Ahmet Melih Karauğuz: “Çocuklara dijital dünya ormanındaki kurtları tanıtmaya çalışırken keyifli bir macera da sunmak istiyorum.”

“Niyetim seriyi dört kitap halinde yazmak. Hem bu sayede dört farklı çocuğu yakından tanıyabilecek hem de dijital dünyanın dört büyük günahını görmüş olacağız. Bir yanıyla da umudum bu hatalara, günahlara uğramadan sağlıklı bir dijitallik macerası inşa edebilmek.” Ahmet Melih Karauğuz ile “Siber Yalan” üzerine Selver Yavuz’un söyleşisi.

Ahmet Melih Karauğuz: “Çocuklara dijital dünya ormanındaki kurtları tanıtmaya çalışırken keyifli bir macera da sunmak istiyorum.”

Hocam merhaba, ilk çocuk kitabınız Dört Sonsuz Evren Ocak 2020’de Cezve Çocuk Yayınları’ndan edebiyat dünyasına adım atmıştı. Geçtiğimiz Ağustos ayında da serinin ikinci kitabı olan Siber Yalan okuruyla buluştu. Hayırlı olsun, okuru bol olsun diyelim. Adlarından da anlaşılacağı gibi kitaplar günümüz dünyasıyla doğrudan ilişkili ve bu dünyanın merkezinde olan çocuklara ulaşmak için oldukça etkili. Kitaplarınıza dijital dünyayı çocuklara açan bir araç gözüyle bakılabilir mi?

Öncelikle teşekkür ederim. Aslında bir araç diyemeyiz. Daha çok hem kendi hikâyemin hem de çağın çocuklarının hikâyesinin yer aldığı bir seri roman karşımızdaki. Çocuklara dijital dünya ormanındaki kurtları tanıtmaya çalışırken ayrıca keyifli bir macera da sunmak istiyorum. Seride odaklandığım en önemli konu da bu aslında: Eğlenirken, bir şeyler öğrenebilmeleri. Siber zorbalık, yalan haber, sahte kimlikler, algoritmaların manipülasyonu vb. gibi konularda bilinç kazanmaları. Araç mıdır bilmiyorum, buna zannediyorum çocuklar ve ebeveynler karar verebilir ancak.

İlk kitapta farklı kulvarlarda yoğunlaşan dört arkadaşı okuyoruz. Bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir olan, youtube kanalında çılgınca videolar çeken, instagram hesabında fotoğraflarını paylaşan üç arkadaşın yanında bunlarla çok da ilgisi olmayan yoğun bir şekilde kitap okuyan Tuğçe Tamkurt karakterini görüyoruz. Beklenenin aksine bu karakter idealize edilip diğerlerinin önüne atılmamış bana göre. Tuğçe Tamkurt gibi çocuklar bu hayatın neresinde?

Kitapta karakterleri oluştururken uzun bir süre çocuklarla vakit geçirdim. Bir dönem çocuklara etkinlikler düzenleyen bir dernekte çalışıyordum. Oradaki mesaim bu konuda çok yardımcı oldu. Ardından çocuklarla eğitimler yaptık. Akrabalarım ve arkadaşlarım arasında çocukları olanlarla sohbet etmeye gayret ettim. Aslında her karakter idealize ya da ötekileştirilerek var edilmemek üzere çalışıldı. Kitaplar çıktıktan sonra da çocukların söylediği “aa bu aynı benim”, “bizim hikâyemizi anlatmışsınız” sözleri de bu çabanın bir yanıyla başarıya ulaştığını gösteriyor. Tuğçe Tamkurt da kitapta aslında diğer karakterlerinin antitezi olarak yer almıyor. Kendi ilgi dünyası kitaplardan kurulu bir karakter. Ama bu onu dijitallikten uzakta tutamıyor. Aynı zamanda diğer çocukların çok fazla dijital dünyada yer alması onları olumsuz bir kefeye koymuyor. Tuğçe Tamkurt gibi çocuklar da bu hayatın tam merkezinde. İnsanlar farklı zevkler, yetenekler ve meraklara sahiptir. Tuğçe Tamkurt da tam olarak diğer arkadaşlarından biraz farklı hobilere sahip. Ama bu diğerleriyle arkadaş olmasına engel değil ya da birlikte bir maceraya atılmasına. Çünkü önemli olan tüm farklılıklar içerisinde birlikte olabilmek. Dijital dünya bunu çocuklardan alıyor. Çünkü dijital dünya herkesi indirgiyor. Ama gerçek hayatta herkese yer ve oyun var.

