Abdullah Harmancı: “Dünya ile baş etmenin yazmaktan başka bir yolunu bilmiyorum.”

Önemli olan Allah’ın her kulunun içine gizlediği kelimesini bulmaktır. Sırrını. Mucizesini. Sonra da bu sırrın peşinden gitmektir. Emre Orhan Gökalp’in söyleşisi.

Abdullah Harmancı: “Dünya ile baş etmenin yazmaktan başka bir yolunu bilmiyorum.”

Bize kendinizden, hikâyenizden, yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz? Mesela nasıl bir çocuktunuz? Geçmişinizin, ailenizin ve çevrenizin yazarlığınız üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Ben çok sessizdim. Dikkat çekecek ve çevremdekileri rahatsız edecek kadar sessizdim. Her şeyi içimde yaşardım. Bütün acılarımı veya sevinçlerimi içimde yaşardım. Daha o çocukluk senelerimden itibaren kendimle baş başa kalabilmek için uzun uzun yürürdüm. Çok sıkılırdım. Bir şeye odaklandığım zaman hayatım sadece o odaklandığım şey olurdu ve dünyamı bu yeni odak noktasında yeniden inşa ederdim. Sonra da bir güzel yıkardım. Evet, bu odak her ne ise bir süre sonra ben onu yıkardım. Çünkü özgürlüğümü kaybettiğimi görür ve çok korkardım. Tabii bu benim şimdiki yorumlarım. O zaman neyin neden olduğunu anlamış değildim. Babam edebiyat öğretmeni idi ve bize çok hüzünlü şiirler okurdu. Şimdi şimdi anlıyorum, o şiirler beni etkilemişti. Annemse çok bilge bir kadındı. İçimizde sesler var, demişti bir keresinde bana. Bunu unutmadım. İçimizde sesler vardı ve biz onlarla cedelleşiyorduk. Bu aklıma yatmıştı.        

Yazma ve okurluk maceranız nasıl başladı? Yazarlık hayali olan biri miydiniz? Öykülerinizin oluşum süreci nasıl gelişim gösterdi?  Okurlarıyla buluşmadan önce hangi aşamalardan geçti ve nasıl bir ön hazırlık süreci oldu?

Ben ortaokul senelerinde şiirler yazmaya başladım. Necip Fazıl’a çok benzeyen bir üslupla yazıyordum. Herkes hayran kalmıştı. Ama herkes bu şiirlerin Necip Fazıl taklidi olduğunu da biliyordu. Oradan kendi sesimi bulmak için çok mücadele ettim, ama zamanla şansımı başka türlerde denemeye karar verdim. Öyküde karar kılışım 1993 senesidir. 19 yaşımda… Bir daha da bu çizgiden ayrılmadım. 1995’te yollarım “Dergâh” dergisiyle kesişti. Mustafa Kutlu yazdıklarımı önemsedi. Kendime bu dergiden bir yazarlık yolu buldum. Bu dergide çıkan öykülerim zamanla kitaplaştı.  

Baltan Taşa Değecek”, “Kışın Şarkısını Kim Söyleyecek?” gibi diğer kitaplarınızı da oluşturmanızdaki temel dinamiğiniz neydi?

Hiçbir zaman kitap yazmadım. Öyküler yazdım. Zamanla bu öyküler iki kapak arasına girdi. Kitap yazmak için yola çıkmadım. Bunu yapay buldum. Önemli olan hissetmek ve bunu metne yansıtmaktır. Zamanla oluşan metinler birikir ve bir koleksiyon ortaya çıkar. Asla bir konsept etrafında yazmadım. Ama elbette insan hayatın akışı içinde bazı konulara odaklanır ve bazı sonuçlar çıkartmaya çalışır. Bu çabalar da zamanla dosyalaşır. Böyle oldu. Çocuk kitaplarımda konsept duygusu daha belirgindir. Diyelim ki çevre sorunları üzerine yoğunlaşan metinler bir araya gelir. Bu benim planladığım bir şey değil. Ama bir konunun beni heyecanlandırmasını ve bunu yazmayı istiyorum. Bu istekler gerçekleştikçe kitaba evriliyor.  

Kimi öykülerinizde anlatıcı, öykü yazarken çektiği sancılı süreci anlatıyor. Öykü yazmak sizin için sancılı bir süreç midir? Yazarken neler hissediyorsunuz?

Son yirmi sekiz senede yedi öykü kitabı yayımladım. Dikey olarak bakıldığında, yani temaları ayrıştırılarak bakıldığında bu temalardan biri de yaratıcı yazarlık alanını kapsıyor. Yani öykünün yazılış sürecini kitaplara taşımaya çalışıyorum. Ya da yazarlığın bütün aşamalarını kaleme getirmeye çalışıyorum. Hemen bütün kitaplarımda bunlar var. Evet, üretebilmek için epeyce zorlanmak gerekiyor. Bir tohumun ruhunuza düşmesi ile onun öykü olması arasında bazen seneler var. Yirmi sene düşünüp yazdığım öykü var. Zira öykünün zamanını biz belirlemeyiz.    

Yazarken herhangi bir ritüeliniz var mı?

Hayır. Sadece ben duygusal yoğunluk halinde yazan biriyim. Bu yoğunluğu hissetmeden yazmam. 

“Edebiyat, ruhumuz bu dünyaya gönderilirken, dağarcığına iliştirilen bir hediye. Bir teselli, bir ödül...”

Edebiyatla yolunuz kesişmeseydi şu anda ne ile meşgul olurdunuz? Bunu hiç düşündüğünüz oldu mu?

