banner16

Abdülmetin Balkanlıoğlu Hocayla Birlikte Ümmetin Neşesinden Bir Parça Gitti

Kendisini tanıma şerefine ulaşan herkeste güzel izler bırakmış muhterem bir isim Abdülmetin Balkanlıoğlu. Vefatını müteakip biz de bu güzel izleri derleyelim istedik. Değerli büyüklerimiz Nureddin Yıldız, İhsan Şenocak, Abdurrahman Dilipak, M. Emin Yıldırım, Erhan Erken, Hüseyin Kader, Mustafa Enesoğlu ve Cihad Gökdemir, Abdülmetin hocamızı anlattılar.

Abdülmetin Balkanlıoğlu Hocayla Birlikte Ümmetin Neşesinden Bir Parça Gitti

Kendisini tanıma şerefine ulaşan herkeste güzel izler bırakmış muhterem bir isim Abdülmetin Balkanlıoğlu. Vefatını müteakip biz de bu güzel izleri derleyelim istedik. Bir neslin hep güler yüzlü ve neşeli hocasını sevenlerine sorduk.

Şu fani dünyada bir insanın nail olabileceği en büyük nimet hayırla yâd edilmek olsa gerek. 20 Haziran Çarşamba günü dar-ı bekaya göç eyleyen Abdülmetin Balkanlıoğlu hocamız dün Fatih Camii’nde, büyük bir kalabalığın iştirakiyle, ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından defnedildi. Hem de vefatından birkaç gün evvel ‘Burada bana da yer var mı?’ dediği Edirnekapı Şehitliği’ne.

Abdullah Yıldız: Adam gibi adamdı

19 Ağustos 2006 sabahı, İstanbul Şehzadebaşı Camii külliyesi içindeki tarihi mekânda Namaz Gönüllüleri Platformu’nun kuruluşu için taşın altına ellerini koymak üzere bir araya gelen yüz kadar ilim, fikir, sanat insanı ve kanaat önderi arasında merhum Abdülmetin Balkanlıoğlu hocamız da vardı.

Kapıda misafir hocalarımızı birer birer karşılarken, Abdülmetin hocamızın iki elinde iki koltuk değneği ile adeta sürüne sürüne gelmesi bizi bir hayli şaşırtmıştı. Ameliyat olduğu ayağı bezle sarılmış vaziyette toplantıya gelmesinin büyük bir alicenaplık olduğunu belirtmek için şöyle demiştim:

- Sevgili Hocam, bu hâlinizle neden zahmet buyurdunuz? Keşke yerinize birini gönderseydiniz!...

Hiç unutamadığım şu cevabı vermişti Abdülmetin Hocamız:

Ne zahmeti Abdullah hocam! Yıllardan beri özlediğim bu manzarayı hiç kaçırır mıyım? Namaz davası için ilk kez bir araya gelmiş şu kadar değerli hocamızı yan yana, omuz omuza dünya gözü ile gördüm ya, daha ne isterim! Allah’ın izni ile artık gözüm arkada gitmem…

O tarihten sonra Abdülmetin Balkanlıoğlu hocamızı “Namazla Diriliş” toplantılarımız için ne zaman davet etsek, adeta koşarak geldi. Zaten ona “yürümek” değil “koşmak” yakışıyordu. O ‘tükenmeyen’ enerjisi, coşkulu sahne performansı, gönüllere dokunan samimi ve sıcak hitabı ile bambaşkaydı…

Sonra, “Eyüp Buluşmaları” adını verdiğimiz hocalar arası istişare toplantılarında sık sık bir araya gelir olduk; doğrusu hocalarımız arasındaki sevgi bağını besleyen en sevecen hocamız o idi…

Ardından “Diriliş Buluşmaları” başladı. Abdülmetin Balkanlıoğlu hocamız sıra dışı, canlı ve heyecanlı sunumlarıyla bu geniş katılımlı buluşmaların aranan ismi olmuştu…

Özet bir cümle ile Abdülmetin Balkanlıoğlu; İslâm’a hizmet için davet edildiği her yere -hiçbir ayırım yapmadan- koşan, İslâmî camianın her kesimini samimiyetle kucaklayan, Müslümanların birlik ve beraberliği için olanca gayreti ile çalışan, ümmetin dirilişi için elini değil adeta gövdesini taşın altına koyan, derdi davası ve davası derdi olan, yüreğini avucuna alıp sevgisini muhatap olduğu her insana cömertçe sunan ilim ve irfan adamı; meşhur ifade ile “adam” gibi bir “adam” idi.

