleştirmediler mi? Kitapları tez­hip ve minyatür sanatı ile bambaşka bir zarafete bürünmedi mi?

Osmanlılar, “Allah Teâlâ güzeldir güzeli sever.” düsturu ile hareket etmiş­lerdir. Yaptıkları her işi bir sanat ustası edası ile işlemişlerdir. Acele yetiştirmek onların defterinde yazmaz. Güzel yap­mak en büyük prensipleridir. Maksatları para değildir, ihlas ve samimiyettir. Niyet ve maksat güzel olunca eser de muaz­zam oluyor.

Padişahların hepsi sanatçı ruhludur. Savaşlardan başını alamayan Osmanlı hükümdarlarının bir yandan da ne kadar içli ve duygulu gazeller yazdıkları herke­sin malumudur. Sanata ve estetiğe karşı olan bir Osmanlı padişahı gösteremezsi­niz. Onların şu ifadeleri sanata ve halka nasıl baktıklarının en güzel göstergesi­dir:

Hüner bir şehir bünyad eylemektir,

Reaya kalbin abad eylemektir.

Gittiği her yere medeniyet götüren Osmanlı’da sosyal yaşam nasıldı?

Osmanlı bir İslâm devletiydi. Os­manlı toplumunda en bariz görülen husus, İslâm ahlakıydı. Toplumun fert­lerine bu ahlak aşılanmaya çalışılırdı. Öğrenme ve edep beşikten mezara ka­dar devam ederdi. Osmanlı da halkın hangi meslekte bulunursa ve hangi sta­tüde olursa olsun; cami, mescit, med­rese, zaviye, tekke veya dergâh ile bir bağlantısı mutlaka olurdu. Buralarda öncelikli hedef ise insanı ilimle ve edep­le mücehhez kılmaktı.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” prensibinin gereği kaliteli bir toplum oluşturmaktır. Zira insan ilimle yaşar. Cahil ise ölüdür. Cahili ölü kabul etmiş­lerdir. Dolayısıyla Osmanlı toplumu bir ahlak toplumu olarak ortaya çıkmıştır. Sosyal hayatta herkes işi ile meşguldür. İnsanların en büyük arzusu başka birini sevindirmektir. Bu itibarla diğerkâmlık en yüksek düzeydedir. Bu anlayış, vakıf medeniyetini oluşturmuştur. Bugünkü sosyal devlet gereğini Osmanlılarda vakıf eserleri karşılamaktadır. Ve bu müesse­senin arkasında Osmanlı insanı vardır.

Biz ise daha yeni yeni bu anlamda sivil toplum kuruluşlarını güçlendirmeye çalışıyoruz. Hâlbuki Osmanlıların en mü­him hususiyetleri bu idi. Bu durum güçlü, anlaşan, birbirini tanıyan, saygı gösteren ve paylaşan bir toplum yapısını ortaya çıkarıyordu. Acıda ve sevinçte paylaşan olmak toplumun elbette ki birliğini, be­raberliğini ve muhabbetini sağlamada en birinci unsur olmaktaydı.

Yakın zamanda hayata geçirmeye çalıştığınız yeni bir projeniz ve kitabınız var mı?

Şu anda yürüyen iki projem var. Bi­rincisi az önce söylediğim gibi “Kayı” se­risi. Bunun 11. kitabına geldim. Burada Sultan II. Abdülhamid sonrasında Os­manlı Devleti’ni yazmaktayım. Bu eser ile birlikte inşallah “Kayı” serisi tamam­lanmış olacaktır.

İkincisi ise “Otağ” adlı serimdir. Bu­rada ise Osmanlı öncesinde tarihte rol oynamış büyük şahsiyetleri konu edin­mekteyim. “Otağ 1, Büyük Doğuş” ese­rimde Türklerin İslâm’ı kabulü ile bir­likte ilk Müslüman Türk Devleti olan İdil Bulgarları ve onun hakanı Almış Hanı konu edindim. “Otağ 2” kitabımda ise Türkiye’de en yanlış bilinen hükümdar­lardan Emir Timur’u yazdım. Mutlaka okunması ve değerlendirilmesi gereken bir eserdir. Sultan Alparslan ve Melikşah, Babur Şah, Gazneli Mahmud, Abdülke­rim Satuk Buğra Han ve Selahaddin Ey­yubi gibi sultanlar da inşallah bu seride yerlerini alacaklar. Bu arada “Osmanlı Gerçekleri” serisinin de devam edeceği­ni belirtelim.

Başucu kitabınız var mı?

Başucu kitabım, İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ıdır. Her gün bir mektup okumaya çalışırım. Dünya sevgi­sini insandan alır. Çalışma azmini artırır. İnsanlığa hizmete teşvik eder. Rabbine kulluğu unutturmaz.

Yakın zamanda okuduğunuz ve biz­lere tavsiye vereceğiniz bir kitap var mı?

En son Cemil Koçak Bey’in Tarihin Buğulu Aynası eserini okudum. Tavsiye de ederim.

Ezgi Aşık’ın röportajı, Kitabın Ortası dergisi, Kasım 2018, sayı 20.

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 11:29
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20