Eş zamanlı olarak siber saldırıya maruz kalan çocuklar bir anda korkuya kapılıp içlerine kapanıyorlar. Çareyi kullandıkları hesaplardan uzak durmakta arayan çocuklar sonrasında bunu yapanın peşine düşüyorlar. Aslında günlük hayatımızda çok sık karşılaştığımız bir durum bu. Sizce diğer çocuklar çayır manyakları kadar cesur olabiliyorlar mı?

Maalesef hayır. Birçok çocuk ve genç zorbalığa uğradığında bunu kimseye söylemiyor. Söylemedikçe de daha derin bir kuyuya düşüyorlar. Okul başarıları, sosyal faaliyetleri, hayat enerjileri her geçen gün azalıyor. Hatta maalesef bir yerden sonra majör depresyon yaşamaya bir yerden sonra da intihara meyletmeye başlıyorlar. Serinin ilk kitabının ortaya çıkma sebebi de aslında bir yanıyla buydu. Günlük hayatta hepimiz zorbalığa bir şekilde uğruyoruz ve bunu aşmanın yolunu bize gösteren kimse olmuyor. Genelde ilk yol anlatmaktan geçiyor. Çünkü anlatabildiğinizde artık sizin için korkulması gereken şey zamanla normalleşiyor. Çözüm aramaya ya da karşılaştığınız şeyin herkesin başına gelen bir şey olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Bu da zorbalığın olumsuz etkilerini azaltıyor. Tabii burada sadece çocuklar değil, yetişkinler de böyle bir şeyle karşılaştıklarında anlatmamayı tercih ediyor ve kendilerini sanal dünyadan, gerçek hayattan izole etmeye başlıyorlar. Burada ilk başta zor olsa da muhakkak yapılması gereken şey anlatmak, sorunu çözmek için üzerine gitmek oluyor.

Kitabın bir bölümünde Batuhan karakteri bilgisayar oyunlarına düşman olan öğretmenlerini sorguluyor. Bu durumu öğretmenlerin çocukken bu oyunlarla oynayamamasına yoruyor ki haklılık payı çok fazla. Yasaklama ve kötüleme çağını çoktan geçtik. Artık tanımak ve anlamak gerekiyor diye düşünüyorum. Dört Sonsuz Evren anlamaya çalışanlara yol açacak gibi ne dersiniz?

Haklısınız. Tanımak, anlamak çok önemli. Yani bir yanıyla çocukların dillerini öğrenmek, o dile inebilmek, o dil üzerinden çocuklarla konuşabilmek. Çünkü artık ne kadar çocuklara kızsak da bizler de sürekli oyun oynayan “yetişkinleriz”. Burada oyunlardan çok ne kadar orada vakit geçirdiğimiz, hayatımızda nelerden vazgeçip oyuna vakit ayırdığımız, ödediğimiz bedel önem kazanıyor. Bunun doğru bir seviyede gerçekleşmesini sağlamak için de elbette çocuklara doğru bir dille yaklaşmak, oynadıkları oyunlarda karşılaşacakları sorunları kestirebilmek için o dünyaya dâhil olmak ya da en azından tanımaya çaba göstermek gerekiyor. Çünkü çocukların diline inmeden bir yasak ya da ödül koymak orta vadede hiçbir fayda sağlamıyor. Umudum o yönde. Ebeveynlere, eğitimcilere ve çocuklara bir şeyler kazandırırsa ne mutlu.

Siber Yalan’da birincilik hırsına kapılan Deniz karakteri “Dünya Gözü’’ icadıyla sanal dünyanın içine giriyor. Bu gözlükle hayallerine ulaşacağını zanneden Deniz karşılaştığı dünyayla dehşete kapılıyor. Sevdiği, ilgi duyduğu şeylerin karşısına çıktığı bu dünyadan yorgun ve üzgün ayrılıyor. Her gün içinde kaybolduğumuz bu dünya bizi yoruyor mu?