Mekânı Cennet ve makamı âli olsun.

Abdurrahman Dilipak: Hayra motor, şerre fren oldu hep

O yaşayan bir Şehiddi. İçimizden biri. Mümin. Dünya sürgünü bitti. İnna lillah ve inna ileyhi raciun…

Onu hep gülen yüzü ile hatırlayacağız. Merhameti öfkesinden, sevgisi nefretinden büyüktü.Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olmaya çalıştı. “Ben Müslümanlardanım” diyen biri… 

Kısa bir süre önce Belçika’da gözaltına alınmıştı. Geldi, umreye gitti. Giderken de, dönüşte de haberleştik, bizde buluşacaktık. Ama olmadı. Bu buluşma başka bahara kaldı.Aynı yöne bakıyorduk, aynı yolda yürüyorduk. Rabbimiz, kitabımız, Resulümüz birdi. Geriye ne kaldı ki!

Ölüm en büyük ibret dersidir. Ne zaman geleceği bilinmez.Ölümlü dünyada ölmek, ölümsüzlüğe uyanmak demektir aslında.Bu dünya “sürgün yeri”dir. “Eve dönüş”, ve vuslattır aslında ölüm. Ruhun bedene sıkışmış hayatından özgürlüğe kavuşmasıdır. Beden prangasından kurtulmaktır.

Abdulmetin, hayra motor, şerre fren oldu hep. Hangi hayırlı bir iş olursa olsun, çevreye bakınırsanız onu orada bir yerde görebilirdiniz. Tevazuu, cömertliği ile, güler yüzlülüğü, sabrı, merhameti ile, takvası ile o “veresetül enbiya” olma gayretindeki bir arif, bir münevverdi. Zalimlere karşı metanetle direndi.

Şimdi aramızda o yok. Biz bir eksiğiz. O bizim de yolcusu olduğumuz menzile bizden önce vardı. Ve elbet, bir gün, mutlaka buluşacağız. O yaşayan bir şehiddi. Şehidliğe aday, sırasını bekleyen, Allah’ın dinine, yaşadığı zamana ve mekâna şahitlik eden biriydi.

Rindane bir hayat yaşayan Abdulmetin Balkanlıoğlu ölümsüzlük yurduna göçtü. Sonuçta ölüm bir yok oluş değil, mümin yürekler için. Sonuçta birilerinin ölüm” dediği şey “Asude bir bahar ülkesi”dir.

Ona, ailesine, dostlarına, vefat edenlerimize ve dirilerimize Allahtan rahmet diliyorum.

Cihat Gökdemir: O küçücük cebine bu kadar kokuyu nasıl sığdırıyordu?

Biz Abdülmetin hocamızı lise yıllarından tanırız. Öğrenci yurtlarına ve okullara sohbetlere giderdi. Öğrenci arkadaşlarımıza çok güzel tavsiyelerde bulunurdu. Zaten kendisi de asla neşesini kaybetmeyen bir mizaca sahipti. Sürekli öğrencilerin dertlerini dinler, onlarla hemhal olurdu. Onlarla oyunlar oynardı. Arkadaşları tarafından bilinen en büyük özelliği insanlara güzel kokular dağıtmasıydı. O küçücük cebine bu kadar kokuyu nasıl sığdırıyordu? Özellikle dağıttığı mavi renkli bir kokusu vardı.

Hocamızın en önemli özelliklerinden biri de Kâbe’yi ve Ravza-i Mutahhara’yı hiç boş bırakmamasıydı. Hangi şartlarda olursa olsun kutsal beldeleri sık sık ziyaret ederdi. Allah Resulu’nün (sas) huzurundaki duruşu, edebi ve diğer insanlara da bunu yansıtması her zaman dikkatimizi çekmiştir.

