15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri Bu Kitapta Toplandı

Okçular Tepesi & 15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri kitabında, bu ve bunun gibi o gece yaşanmış, saf akıl ile anlam veremeyeceğimiz, 64 kahramanın hikâyesi tarihe kayıt düşmek adına yayınlandı. Kitabın editörlerinden Gülcan Tezcan, kitabın hazırlık aşamasına ve sonrasına dair Seda Şennik Ateş'in sorularını cevapladı.

15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri Bu Kitapta Toplandı

Tankın önüne yatacak cesareti, kafasına dayanan silaha rağmen eli cebinde askerin gözünün içine bakan vakur duruşu, yüzlerce insanı geride bırakıp elinde yalnızca telefonu ile 4-5 silahlı korkağa kafa tutan sağlamlığı kalplere yerleştiren “bir el” vardı muhakkak o gece... İman gücü denilen şeyi elle tutup gözle görecek kadar şahit tutulduk bizler de...  Şehit Vedat Barçeğci mesela komşularla ne yapsak, nereye gitsek, neler oluyor diye konuşurken, daha selam dahi vermeden gözlerimizin önünden onu çağırana koşar adım gitti...

Okçular Tepesi & 15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri kitabında, bu ve bunun gibi o gece yaşanmış, saf akıl ile anlam veremeyeceğimiz, 64 kahramanın hikâyesi tarihe kayıt düşmek adına yayınlandı. Kitabın editörlerinden Gülcan Tezcan ile kitabın hazırlık aşamasını ve sonrasını konuştuk.

Çok hızlı refleks göstererek tarihe geçecek olayların yaşandığı hikâyeleri bir kitapta toplayarak yayına hazırladınız. Ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?

15 Temmuz hepimizin hayatını derinden etkileyen bir olaydı. Gelip geçecek bir mesele değildi. Tabi ki bunun bir an evvel kayda geçilmesi, belgelenmesi gerekiyordu.

Bu meslekte olan arkadaşlarımız çalışmalara başlamıştı. O gece fotoğraflar çekilmiş, video kayıtları alınmış, belge çalışmaları yapılmıştı. Ama tabi işin manevi ve duygusal tarafı da var; biz biraz meselenin o yönünü harekete geçirmek istedik. “Okçular Tepesi” ismi de oradan geliyor zaten... Sayın Cumhurbaşkanımızın “Okçular Tepesini yalnız bırakmayın!” ikazıyla ve bizim İslam tarihinde önemli bir yeri olan Okçular Tepesi’nden de yola çıkarak hazırladık. Bu bizim nöbetini tutmamız gereken bir hikâyeydi. Hem o geceyi yaşayan, hem o gece gazi olan arkadaşlarımızla ortak bir çalışma yapalım istedik. Böylelikle kitap ortaya çıktı.

Tepkilere de neden oldu sanırım çok hızlı ortaya çıkmış olmasından dolayı… Nedeni neydi tepkilerin?

Evet, yayıncılık piyasası ticari bakar işe, hızlıca bir şeyler ortaya dökülür ki vardı da, “Ebabil Kuşları” diye bir kitap çıkmıştı sanırım bir iki hafta sonra. Bu kitabın hazırlığı bir buçuk ay kadar sürdü. Üç editör çalıştık. Elimizde bir yol haritası vardı. 100 tane videomuz vardı. O gecenin seyrini anlatan haber olarak internete düşmüş görüntüler vardı, konu başlıkları vardı. Biz o konu başlıklarını yazar arkadaşlarımıza ilettik, hangisini yazmak isterlerse, hangisine şahitlik etmişlerse, hangisini kendilerine daha yakın hissediyorlarsa onu yazmalarını rica ettik. Dolayısıyla üç editör olduğumuzdan hikâyeleri derleyip toparlamak kolay oldu. Evet, yoğun bir mesai sarf ettik; özellikle de resimleri yapan Reza Hemmatirad gece gündüz çalıştı. Herkes bir hikâye yazdı ama o, 64 hikâyeyi resimledi. Hakikaten kendimizi zorladık.

Evet, acele ettik, çünkü duyguların sıcaklığı zaman içerisinde değişebiliyor. Biz de birbirimize anlatırken o gece anlattığımız yoğunlukla ilk haftaki, 3 ay sonraki, 6 ay sonraki heyecanımız, maneviyatımız, kalbimizin atışı, duygularımız değişebiliyor. Ama o an, o gece bize değen neydi, kahramanlarımızı düşünürken bize bıraktıkları neydi?

Bir de çok çabuk unutuyoruz. Çok çabuk normale döndük ki, olağan üstü hal yaşıyoruz ama hiç bir şey olmamış gibi yaşıyoruz. 15 Temmuz olmamış gibi yaşıyoruz. Çok ciddi bir dönemeç atlattık, ülkemiz işgalin eşiğinden döndü, biz ikinci bir milli mücadele sınavı verdik. Dolayısıyla bunun hatırda kalması, özellikle de gençlere anlatılması ve kayıt altına alınması gerekiyordu.

Kitap çıktı ve geçen haftalarda lansmanı yapıldı. Çok kişiye de ulaştı; görüyoruz, sosyal medyadan güzel tepkiler de var. Peki, tepkiler şimdi nasıl?