Bunu düşünmediğim bir gün olmadı. Edebiyatla yolum kesişmeseydi hayatımın geride kalan kırk yedi senesini nasıl dolduracaktım? Hiçbir zaman bu soruya cevap bulamadım. Edebiyat, ruhumuz bu dünyaya gönderilirken, dağarcığına iliştirilen bir hediye. Bir teselli, bir ödül... Yolun başında ruhumuzun dağarcığına bir teselli memesi konulmuş. Neden? Dünya zor çünkü… Dünya ile baş etmenin bir yolu da bu. Yazmak. 

İlk öykünüzden bugüne sizde neler değişti? Hem fikir hem üslup olarak değişimlerden de söz edebilir miyiz?

Daha sert yazıyorum. Daha yoğun. Daha ağır. Daha hızlı. Daha kendinden emin. Daha saldırgan. Daha güçlü. Daha uzun. Aslında yedi kitaptaki yüz yetmiş civarında öykünün birbirinden çok ayrımsanacak tarafları da yok. Hepsi benim DNA’mın görünümleri. Toplumsallık zamanla biraz daha öne çıkmış mesela. Daha derinlerde yaşamak istemişim. Ruhun ve dilin daha derinlerinde yaşamak istemişim. İroni çok yoğunlaşmış. Umutsuzluk da koyulaşmış. Ama umutsuzluğun bittiği yerde yerini olgun bir ağırbaşlılığa bıraktığını söylemek mümkün. Umutsuzluk var ama onun da ötesi var, demek istiyorum.    

Günümüz öykücülüğü hakkında neler düşünüyorsunuz?

İyi şeyler düşünüyorum. Türkiye’de entelektüel seviye yükseliyor. Çok daha fazla kişi yazmaya başladı. Nicel artış zamanla nitel artışı da getiriyor. Çeviri edebiyatı, daima bir edebiyat hareketinin önünden gider ve ülke edebiyatına enerji verir. Özellikle bir ülkede bazı edebiyat hareketleri ilk verimlerini böyle verir. Bizde de çeviri, şu anda doludizgin gidiyor ve onun arkasından ilerleyen bir yerli edebiyat var. İster istemez bir çeviri kokusu alıyoruz. Yapaylık var. Genç sanatçıların, okuduğu metni kendi ruhunda eritmeden hemen dışlaştırmaları gibi sorunlar var. Ne olursa olsun, buradan çok değerli metinler kalacaktır geleceğe.  

Peki, yazarlık kimliğinizin yanında nasıl bir okursunuz? Son okuduğunuz üç kitabın ismi neydi?

Okurluğumuzu da tümüyle yazarlığımız belirliyor. Ama şunu belirtmek isterim. Yazar sıfatımızla okumalar yaparken birkaç farklı motivasyona sahip oluyoruz. Bunlardan biri, elbette “Başkaları ne yazıyor?” merakı. Dünyada ve ülkemizde neler oluyor? Kim neler yazmış? Bunun dışında düşünce, felsefe odaklı okumalar yaparak dünyayı anlamak, dünyanın dışında kalmamak gibi kaygılarımız oluyor. Olmalı. Edebiyat dışı okumalar bunlar. İkinci çizgi bence birincisi kadar değerli. Son üç kitap: Kemal Sayar, Merhamet Devrimi; Ahmet Hamdi Tanpınar, Hikâyeler; Chul Han, Güzeli Kurtarmak.    

Sizi en çok etkileyen kitap, film, müzik gibi eserlerin listesini yapsanız bu listede neler olur?

Oscar Wilde’ın Bahtiyar Prens’i olur. Yaşamın Renkleri adlı film olur. Proust’un meşhur yedilemesi olur. Kefernahum adlı film olur. Şair Jacques Prevert olur. Peter Bichsel’in çocuk öyküleri olur. Chul Han’ın düşünce kitapları olur. Kemal Sayar’ın denemeleri olur. Tarkovski’nin filmleri olur. Köpek Dişi filmi olur. Bisiklet Hırsızları olur. Lorena olur. Belkıs Akkale olur.     

“Çiçek açmamazlık yapamaz. İnsan ise açmakla açmamak arasında bırakılmıştır.”

Son olarak dünyanın bu buhranlı zamanlarında hem bizlere hem de yazarlık yoluna ilk adımını atmış gençlere neler tavsiye edersiniz?

Dünyanın buhransız bir zamanı olmadı. Önemli olan Allah’ın her kulunun içine gizlediği kelimesini bulmaktır. Sırrını. Mucizesini. Sonra da bu sırrın peşinden gitmektir. Benimki yazı idi. Kendimi bildiğim günden beri bu sırrın peşinden gittim. Bu kuyuyu sonuna kadar kazdım. Ömrüm oldukça da kazacağım. Her insan kendini keşfetmekle yükümlüdür ve onun zikri budur. Çiçeğin açmaması nasıl mümkün değildir. İnsanın da sırrının peşine düşüp o sırrı sonuna kadar izlemek gibi bir görevi vardır. Ama burada bir sıkıntılı iş var. Çiçek açmamazlık yapamaz. İnsan ise açmakla açmamak arasında bırakılmıştır. İradesi ile. Aklı ile. Vahyi ile. Baş başa bekler. Kendini var etmesi veya etmemesi onun tercihidir. Ayet ne der? “İnsana ancak çalıştığı kadarı vardır.”   

Söyleşi: Emre Orhan Gökalp

Yayın Tarihi: 17 Kasım 2021 Çarşamba 09:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülçin kuley
Gülçin kuley - 2 hafta Önce

Teşekkürler

banner26