Bir defa kendisiyle birlikte umre yapma imkânımız oldu. Benim çocuklarımı bizzat sırtına alarak tavaf yaptırmıştır. Çocuklarla, gençlerle özel olarak ilgilenirdi. Rabbim mekânını cennet eylesin. Her gördüğümüzde tebessüm eden yüzünü hatırladıkça biz de tebessüm ediyoruz. Onu her daim neşeli ve nüktedan yanıyla ve her şartta Allah’ı hatırlatan tavırlarıyla hatırlayacağız. Bu güzel özelliğin tüm Müslümanlara yansımasını temenni ediyorum. Mekânı cennet olsun. İnşallah orada buluşuruz.

Erhan Erken: Kendisini dinleyen insanları Allah ile dost olmaya çağıran bir hali vardı

1980’li yılların başında Saraçhane başında Oruçgazi İlkokulu’nun arka tarafında bir talebe evimiz vardı. Yolun karşı tarafında da Hoşkadem Camii bulunurdu. Namaz vakitlerinde bazen Horhor yokuşunun alt tarafında rahmetli Mahmut Bayram hocanın imam olduğu Kızıl Minare Camii’ne bazen de Hoşkadem Camii’ne giderdik. Rahmetli Metin Balkanlıoğlu ile ilk defa orada imam iken tanışmıştım. O şirin ve ufak mescidi gençlerin çokça gelip gittiği bir mekân haline çevirmişti. Güler yüzlü idi, vaazları çok öğreticiydi. Ayrıca İslam’ı sevdirerek anlatmaya yönelik bir üsluba sahipti. Bu üslubunu tüm hayatı boyunca devam ettirdi. Sürekli pozitif enerji veren, onu dinleyen insanları Allah ile dost olmaya çağıran bir hali vardı.

Daha sonraları İsmailağa Camii’nin yakınlarındaki Acemoğlu Camii’ne imam olduğunda orası da bizim için her fırsatta gittiğimiz bir yer haline gelmişti. İlk çocuğum Ali biraz büyüdükten sonra Acemoğlu Camii’ne bazen onunla beraber giderdim. Her fırsatta ona takılır, öper ve severdi. Artık benim adım Metin hoca için “Ebu Ali” olmuştu. Daha sonra dünyaya gelen diğer çocuklarımla da imkan nisbetinde Metin Hoca'nın vazife aldığı camilere namaza gider, onların da hocayı tanımalarını arzu ederdim.

Bir dönem, sanırım 80’li yılların sonlarında Pazar günleri sabah namazlarında Acemoğlu’nda bir grup arkadaşla toplaşırdık. Rahmetli ile hadis dersi yapardık, oradan da Haliç kıyısında top oynamaya giderdik. Bugün hepsi 50’li yaşların sonlarına yaklaşan ve her biri farklı yerlerde hizmet etmeye çalışan birçok arkadaşımız o Pazar sabahlarının hadis dersi, futbol maçı ve sonrasında da Şehzadebaşı’ndaki börekçide son bulan programını muhakkak ki güzel bir dönem olarak anarlar.

Telefonda hadis-i şerif ezberleri

90’lı yıllarda yine bir kaç kış mevsimi, haftada bir gün bir arkadaşımızın evinde rahmetli Metin hoca ile tefsir derslerimiz olmuştu. O akşamları iple çekerdik. Dersleri çok canlı ve verimliydi. Rahmetlinin tebliğ metodu hakkında küçük bir örneği burada zikretmemin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir akşam telefonla konuşuyorduk. “Erhan, bu telefon konuşmalarımızın bir fayda sağlaması lazım” demişti. “Hocam ne yapalım ne dersin” diye sorunca, “Birbirimize her konuşmada kısa bir hadis nakledelim ve onu ezberleyelim.” Cevabını vermişti. “Eyvallah” demiştim. Bugün bile hatırlarım; ilk ezberlediğimiz hadis “Salat-ul leyli mesna ve mesna” (Gece namazları iki rekâttır.) idi. Burada bahsettiği gece vakitlerinde kılınacak nafile namazlarla ilgili bir hadis-i şerifti. Muhtemelen de teheccüt namazları için zikredilmişti. 

