1500 konuğu radyoda ağırladı!

Saniye Öztürk Hanım'la radyoculuğunu konuştuk. Başka şeyler de sorduk.

1500 konuğu radyoda ağırladı!

Kısa süreli bir öğretmenlik hayatından sonra kendini mikrofon başında bulan Saniye Öztürk, Akra FM’de 7 yıl süren aile içerikli “Gelincik” programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. Geniş bir dinleyici kitlesi olan ve fan kulübü bile oluşan Saniye Öztürk, daha sonra Üsküdar ve Radyo 7’de program yapmaya devam etti. Öztürk, yaklaşık 3 yıldır Burç FM’de her gün 11.05- 12.00 arasında yine aile içerikli “Bezm-i Cihan” adlı programı yapıyor. Öztürk’ün, Gelincik Sofrası ve Mikrofonu Açıyorum adlı iki kitabı ve kendi sesinden okuduğu “Gelincik” adlı bir şiir kaseti var.

Saniye Öztürk
(+)

Hem anne, hem eş ve hem de radyo programcılığı. Ha, bu arada araya bir de kitap sıkıştırdınız; hatta bir değil birkaç kitap. Zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Büyük şehirlerde birçok zaman hırsızı var. Esas mücadelem bu hırsızlarla vakit harcamakla geçiyor. Anne olmak hem çok güzel hem de çok zor bir iş. Anne şefkatiyle, merhametiyle, muhabbetiyle, ailenize zaman ayırırken, hayatın acımasız gerçekliği manevi duygu ve düşünceleri ister istemez etkiliyor ve aile içindeki iletişim haliyle maddi imkânlarla ölçülür hale geliyor. Ev ile iş arasında geçen mesaide eğer niyetiniz ve düşünceniz sadece para kazanmak ve kazandığınızı harcamak olursa mesele yok. Ancak ideal ve düşünceleriniz varsa, bu âlemde bulunmanızın sebebi imtihana bağlıysa, işte işiniz o zaman çok zorlaşıyor. Dengeleri tutturabilmek için ciddi bir beyin fırtınası ile yaşamanız gerekiyor. Ve sanki her şey yarım kalıyor. Hiçbir şeyi tam anlamıyla, derinlemesine yaşayamadığınızı hissediyorsunuz.

Ve kitaplar çıktı piyasaya…

Evet, bütün bu uğraşılar arasında iki kitap çıkartabildim. Birisi bütün Türkiye’den ve özellikle kırsal kesimden yöresel yemeklerin isimleri, hikâyeleri ve yapılış şekillerini içeren ve özellikle ekonomik olabilecek yemeklerden oluşan Gelincik Sofrası’nı hazırladım. Bir de Türkiye’de özel radyoculuk alanında ilk hanım program yapımcılardanım. Hatta “kadın sesi haram mıdır, helal midir” tartışmalarının odağındaydım. Başkaları tartışırken biz işimizi yaptık. O gün “kadın sesi haramdır” diyenler bir müddet sonra kendi yayın kuruluşlarında bırakın kadın sesini bir tarafa, örtülü hanımları bile çalıştırmaktan kaçındılar. Reklam ve para uğruna pek çok değerlerini ayaklar altına aldılar. Nedense Türkiye’de din ve dinî anlayış, sadece tesettürlü hanımlar için geçerli oluyor ve bunu da beyler tarif ediyor ve yönlendiriyor. Ama iş maddi boyuta dayanınca bütün değerler ayaklar altına alınabiliyor.

Gelincik Sofrası
(+)

İşte bu ve benzeri olayları içeren Mikrofonu Açıyorum adıyla bir kitap hazırladım. Ve bir nevi özel radyoculuğun tarihi sayılan bu eser de o günlerin en cesur çıkışlarından biriydi. Çünkü değişen Türkiye’nin ilk görüntüleri bu kitapta yer aldı.

Kaç yıldır radyo yayıncılığı yapıyorsunuz ve şu ana kadar hatırlayabildiğiniz kadarıyla veya sayısı varsa kaç kişi ile görüşmeler yaptınız, röportajlar yaptınız ya da radyoya konuk olarak çağırdınız?

