banner17

Afili laflar etmeye gerek yok!

Radyoda ve TVde ilgiyle takip ettiğimiz bir ses, İsmail Halis'e birkaç soru sorduk.

Afili laflar etmeye gerek yok!

Ses bir bahçe kapısıdır.  Kapılar bazen sırlı gizli bahçelere açılır. İçinden çıkmak istemez, ruhumuzun tellerine dokunan bu sese kulak verip hep o bahçede kalmak isteriz. Bazen de insanı içinden kaçıran korkunç bir virane olur ki bu haberin konusu sesin bu türü değil.

Bunu geçelim, hatta tüm sesleri geçelim, bazı seslerde takılı kalalım…

İçimize akan, bizi tutan, silkeleyen içimizdeki vicdanın dışa vuruşu gibi; çağlayıp duran sesler. Bizi kalabalık kentin sokaklarından, bir otobüs durağından hatta yatağımızdan kaldırıp; şöyle başınızı iki elinizin arasına alıp daldıran… Vicdanın sesi gibi, Kur’an okuyan bir karinin sesi gibi, bir bebeğin annesine seslenişi gibi içten, candan vurur bazen ses… Kulaklarımızı kapatsak da içimizde öter çın çın…

Günlerdir kafamın içinde dönüp dolaşan o ses media playerin bilmem kaçıncı sürümünden:

“Karışık bir kafa için dua okuyacak dilimiz kekeme, kekeme dilimizi çözmek için bize dua okuyacak kim varsa kayıp”   diye şiir okumaya devam ediyor bir yandan…    

 Tevafuken dinlediğim sesin peşinden giderken radyolardan, programlardan dolambaçlı yollardan geçtim kendimi TV Net’te İsmail Halis seyrederken buldum…

Seslerin ve yüzlerin dünyası hep gizemli ve cazibeli… İsmail Halis bu iki gizemli dünyadan gelen adam… Umut FM, Özel FM, Bizim Radyo, Marmara FM… TV Net Başka Şeyler, Tarih Atlası, Düşüne Taşına ve İsmail Halis.

(Bahsi geçen şiiri dinlemek için: http://umutfm.com/izle.php?id=490)

Radyodan  ve televizyondan tanıdığımız İsmail Halis’e aklımıza takılan soruları sorduk…

Aslında bir metin yazardık ama bu ben değilim demenizden korkup size soruyoruz. İsmail Halis kimdir?   

Nedendir bilmem, bugünün, özellikle konuşan -yazan- susan genç babaları, kendi biyografilerini yazarken önce çocukları ile başlıyor söze.  En son Haydar Ergülen’in yeni baskısı yapılan “Keder Gibi Ödünç” isimli ve hiç de ısınamadığım şiir kitabının açılışında görmüştüm. Sadece “Nar’ın babası” ifadesi vardı. Evet, maalesef neden bilmem, sorunuzu gördüğüm gibi, Ergülen’i filan hatırlamaksızın, “Furkan Zahid (6) ve Ahmet Yasin’in (1) babası” şeklinde kendimi tanıtmak istedim. Bursa –İnegöl sokaklarında yıllar yılı oynadığım futbol sonrasında, okullara, yollara, okumalara ve birçok uğraşa rağmen, eve (çimenler üstündeki cam kesikleri sebebiyle) ayakları kanayarak gelen, evde dünyalar şefkatlisi babaannesinden yediği dayağa rağmen, bir sonraki günü iple çeken çocuğun heyecanını neden bilmem hala duyan kişidir İsmail Halis. (Kendimi Nihat Doğan gibi hissettim şimdi. 3. Şahıs olarak göründüm kendime.) 13 yıldan bu yana radyo mikrofonundayım. 2 yıldan bu yana da ekrandayım. Okur – yazar değilim maalesef pek, okurum fakat pek yazamazım. 

İyi radyocular hep TV’ye mi geçiyor? Bize mi öyle geliyor? Yoksa sesin saltanatı görüntünün hızlı ve parlak dünyasına yenildi mi?

İyi radyocu ne anlama gelir bilmem. Fakat benim tanımlamama göre “kötü radyocu” olan bazı arkadaşlar da TV’ye geçtiler. Burada afili fakat yapay şeyler söylemek istemem. Dediğiniz gibi, evet “görüntünün hızlı ve parlak dünyası” var, fakat pozitivistçe bir şey, görünmediğinde yok. Fakat radyo, görünme ile değil, gösterdiği ile büyüyor, derinleşiyor ve genişliyor. 

İsmail HalisSeslendirme yapmak sizin için ne kadar önemli bir iş? Bir şiir okumak, kaydetmek radyo yayıncılığı ya da kısaca mikrofon mu kameranın karşısı mı?

Binlerce metin okumuşumdur mikrofonda, hiç unutmadığım nice yazı var mesela şu an hafızamda. Sizinle de bir seslendirme vasıtası ile tanışmamız da sanırım “günün anlam ve önemini” gösteriyor. Seslendirme yapmak ne kadar önemli bir iş, diyorsunuz. Şahsen ben, her metni okurken, “burada bir hazine var, ben gördüm, siz, alın” hissi ile okudum.

Mikrofon ve kamera karşısı mı diye sorarsanız, mikrofonu çok özledim. Fakat kameranın dünyası, oğlumun oyuncaklarını daha rahat alma imkânı sunuyor.

Bu işlerle  (radyo /tv/program yapımcılığı gibi) ilgilenmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

“Bu işlerle ilgilenmeyin” gibi bir şey söylemek ne kadar da bilgiççe, fakat genel algı ile bu alanlara yönelindiğinde maalesef geride kayıp yıllar olduğunu müşahede etmek, enerji israfı geliyor bana. Yıllar boyu sağlam okumalar, sağlam yolculuklar, asil bir ahlak, aşktan (samimiyetle söylüyorum) uzakta bir dünya, eminim bu uğraşıları bir meslek olarak görenler için de bir kimlik ve hatta bir dava olarak görenler için de, beklemedikleri imkânlar sunacaktır. İmkândan kastım, iş imkânı değil, “işi gücü hayr” olanların ummanında bir katre olma imkânıdır.

Görüntülerin ve seslerin dünyasından koptuğunuz anlarda neler yapıyorsunuz?

Bende hep bir geç kalmışlık hissi var. Çok şeye geç kalmışlık. Onun için arayı kapatmaya çalışıyorum. Seslerin ve görüntülerin dünyasından kopmak ne kadar mümkün bilmiyorum ama bilgisayar denilen nesne, ne dersek diyelim, bizden (en azından benden) derinlemesine okumaları aldı.

Önünüzde hangi projeler var? Birkaç yıl sonra İsmail Halis nerede olacak?

Birkaç yıl sonra nerede olacağımı bilmeyi ben de isterdim. Proje demek ne kadar doğru bilmiyorum ama yakında TV NET’te Davut Göksu ile birlikte bir programa başlıyoruz. Encamımız hayrolsun.

 

Fatma Nur Ünal konuştu

Güncelleme Tarihi: 01 Mayıs 2011, 22:02
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
edip
edip - 8 yıl Önce

ismail halis'i ilgiyle ve büyük bir coşkuyla izliyorum. düşüne taşına, başka şeyler... insana itimat ve huzur telkin eden müslüman bir sesi var. sakallı ve abdestli bir ses... Allah yardımcısı olsun... bu söyleşi vesilesiyle daha yakından tanımamı sağladığınız için teşekkürler...

petek nur
petek nur - 8 yıl Önce

Allah razı olsun

banner19

banner13

banner20