Bu “telefonlarda hadis-i şerif okuma”yı bir süre tekrar etmiştik ve ezberimizde birçok hadis-i şerif olmuştu. Tabii şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim; tekrarlayacağımız hadisleri genellikle o buluyordu, ben de ona ayak uydurmaya çalışıyordum. Tahmin ediyorum ki o zamanlar birçok kişi ile aynı şeyi yapıyordu. Allah u âlem.

Vaaz ve sonrasındaki hutbede adeta coşmuştu; Cuma namazı o gün iki saate yakın sürmüştü

Metin hocayı bir ara Kayabaşı köyüne tayin etmişlerdi veya kendi akıllarınca sürmüşlerdi. Yanlış hatırlamıyorsam 90’lı yılların son zamanlarıydı. O dönem Kayabaşı, bugünkü gibi yerleşik bir yer değil. İsmi üzerinde, köy hükmünde bir bölge. Orada yeni yeni bazı sanayi kuruluşları gelişiyordu ama şimdiki gibi toplu konut furyası daha başlamamıştı.

Bir Cuma günü, o sıralar beraber iş yaptığımız Gürbüz Aksu ile rahmetlinin vazife yaptığı camiye gittik. Çok memnun olmuştu. Vaaz ve sonrasındaki hutbede adeta coşmuştu. Cuma namazı o gün iki saate yakın sürmüştü. O gün farketmiştik ki, kendisini oraya sürenler bilmeden büyük bir hayra vesile olmuşlardı. Metin hoca orada ışık saçıyordu ve halinden de çok memnundu. Çarşamba günü rahmetlinin vefatını duyan Gürbüz beni telefonla arayıp bu hatırayı yâd etti. Beraberce tekrar o günü hatırladık. O gün ikimiz de çok etkilenmiştik. Adam olan nereye giderse orayı ihya eder. Adam, adam değilse gittiği yeri kurutur. Rahmetli böyle bir kişi idi.

Çok küçük ama derece olarak çok yüksek eylemleri sürekli ve samimi olarak tekrar edebilmek

Son yıllarda Salı akşamları Fatih’te Nişanca Camii’nde vaaz veriyordu. O gece bölgede müthiş bir yoğunluk oluyordu. Vaaz verdiği cami rahmetli babamların evinin hemen yanıbaşındaydı. Bir akşam, namaz öncesi oraya giderken bizim evin kapısında karşılaşmıştık. Rahmetli babamın hastalığının ağırlaşmaya başladığı zamanlardı. Bunu öğrenince babanı ziyaret edeyim dedi. Hemen haber ettim, buyur ettiler. İçeri girdik. Babacığıma o gülen yüzüyle sarıldı, elini öptü, dualar etti. Babam o kadar memnun olmuştu ki, anlatamam.

Daha sonra bir kaç defa daha ben yokken kapılarını çalmış ve ziyaret etmiş. Ziyaret sırasında da beni telefonla arıyor ve haber ediyordu. Her gelişi o hasta insanı adeta dinçleştiriyordu. Evde bambaşka bir hava esiyordu. O kadar meşgalesi içinde, binlerce insan kendisini vaaz için beklerken o küçük ama gittiği yer için çok önemli ziyareti ihmal etmiyor ve hasta bir ihtiyarı mutlu ediyordu.

Müslümanlık esasında bazen çok küçük ama derece olarak çok yüksek eylemleri sürekli ve samimi olarak tekrar edebilmektir. Rahmetli Metin hoca ile sanırım çok fazla kişinin bu türden hatıraları mevcuttur.

Onun hayatı geride kalanlar için güzel bir örnek olarak sürekli anlatılmalıdır

Rahmetli Metin hoca da insandı. Onun da muhtemelen bu hayat şartlarında canını sıkan şeyler oluyordu. Fakat onun yüzünün gülmediği, insanlara moral vermediği bir an’ı hatırlayan hiç kimseye rastlamak mümkün değildir. Hep vermeye çalıştı, hep hizmeti düşündü.

Vefatı sonrasında bir faniye nasip olabilecek çok güzel bir törenle ahiret âlemine yolcu edildi. On binlerce insan şehrin dört bir yanından Fatih Camii’ne akın ettiler. Onunla ilgili hüsn-ü şehadetlerini bir kere daha ikrar ettiler. Ne mutlu ona.