Özel radyoculuğun başlangıç yılı sayılan 1993 yılından beri radyo mikrofonlarındayım. Çeşitli özel radyolarda programlar hazırlayıp sunma imkânı buldum. Şimdi ise Türkiye’nin kültür radyosu Burç FM’de altı yıldır, “Bezm-i Cihan” adıyla program hazırlayıp sunmaktayım. Şimdiye kadar kaç kişiyi stüdyolara konuk ettiğimi bilmiyorum. Böyle bir soru geleceğini bilseydim bir çizelgesini tutardım ama bunu bir eksiklik olarak kabul ediyorum. Demek soruları her zaman biz sormuyoruz, bazen böyle hiç beklemediğimiz sorular da çıkıyor.

Yalnız şunu söyleyebilirim. Ayda 20-25 farklı ismi konuk alıyorum. Haftanın beş günü stüdyomuzda çeşitli konularda misafirler ağırlıyoruz. Siyaset dışında Türkiye’nin bütün meselelerini konuşuyoruz.

Ünlü konuklar arasında kimleri ağırladınız siyaset, ekonomi sanat vb. alanlar? İsim verebilir misiniz?

Ünlü konuklardan ziyade işinin ehli insanları konuk ediyoruz. Biz programlarımızda önce konuyu belirliyoruz. Türkiye’nin gündemine veya radyo dinleyenlerin ufkuna hangi konularla ilgili mesaj gönderelim veya hangi konuları paylaşalım diye araştırma yapıyoruz. Konuyu belirledikten sonra bu konunun uzmanını arıyoruz. Konuyu ve konuya hâkim uzmanı bulduğumuzda davet ediyoruz. Ünlüleri konuşturup reyting elde etmek yerine, bilgi paylaşımından yana olduğumuz için ünden ziyade tecrübeye ve emeğe yer veriyoruz. Türkiye’nin kültür hayatına özgün, nitelikli ve çok sesli bir mikrofonla katılıyoruz.

Gençlere dönük çalışmalarınız var mı ya da projeleriniz nelerdir? Gençlerin acil enerjiye ve motivasyona ihtiyaçları var. Sizce bunu nasıl yapmalıyız, nasıl vermeliyiz?

Türkiye’de acilen gündeme alınması ve ilgilenilmesi gereken meselelerden birisi gençliktir. Maalesef bu mesele ihtiyaç sıralamasında çok gerilerde yer alıyor. Televizyonlar, radyolar, gazeteler, gençleri bir adım ileri taşımak yerine geri götürmekle meşguller.Saniye Öztürk

Gençleri üretimden ziyade tüketime sevk eden bir anlayış söz konusu. Oysa insanoğlu üretmek için var edilmiştir. Üretmesini bilmeyenler tüketime hizmet ederler. Tüketim hırsı ve aceleciliği, hemen her şeye sahip olma hızı neredeyse ses hızıyla yarışmakta. Evlerde, sokakta, okullarda, çalışan kesimde gençlik dimağlarına uygun, fıtratlarına uygun, yaş ve tecrübelerine uygun bir sistemle eğitilmiyorlar.

Sizin gençler üzerindeki tespitiniz nedir?

Çalışmadan kazanma arzusu pek çok gençlik kesiminin en büyük arzusu. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir anlayış yok. Bu konuda en büyük darbeyi televizyon dizileri, reklamlar ve müzik kanalları aşılıyor. Dizilerde, müzik kanallarında gösterilen lüks hayatlar gençlerin bilinçaltına öyle yerleşiyor ki, “Ben de böyle bir hayata kavuşmalıyım” mesajını yüklüyor. Oysa ortada öyle bir hayat yok. Üretmeden, kazanmadan böyle bir hayata nasıl kavuşacağını bile düşünmeden “sadece benim de olmalı” mantığıyla hareket, gençleri yanlış yollara ve yanlış işlere sevk etmekte. Şikayet etmek kolay, bunların çözümü nedir diye bir soru gelebilir.

