banner17

A. Halet'in İbrahim'ini o besteledi

Kendisini bir zamanlar Ustura dergisinden şimdilerde zaman zaman CafCaf'tan takip ettiğimiz Şafak Tavkul ile muhabbetimiz kaldığı yerden devam ediyor.

A. Halet'in İbrahim'ini o besteledi

Kendisini bir zamanlar Ustura dergisinden şimdilerde zaman zaman CafCaf’tan takip ettiğimiz Şafak Tavkul ile muhabbetimiz dünkü kaldığı yerden devam ediyor.

Siz, asıl işinizden arta kalan vakitleri iyi değerlendiriyorsunuz o zaman?

Tabi, ona uğraşıyorum. Mesela okçuluk... Bu oklar asla öylesine yapılmış şeyler değil. İlgimi çekiyor, hepsi birer tasarım ürünü. Avrupa’da mesela, bütün şövalyelerin elinde aynı form vardır. Zengin de, fakir de aynı formu kullanır. Zengininki biraz daha süslüdür, fakirinki daha sadedir. Ama aynı kılıçtır. E şimdi Selçuklular’a, Osmanlı’ya bakıyorsunuz, yirmiden fazla tasarım kılıç var. Kullanıldığı yere göre, kullanan askeri birliğe ya da halka göre değişen tasarımlar. İsimleri de var bunların. Karabela diyorlar mesela... Her birinin kullanıldığı yere göre farklılığı var. Biz bunları unutuyoruz ama. Bence araştırılması gereken bir konu bu. Bir kısmı duygusal bakıyor zaten; onların hiç haberi yok. Karşı olanlar da “kesmişler, biçmişler” deyip geçiyorlar. Ama aslında içeriğinde müthiş bir tasarım var. Benim yaptığım bir yere kadardır. İnsanları bu yöne yönlendirmeye çalışıyorum. Geçenlerde bir yarım saatlik boşluğum vardı, Topkapı Sarayı’nda birileriyle görüştüm mesela. Hep ileriye attığım bir plandı, ama yarım saat vaktim vardı, ilgilendiğim alanla alakalı değerlendirmiş oldum işte.

Tavkul Animasyon var herhalde şimdilerde. Çok vaktinizi alıyor mu bu iş?

O bir prodüksiyon şirketi. Yapımcı şirket gibi çalışıyor o. Benim çok fazla vaktimi almıyor. Ailem artık o işlerle daha çok ilgilenecek.

Şafak TavkulTRT’de “Herkes Resim Yapabilir” diye bir programınız vardı. Kısa ve hoş bir programdı. Yayından kaldırılmasının nedeni nedir?

Ben zaten yapımcı şirketle anlaşmamı bitirmiştim. 10 bölümü çektik, ikinci bir 10 bölümü de çektik. Gittikçe formatın dışına çıkıyorduk. Hakikaten “herkes resim yapabilir” iddiası ile yola çıkmıştık. Hani 62’den tavşan yaparız ya, o mantıkla hareket edelim, dedim. Hani herkes bir şeyler yapabilsin. Fakat televizyonda iş şova dönüşüyor. Zor kompozisyonlar falan yapmaya başladım, yapımcı talebiyle. Tamam, görsel olarak televizyonda hoş duruyor ama, yararlı olmadı. İzleyici “bunu ben kesinlikle yapamam” demeye başladı. Ben de zaten bu formatla devam etmemeye karar vermiştim.

Peki gerçekten herkes resim yapabilir mi? Ben, kendimden yana ümitvar olayım mı mesela?

Yapar. Herkes resim yapabilir. Ama şu ayrım var; bir dilin gramerini çok iyi öğrenirsiniz. Ama şair olamayabilirsiniz. Şair olmak farklı bir şeydir. Bunun gibi, herkes resim yapabilir, ama herkes ressam olamaz bence.

Doğuştan gelen ekstra bir yetenek olduğunu kabul ediyor musunuz peki?

El becerisi ve yatkınlık vardır. Boya badana yaptırırken bile, kimi usta farklı boyar, hemen o kaliteyi anlarsınız. Bir de yetiştiğiniz ortam da çok önemli. Öyle bir ortamda büyürsünüz ki, zaten resim yapma şevki verilir size.

Mizah ve karikatür resimden daha farklı bir şey gibi geliyor bana. Siz karikatürde de önemli bir isimsiniz.

Çizgi anlamında çok farklı değil. Öncelikle resim çizginiz iyi olmalı. Bir şeyin eğrisini çizebilmek için, önce doğrusunu yapmak lazım. Bu soyut resim için de geçerli. Şiirin kurallarını bilmeniz gerek. Hece veznini bilmeden olmaz.

Hasan Kaçan’la beraber karikatür camiasında görmüştük sizi. Nasıl oldu bu alana girişiniz?

Hasan benim çok eski arkadaşımdır. Ustura zamanı karşılaştık, böyle bir şey teklif etti bana. Benim aslında tekrar çizmeye çok niyetim yoktu ama hoşuma gitti. Güzel de bir dönem oldu. Sevdiğim şeyler yaptım o zaman. Ama dergi yürümedi. Henüz hazır değildik mizaha. Mizahın içinde barındırdığı muhalefet, illaki olmalı. “Aa adam ne kadar iyi yapıyor” derseniz mizah olmaz. Eksikleri gösterirseniz, eleştirirseniz mizah olur.

Şafak Tavkul

“Eğer bir insanı yenmek istiyorsanız, insanları ona güldürün” derler. Bu anlamda mizah çok güçlü, değil mi?