Rahmetli Metin Balkanlıoğlu, ideal bir hoca, ideal bir dost, ideal bir insan olarak bu dünyada güzel bir iz bırakarak hayatını tamamladı ve emaneti sahibine teslim etti. Onun hayatı geride kalanlar için güzel bir örnek olarak sürekli anlatılmalıdır. Biz onun iyi bir Müslüman olduğuna Allah indinde şahitlik ederiz. İnşallah bu şahitliğimiz bir değer ifade eder.

Mekânı Cennet olsun. Sevenlerine ve ailesine sabırlar diliyorum.

Hüseyin Kader: "Dininin adamı, yiğit ve kahraman"

Kuran’a ve Sünnet’e adanmış bir hayatı yaşadı. Örnekti, öncü idi, önden gitti. Gönüllerde sevgi tahtını kurdu. Her daim mütebessimdi. Sımcıcak sarıp sarmalardı. İçimizden birisi idi.  Dosttu, yarendi, yoldaştı, arkadaştı, kardeşti, babacandı, çilekeşti, sıkıntı çekmiş ama kimseye sıkıntı vermemişti, verendi, alan değildi.

Kabına sığmazdı, kürsülerin kahramanı olduğu gibi, gönüllerin de kahramanı olmuştu. Yunus’tu, Mevlana’ydı, sevgi ile örerdi, yürekten hissettirirdi. Samimi idi, yapmacık davranışı yoktu, Kuran ve Sünnet’i bilir, yaşar ve yaşatma arzusu ile dolup taşardı.

Heyecanı zirvede idi, her yere koşar ve koştururdu. Vakti israf etmezdi, sönük, silik, heyecanı olmayan insanlardan hoşlanmazdı. Kabına sığmaz, dolup dolup taşardı. İsmailağa cematine mensuptu. Cemaatçi değildi. Her meslek, meşrep, cemaat, cemiyet, vakıf, dernek ve grupların davetine icabet ederdi. Yanan yüreklerdeki yangını söndürmek için, mazlum ve mahzun coğrafyadaki kardeşlerimiz için gönlü yanardı ve gönüllerdeki ateşi harlayandı.

Nerede bir Müslüman yürek varsa...

Dua eden, duayı isteyendi. Ehli Sünnet'in kahramanı idi. Tavizsiz bir mümin, muvahhit, mücahitti. Ahir zamanın İslam kahramanı idi, hitabeti güçlü idi, belig ve fesih konuşurdu, muhatabına göre söz söylerdi, kimseyi kırmaz, kimseden kırılmazdı, engin gönüllüydü; yürümez, koşardı, koşmayanlara sitem ederdi, kimse sözünden alınmazdı, Allah için konuşurdu, vatan ve millet kahramanıydı, din, devlet ve vatan düşmanlarının karşısında dimdik dururdu.

Vatanı koruyan kahramanların yılmaz savunucusu idi. Korkutmaz ve incitmezdi. Müjdeleyendi, sevgi ile gönüllerde iz bırakandı. Sünnete ittiba edip, sünneti yaşama ve yaşatma arzusu ile yanıp tutuşandı. Ceplerinde koku, tesbih, misvak, şeker, takke eksik olmazdı. Hediyeleşmeyi ihmal etmez, herkese birşeyler verir, sımsıkı kucaklar, gözlerinin içine bakar, sıkıca kavrar, bolca dua ederdi.

Dağ gibi koca yürekli bir dava insanı idi. Dünya ile işi yoktu; gönlünde Kudüs, Mekke, Medine coşardı. Nerede bir Müslüman yürek varsa, onu coşturmak için koşardı. Sever, sevdirir, sevindirirdi. Sohbetine doyum olmazdı. Her daim mütebessimdi. Ailesine düşkündü, iletişimi ve ilişkisi kuvvetli idi, haykıran gür sesimizdi, söylenmeyenleri söylerdi, uslubü ve usulü zarifti, gönülleri titretirdi.