Peki, gençlere ne verebiliriz? Ya da vermeliyiz?

Evet, gençlere verebileceğimiz en büyük sermaye öncelikle “şefkat”tir. Çocuklarımız şefkat ve merhametten yoksun yaşıyorlar. Hemen yine itiraz gelebilir: “Olur mu, anne ve babalar çocuklarını severler, şefkat beslerler, merhamet duyarlar.” İşte bütün mesele burada.

Eğer hakikaten şefkat ve merhamet verebilsek, yukarıda yaptığımız şikayetlerin hiç birisi gerçekleşmez. Bizim sunduğumuz şefkat ve merhamet günü kurtarmaya dönük; ve bir an önce üzerimizden sorumluluk gitsin diye istemediğimiz bir misafire zorunlu hoşgörü gösterir gibi davranmaktayız. Günümüz anne ve babaları maalesef dünyalık işlerine ayırdıkları zamanı çocuklarına ayırmıyorlar. Onların da zamanı yok, onların da işleri bir türlü bitmiyor.

Mezarlıklara baktığımızda görürüz ki, tüm mezarlıklar işleri bitmemiş insanlarla doludur. Her birinin işi vardı, gücü vardı, daha yapacak çok işleri vardı ama her biri zamanı geldikçe gitti. Bizler de gideceğiz. Gitmeden geride bırakacağımız insan sermayemize özen ve önem vermeliyiz.

Saniye Öztürk
(+)

Radyoyu dinlemeyi seviyoruz ama neden sizce radyoculuk yeterince büyümedi ya da Türkiye'de istenilen seviyede ve etkide değil? (Hemen hemen tüm radyoların ortak sıkıntısı reklam veya sponsor.) Halbuki kaliteli programlar var.

Efendim bizim toplumumuzda “sohbet kültürü” önemli bir yer tutar. Bunun en güzel yapıldığı yerlerden biri de radyolardır. Elbette televizyonun ülkemize girmesiyle, radyo önemini yitirdi. Televizyon hem görsel hem de söz olarak insanlara hitap ettiği için radyo sadece seste kaldı. Oysa televizyonun yaptığı tahribatı radyo yapmıyor. Aslında bugün radyo dinleniyor. Kültürel yayınlara ağırlık veren radyoları dinleyen bilinçli bir kesim var.

Gönül ister ki, toplumun her kesimi televizyonlardan çok radyolardan yararlanabilsinler ama maalesef günümüz insanının ihtiyaç sıralamasında, kitap okuma, bilgilenme, gazete, dergi ve konferans, seminer gibi programlar en son sıralarda yer alıyor. Biz program içeriklerimizde bu sıralamanın öne çekilmesi için gayret ediyoruz. Bu gayretlerimiz semeresini veriyor. Programlara gelen teşekkür, tebrik ve eleştirilerden bunu anlamak mümkün.

Ülkemizde reklam pastası televizyon ve gazeteler tarafından paylaşılmakta. Radyolara ise bu pastanın çok küçük bir kısmı kalıyor. Yine bu küçük kısmı da müzik radyoları ve geyik yapan radyolar alınca, kültürel yayın politikasını ısrarla sürdürmek isteyen radyolara doğrusu pek bir şey kalmıyor.

Sizden kitap listesi istesek veya hangi kitaplar masanın üzerinde durmakta?

İşim gereği pek çok kitap elimin altında. Bir de bunlara okumak istediklerimi ilave ederseniz, hangi birini saymalıyım ki... Evet, bugünlerde Tuğrul İnançer’in Dinle Neyden’i, Reşit Haylamaz’ın Efendimiz kitabı, Nurettin Topçu’nun hayatının ve eserlerinin tanıtıldığı kitap, Hekimoğlu İsmail’in Akıl Ve Gerçek’i, Vahap Akbaş’ın Mehmet Akif’i anlattığı eser elimin altında…

 

Fahri Sarrafoğlu konuştu

Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2010, 15:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26