Kesinlikle yoruyor. Dijital dünya engelsiz bir dünya. Bize her şeye hemen ulaştığımız yanılsamasını veriyor. Dijital dünyada sıkıldığımızda hemen başka şeyle meşgul olabiliyor, duymak istemediğimizi susturabiliyor, sonsuz bir çayırda yorulmadan koşabiliyor gibi hissediyoruz. Ama çaba vermeden, terlemeden, yorulmadan ya da bir şekilde anlamlar biriktirmeden geçirdiğimiz vakit günün sonunda bizi yoruyor, yok ediyor. Bu durum romanda Deniz Dahi’nin de başına geliyor. Çünkü o dijital dünyanın işleme mantığını, bir yanıyla gerçek yüzünü görüyor. Hepimiz onun kadar “şanslı” olmuyoruz. Dijital dünya bizden zamanımızı alarak bize sahte vakit geçiriciler veriyor. Ama bir yerden sonra bu sahte vakit geçiriciler bize acı çektiren birer araca dönüşüyor.

Oyun kahramanlarıyla, sanal ortamlarla ne kadar bağ kurup bu ortamlarda ne kadar vakit geçirsek de tatmin olamıyoruz. Buradaki çocuklar da sonunda yine kendi arkadaşlarına koşuyorlar. Öyleyse neden bu hesapları silip atamıyorlar?

Çünkü hesap silip atmamıza müsaade edilmiyor. Artık iletişim kurmanın yolu WhatsApp. Herhangi bir okulda ya da işte “WhatsApp kullanmıyorum” diyemiyorsunuz. Ya da sosyal medya hesaplarından herhangi birinde olmadığınızda bu hem gündelik hayatınızda, hem kariyerinizde hem de arkadaş ilişkilerinizde bir zaman sonra sorunlar yaratıyor. Çocukların dünyasında da bu geçerli. Evet, gerçek hayat bazen zor olsa da aslında daha eğlenceli, kalıcı anlar yaratıyor bize. Ama öte yandan sanal dünyada olmayınca da birçok şeye ulaşma konusunda, bizzat arkadaşlar, ebeveynler, öğretmenler sorun çıkartıyor. Burada bence mesele sosyal ağlarda yer almaktan çok neden yer almak zorunda kaldığımız, neden mecbur edildiğimiz ve buralarla gerçek hayatın ayrımını doğru yapıp yapamadığımız ki seride de yapmak ve göstermek istediğim bir yanıyla bu.

Sanal dünyanın dışında pek çok noktaya değinen tadında bir kurgu olmuş. Ben çizgi film izliyormuşum gibi bir hisle okudum. İlk kitabı Batuhan Bahtıaçık’ın ikinci kitabı Deniz Dahi’nin dilinden okuduk. Ekibin dört kişi olduğunu düşününce üçüncü kitabı beklememek mümkün değil. Bu dörtlüyü başka maceralarda görecek miyiz?

Niyetim seriyi dört kitap halinde yazmak. Bir sonraki kitap eğer ömrüm olursa Bengisu Boğazturu üzerinden, yine dijital dünyada yaşanan bir başka soruna odaklanacak. Seri Tuğçe Tamkurt’un macerasıyla sona erecek. Hem bu sayede dört farklı çocuğu yakından tanıyabilecek hem de dijital dünyanın dört büyük günahını görmüş olacağız. Bir yanıyla da umudum bu hatalara, günahlara uğramadan sağlıklı bir dijitallik macerası inşa edebilmek.

Siber Yalan’ın sonunda Deniz Dahi’nin söylediği gibi ‘’ Sanal dünya yalan dünya’’ mı acaba?

Sanal dünya yeni gerçeğimiz. Ama bu onu hakikat yapmıyor. Sanal dünya her yanıyla yalan olmasa da yalanlıklar sunarak bizleri kandırabiliyor, aklımızı çelebiliyor. Burada önemli olan, başlı başına bir oyun eğlence olan dünyada, doğruları yapabilmek. Buna sanal dünya da dâhil.

Söyleşi: Selver Yavuz

Yayın Tarihi: 07 Ekim 2021 Perşembe 10:00 Güncelleme Tarihi: 07 Ekim 2021, 11:39
banner25
YORUM EKLE

banner26