Allah ve Rasulune çok bağlı idi, din adamı değil, dininin adamı idi, birini kurtarmak için koşardı, koştururdu. Gereğini yapan bir müslümandı. Duyuran değil, doyurandı, yaptığı işi en iyi yapandı, tatlı söz söyler, beliğ konuşurdu. Yumuşak söze başlar, güzel söylerdi. Doğru idi, mütevazı yaşardı, gönül alıcı sözler konuşurdu, yapmadığını söylemezdi, kendini herkese sevdirmişti. Gönül insanı idi, iyi bir yol arkadaşı, kadim bir dosttu. İkramı sever, yedirmeyi daha çok severdi, kimseyi boş çevirmezdi. Cebindeki kokuların nereden çıktığını bilemezdiniz.

Dilinde ve kalbinde her daim zikir vardı. Boş lakırdı etmezdi. Espirili idi, yanında hiç sıkılmaz ve yorulmazdınız.

Güzel yaşadı, güzel göçtü

Seven sevdiğine kavuştu, vuslat gerçek oldu. Kader tecelli etti, ölüm vuku buldu. Geride bıraktığı ailesi, dostları, ahbapları, akrabaları, arkadaşları öksüz kaldı.

Yüreğimiz acıdı, içimiz hüzünlendi. Güzel yaşadın, güzel göçtün. Gönüllerde ve baki kalan bu kubbede hoş sadalar bıraktın. Rabbim yolcuğunu hayırlı eylesin, Rasulullah komşun, amellerin yoldaşın olsun, mekanın cennet, makamın âli olsun. Güler yüzlü, gül yüzlü, candan, içten, samimi dava yoldaşımız, muhteşem ağabeyim, kıymetli hocam, seni tanımış olmaktan dolayı bahtiyarım. Rabbime şükürler olsun..

Gönlümde müstesna bir yere sahipsin. Rabbimin katında da müstesna bir yerin olduğuna inanıyorum. Bu geçici dünyada, dimdik durduğuna, eğilip bükülmediğine, muvahhit bir mümin olduğuna şahidim.

Menzilin mübarek, Cennetin yurt, yurdun Cennet olsun. Hakkımız var ise helal olsun. Sen de bize hakkını helal et. Rabbim sana merhamet etsin. Amin.

İhsan Şenocak: Kürdü, Türkü, Arabı ile ümmeti Hz. Peygamberin sancağı altında toplamaya çalıştığına herkes şahittir

Hz. Peygamber Efendimiz (sas) buyuruyor ki, “Siz yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.” Dün Fatih Camii’nin avlusundaki on binler de Abdülmetin hocama, onun mümin olduğuna, muvahhid olduğuna, bu yolda mümin olarak yürürken kınayanların kınamasından korkmadığına şehadet etiler. Edirne’den, Hakkari’den gelen müminler vardı. Bir de Afrika’da, Çad’da, Nijerya’da Abdülmetin hocanın ellerini, ayaklarını yıkadığı; yüzlerini sildiği o esmer çocuklar vardı. Onlar da mahşerde şehadet edecekler. “Londra’dan New York’tan beyaz yüzlüler geldiler Afrika’yı sömürdüler. Sonra bir beyaz yüzlü geldi. Biz kaşımızı çattık. O bize, ‘Ben Londra’dan, New York’tan gelmedim. Ben asırlarca Afrika’yı yöneten, Anadolu’nun buğdayını Afrika’ya gönderen, Mekke’yi fethettiğinde ezan okumak için üstüne sizin hemşeriniz Bilal-i Habeşî’yi çıkartan Hz. Muhammed’in (sas) ümmetindenim.” demişti diye şehadet edecekler.

İstanbul sokakları şehadet eder ki, cebinde ne varsa, Hz. Peygamberimiz paylaşın dediği için paylaşan biriydi Abdülmetin hocam. İstanbul’daki bir hastane şehadet eder ki, kolunda serum hasta yatarken gece 23.00’te bir haber alır ve iki Müslüman arasında bir husumet olduğunu öğrenir. Yorganının altına yastığı koyar, gelenler orada yatıyor zannetsin diye. İki Müslümanı barıştırmak amacıyla hastaneden çıkar.