Genelde olumlu... Tabi ki insanlar temkinli bakıyorlar, başka bir niyet mi var diyorlar ama hayır, herkesin niyetinin halis olduğundan eminim; hepsi tanıdığım, sevdiğim, kalem oynatan insanlar… Hepsi o geceyi yaşamış olanlar; gazilerimiz var yazanlar arasında. Söylediğim anda “ben mutlaka bu kitapta olmalıyım” diyen insanlar. Tabi ki edebi yanı olan kitaplar çıkacaktır; edebiyatçılar bunun romanını yazsınlar, hikâyesini yazsınlar. Biz öyküleme yaptık. Yaşanmış olayları öyküledik. Biz burada daha çok tarihe kayıt düşmek istedik.

Çanakkale gazilerinin, şehitlerinin, İstiklal savaşı gazilerinin hikâyeleri ile büyüdük. Mehmet Akif’in şiirleri ile büyüdük. O şuur bize nasıl aktarıldıysa artık...  15 Temmuz da gerçekten ilahi bir elin dokunduğu geceydi; biz bunu satırlara döktük.

Hikâyelerin hepsini okudunuz, hepsi üzerinde çalıştınız. Ortak his ne sizce hikâyelerde?

Ortak his bir diriliş ruhu gerçekten ki kendimizden bunu beklemezdik belki de, çünkü bir şeyleri yitirdiğimizi düşünüyorduk. Ama öyle olmadığını görmüş olduk.

Evet, maalesef son zamanlarda çok kullandığımız benzetmeler vardı; “klavye Müslümanları”, “klavye mücahitleri” gibi… Ama o gece utandırdılar bizi; şehitlerimizin çoğu 25- 35 yaş aralığında...

Çünkü bu bizim genetik kodlarımızda var. Ruhumuzda dedelerimizden, ninelerimizden gelen ne varsa aslında o çekirdeğimizde duruyor. Ve böyle bir günde de ortaya çıktığını görüyoruz çünkü dediğim gibi biz bu hikâyelerle büyüdük.

Günlerce televizyona kilitlendik; sayısız olaya, sayısız hikâyeye şahitlik ettik. Kimisini unuttuk, kimisini izlemeye yüreğimiz dayanmadı, gözlerimizi kapadık. Kimi bir kaç kareydi, aktı geçti gözümüzün önünden. Ama siz 64 hikâyeyi an be an yaşadınız. Hazırlık sürecindeki bir ayınızı bu anlamda merak ediyorum.

Çok yıpratıcı bir süreçti. Yani zaten çok yakın arkadaşım Mustafa Canbaz var şehitlerimiz arasında. O gece oğlunun paylaşımlarından öğrendim başına gelenleri; günlerce öldüğüne inanamadım. O kadar yakınınızdaki birine değince daha da başka oluyor insan. Perişan etti bizi... Hikâyeleri dinledikçe, okudukça, izledikçe kahroldum. Benim yazdığıyım hikâyelerden biri mesela “Ölme oğlum” isimli hikâyedeki delikanlı...

FETÖ’nün okullarında okumuş, yalnızca başarılı olabilmek için… Sonra bir şekilde şahit oluyor onların durumlarına; ailesini de uyarıyor ve kendi de uzaklaşıyor. Sıyrılıyor yani bir şekilde ama o gece şehit oluyor. O kadar acı ki... Bizim aile fertlerimiz değilken kalbimiz sızlıyor. Allah ailelerine sabır versin.

Ömer Halisdemir’in ailesini ziyarete gittik mesela; insan hakikaten söyleyecek söz bulamıyor. Allah onlardan ebeden razı olsun. Zaman geçtikçe daha da çok canımızın acıdığını hissediyorum.

Bunu da merak ediyorum; bu yazılan hikâyeler bugün yazılmaya başlansaydı içerik nasıl değişirdi? Aradaki fark nasıl olurdu?

O sıcaklıkla içinizdekini dökmek istiyorsunuz, paylaşmak istiyorsunuz. Ama ben şimdi belgeselleri izlerken ağlamadan izleyemiyorum. Bir şekilde görev bilinci ile yaparken evet kalbiniz kanıyor bir yandan ama onu susturup yapıyorsun. O borcu ödemeye çalışıyorsun.

Bana o metinler, öfke ile bir çırpıda söylenmiş, şimdi yazılsa daha duygusal, daha sert bir dile sahip olacakmış gibi geliyor. Kitapta benim yazdığım metin için de böyle hissediyorum; söyleyemediğim çok şey var. Öfkemden söyleyemedim, öfkem düşünmeme mani oldu.

Dediğim gibi o ilk sıcaklığın yansımasını istedik. Benim ilk haftalarda dinlediğim bir hikaye vardı; sonralarda duyduğumda başka şeyler hissettirdi, şimdi ise bambaşka… Geçen her gün ayrı duyguyu harekete geçiriyor. Biz ilk duyguları, ilk öfkeyi o ilk sıcaklığı yansıtmak istedik. Kitabın hızla hazırlık sürecine girmesindeki sebeplerden biri de bu…

Çok teşekkür ediyorum hem vakit ayırdığınız hem de tarihe düştüğünüz bu önemli not için...

Ben de kitaba kelimelerini, gözyaşlarını emanet eden ve 15 Temmuz ruhunu iliklerine kadar hisseden tüm yazarlarımıza teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca kitabımızdaki hikâyeleri resimleyen Reza Hemmatirad’a, kitabın yayınlanmasına vesile olan Erdem Yayınları’na ve Okçular Vakfı’na özellikle teşekkür ediyorum.

Okçular Tepesi & 15 Temmuz Kahramanlarının Hikâyeleri, Erdem Yayınları.

 

Röportaj: Seda Şennik Ateş

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2016, 10:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26