Tabi. Çok güzel işler çıktı o zaman ama, yazılan bir yazıya yönelik eleştiriler geldi. Sevilen insanları eleştiremez olduk. Dergiyi basma tehditleri bile gelmişti. Aslında bizde güzel bir hikaye var; Hz. Ömer’in derler. “Ben şu şekilde davranırsam ne yaparsınız?” der Hz. Ömer. “Seni kılıcımızla düzeltiriz” derler. İşte bunu soran halife, halktan biri de bu cevabı veriyor, düşünün... Şimdi mümkün mü yani, sevilen birilerini eleştiremiyorsunuz artık..

Eğitimci bir yönünüz de var, haftada bir gün dersleriniz devam ediyor. Bir şeyi çok iyi bilmek farklı bir şey, onu anlatabilmekse ayrı bir beceri gerektirir. Demek ki öğretmeyi de seviyorsunuz.

Eskiden beri severim ben öğrenci yetiştirmeyi. Çünkü piyasada ihtiyacın olan elemanı her zaman bulamıyorsun. Yetişmiş adam bulmak çok zor. Madem zor, ben yetiştireyim, dedim ben de. Atölyede de yetiştirdiğim çok insan oldu. Bildiği her şeyi paylaşmalı insan.

Çocukları çok seviyorsunuz herhalde. İşin içinde resim de olduğu için mi bu alanı tercih ettiniz?

Çocuksu şeyleri eskiden beri severim. Mizahçıyken de çok sert şeyler yapmaktan hoşlanmazdım. Yazdığım şeyi herkes okuyabilmeli. Fırsat da doğunca, çocuk kitaplarına eğildim.

Kültür-irfan-hikmet insanlarından kimleri seversiniz?

Cemil Meriç. İskender Pala’yı da çok severim. Çok var isimler, eksik olmasın şimdi...

Şafak TavkulKendi gençliğinizle şimdiki gençlik arasında bir fark, temelde bir çatışma nedeni görüyor musunuz? Bu çatışmalarda ana sorun nedir? Ebeveynler yeni olana yetişemiyor mu, bundan mı çıkıyor anlaşmazlıklar?

Ben erken evlendim, 23 yaşındaydım. Babamla kuşak çatışması çok yaşadığım için, çocuğumla o çatışma olmayacak zannederdim. Ama, insan çocuğu olunca şunu anlıyor: Arada 4-5 yaş bile olsaydı, yine de o fark, o çatışma olurdu. Rütbeler o noktada işi belirliyor. Ben baba, o da oğul olduğu sürece o farklılık olacak. Aynı müziği dinleyebiliyoruz ama bakış farklılığı oluyor tabi. Önünüzde deneyimleriniz oluyor. Bir şey olduğunda “yapma, başına şu gelir” diyorsunuz illaki. E o da kendi görmek istiyor sonucu. Ortaçağdaki bir baba-oğulun da farklı olduğunu düşünmüyorum. Bizden öncekiler daha ilkel değiller aslında, her nesil eskiyi temsil ediyor. Geçenlerde Kutadgu Bilig’den bir bölüm okudum. Gençler anlatılıyor. Alın onu, bugün yazılmış gibi düşünün, gençlerden yakınılan şeyler aynı. Ama baksanız, üstünden bak sene geçmiş. Değişen hiçbir şey yok yani..

Besteci yönünüz de var. “İbrahim”le tanıyoruz sizi. Hâlâ zevkle dinlenen bir eser oldu İbrahim.

İbrahim’in çıkışı enteresan oldu. Biz o dönemde Asır Ajans’ta çalışıyorduk. Marş tipi besteler vardı. Ajitasyon içeriyordu bunlar ve hep dinleniyordu. Ama ben sonra şunu fark ettim, adam bunları gündüz dinliyor ama, eve gidince Ahmet Kaya’yı dinliyor. O acayip bir psikoloji. Bunu fark edince düşündüm ve dedim ki, “Bu yapılan marşlar, insanların müzik zevklerine hitap etmiyor. Bunlar, insanların bir araya geldiklerinde, eylem için, toplu olarak söyleyeceği şeyler. Normalde otururken, arabada giderken dinleyebilecekleri şeyler olması gerek” Ama olmalı mı, olmamalı mı, diye tartıştık uzun zaman, çok düşündük. Sonra, o dönemde meşhurdu, bant tiyatroları vardı. Onlara koymak üzere İbrahim’i hazırladık. İnternette yazılanlar genelde yanlış. A. Kadir ve Halet Çelebi’nin şiiridir aslında. İnternette görüyorum, yanlış yazıyorlar. Özdemir Asaf’ın şiirle bir ilgisi yok. İki ayrı şiirdir bu aslında, iki şairin. Onları birleştirdik. Sonra bu parça bant tiyatrosunun içinde bir yerde kullanıldı. Tepkilere baktık, olumlu sözler gelmeye başladı. O “İlk Cemre” kasetinin çalışmasını da yaptık. Ama o dönem izin aldık mesela, olur mu olmaz mı diye. Türk musikisi enstrümanlarıyla olursa olur, diyenler oldu mesela. Ama niyet güzeldi, yaptık, güzel de oldu. İlk Cemre de önemli bir dönemin başlangıcı oldu bence.

Çok güzel işlere imzalarınız var. Biz onları duymaktan, görmekten çok memnunuz. Sohbet için de teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.

 

 

Sümeyye Karaarslan sohbet etti.

Şafak Tavkul röportajının birinci bölümü için tıklayın.

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2011, 17:10
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
hatice hiranur tüfekci
hatice hiranur tüfekci - 8 yıl Önce

Neler neler konuşmuşsunuz maşallah... Ben de İbrahim eseriyle tanıyorum Şafak beyi. Böylesine güzel içerikli bir röportaj onu yakından tanımama vesile oldu. Allah razı olsun Sümeyye Hanım...

banner8

banner20