Onun ümmeti birleştirdiğine ve kardeş yaptığına herkes şahittir. Kürdü, Türkü, Arabıyla ümmeti Hz. Peygamberin sancağı altında toplamaya çalıştığına herkes şahittir. Ümmet bekliyor diye Keşmir’e, Sudan’a koştuğuna ve Anadolu’nun sokaklarını karış karış dolaştığına herkes şahittir.

Onunla muhterem hocamız Mahmud Efendi’nin ders halkasında tanıştım. Sonra Allah nasip etti, birlikte kürsüye çıktık. Bazen havaalanında bankların üzerinde görürdüm. “Hocam” derdim, “neden buradasın?” “Eve gidersem belki beni gönül rızasıyla göndermezler” derdi. Her Ramazan ayının son 10 gününü bir Osmanlı askeri gibi Ravza’da nöbet tutarak geçirirdi.

Dün bir dervişi, bir âlimi, bir hocayı, bir dava adamını baki âleme uğurladık. Burada olduğumuz gibi, Ya Rabbi, mahşer meydanında, Efendimizin sancağı altında da buluşmayı ihsan eyle.

Muhammed Emin Yıldırım: Nereye gitse bir sevinç, sadelik, huzur ve mutluluk taşırdı

Metin Balkanlıoğlu hoca çok kıymetli bir büyüğümüz, bir arkadaşımız, beraberce yürüdüğümüz bir dava arkadaşımızdı. Beraberce seyahat ettiğimiz, aynı derdi, aynı ıstırabı paylaştığımız çok güzel bir insandı. Vefat haberini aldığımda, 2002’de Mısır’da talebeyken annemin vefat haberini aldığım andaki ruh haline büründüm. O kadar üzüldük ama ne yapalım ki, ölüme iman etmiş olan insanlarız. Kader-i ilahi neyse ona söyleyecek herhangi bir sözümüz olmaz. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, gerçekten emsali az bulunan insanlardan birisiydi.

Şu anda Müslümanların en büyük eksikliklerinden biri, bütün Müslümanlara moral olacak, onlara umut olacak nitelikleri haiz olmaktır. Abdülmetin hocada o vardı. Nereye gitse bir sevinç, sadelik, huzur ve mutluluk taşırdı. Çocuklarla çocuk olurdu, gençlerle de genç. Yaşlılarla farklı bir ortam oluşturmayı becerirdi. Hiç sıkılmadan saatlerce oturup onunla sohbet edebilirdiniz. O meclisten ayrılmak istemezdiniz. Çünkü samimiydi ve samimiyeti yanındakilere bu şekilde yansırdı. Siyer Vakfı’nda veya başka yerde yaptığımız toplantılara ne kadar işi olursa olsun mutlaka iştirak ederdi. Milletin vahdetini, birliğini en öncelikli mesele olarak gördüğü için böyle davranırdı ve ona göre adımlar atardı. Bazen farklı fikirler ortaya çıkınca ve birileri Müslümanlar arasında tefrika oluşturmak gibi bir çabaya girince buna karşı dururdu. Onun yanına gelip başka bir Müslümanın aleyhinde bir konuşma yapılsa buna mani olurdu. Bir Müslümanın gıyabında o Müslümanın onurunu korumanın ne kadar önemli olduğunu bilirdi ve ona göre davranırdı. Bunun da onlarca kez şahidi olmuşuzdur.

Cüppesinin, şalvarının içerisinde bitmeyen, tükenmeyen hediyeleri vardı. Ne zaman elini atsa oradan birilerine bir tesbih, bir misvak veya bir koku çıkarır ve hemen avucuna sıkıştırırdı. Musafaha yaptığı bir insanın eline bir şey bırakmadan onun yakasını bırakmazdı. Hele bir yerden özellikle de Çorum’dan geliyorsa türlü türlü hediyeler getirirdi. Bu sebeple talebeler onun yolunu gözlerdi. Çünkü Çorum’dan onlara leblebi getirir ve hediyeler verirdi. Hediyeleşme sünnetini fiili olarak uygulayarak insanları sevindirirdi. Bu sevinç zaten Müslümanların ihtiyaç duyduğu bir şeydi ve o da onda vardı.

Anlatılacak çok şey var ama şu kadarını söyleyelim: O, birçok insanı sevindirmiştir, Allah da onu sevindirsin. Yüreğimiz onun hasreti ve ayrılığı dolayısıyla farklı bir sızı içinde. Fakat biz cennete iman ediyoruz, Allah’a iman ediyoruz. Cennette çok sevdiği insanlarla beraber olacağına ve Allah tarafından mükâfatlandırılacağına inanıyoruz. Allah bizleri tekrar orada buluştursun.

Mustafa Enesoğlu: Neşeli mücahid

Bir güzel adamı, yiğit bir davetçiyi, neşeli mücahidi, gençlerin halinden çok iyi anlayan hocamızı kaybetmenin derin hüznü var içimizde.Çağrıldığı yere, güce, makama, çağırana bakmadan, “ama, fakat” demeden koşan Abdülmetin Balkanlıoğlu hocamız Hakk’a yürüdü.

Yedi Hilal‘in kuruluşuna arsadan girdim ben, aldığınız tüm sevapların hissedarıyım, der, takılırdı bize. Mensubiyeti olan, asabiyeti olmayan, pratikte ümmetçi olan bir mümindi. Hakkı tutup kaldırdığına, batılın karşısında mücadele ettiğine bizler şahidiz. Bu kadar çok şahit biriktirmek çoğu hocaya nasip olmadı.

Anadolu’da gençlerin her türlü davetini sorgusuz sualsiz kabul eden, kolay ulaşılabilen bir davetçi idi. Gençler şimdi mahzun ve yetim kaldı.En son görüştüğümüzde Efendimizin (sas) yanında, Mescid-i Nebevi’de 10 günlük itikâfa girmişti. Son karşılaşmamızda hediye olarak gül kokusunu vermiş, “Âlemlere rahmet olan Efendimiz çok sever” demişti. Cebinde mutlaka hediyeler taşırdı. Adamına göre hediyeler…

Kadir gecesi dua mesajı göndermişti itikâftan, “Eşiğinde bulunduğum rahmetellil âlemin teşkilatımızın alnından öpsün, daha ne diyeyim” yazmıştı. Muvahhid ve mücahid sıfatları ona çok yakışıyordu.

Son yıllarda camiamızda bir rahmetli Akif Emre’nin bir de Abdülmetin Balkanlıoğlu Hocamızın vefatı bu kadar hüzne sebep oldu.Bir neslin inşasında yeri zor dolacak bir hocaefendi, sevdiğine kavuştu.Şimdiden özledik.

Mevla’m rahmet eylesin, cennetinde buluştursun inşallah.

Nureddin Yıldız: Allah yolunda terlemiş bir mümindi

Dine hizmetin ve davetin neşe ile ciddiyet dengesinde yürütülebileceğinin güzel bir örneğini bıraktı. Fırsat buldukça bir araya gelir, çalışmalarımızdan birbirimizi haberdar edip dualarla birbirimize destek olurduk. Uzun yıllar boyunca gayret etmekten yorulmamış, kötü örnekleri yoluna köstek yapmadan Allah yolunda terlemiş bir mümindi. Cennette, serin ırmakların kenarında dinlenebilmek için dinlenmeyi ertelemişti. Umduğundan daha güzellerine kavuşabilmesini, hepimizin firdevs-i âlâda buluşabilmemizi Rabbimden niyaz ederim.

 

Röportaj: Munise Şimşek – Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 22 Haziran 2018, 19:37
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Esin biyim
Esin biyim - 3 ay Önce

Hocaefendiyi okadar cok seviyordum ki cok sevdigim hocalardan da bir kez daha okumak beni cok mjtlu etti Rabbim razi olsjn

Necmettin Öztürk
Necmettin Öztürk - 3 ay Önce

Büyük zatlar, vefat edince isimleri değişmez ki. Rahmeti ilahiyeye garkolduğundan hiç şüphemiz yok da "rahmetli" şöyle dedi. "rahmetli"yi şurda ziyaret ettik gibi basit bir dil hocamız için hafif kalmış sanırım. Metin hoca, yine Metin hoca ki çoğunluk öyle kullanmış.İncitmeyeyim de incinmeyin de lütfen.Saygılar, hürmetler.

ezgi Bobur
ezgi Bobur - 2 hafta Önce

Allah rahmet eylesin

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6