Sömürgeci zihniyetin en cesur hamlesi: “Hedefteki Osmanlı-100 Yıllık Komplo”

Selim Atalay, Hedefteki Osmanlı: 100 Yıllık Komplo'yla geçmeyen bir yarayı tüm yönleriyle ele alıyor. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti'nin savaşa girişi ve devamında gelişen olaylar ve en önemlisi günümüze etkileri beyin fırtınası eşliğinde hiç sıkmadan veriliyor. Hepimizin çok iyi bildiğimizi düşündüğümüz bu konular farklı bakış açıları ve ince detaylarla anlatılıyor. Okudukça hayıflandığımız ve her defasında "keşke" dediğimiz o kadar çok olayla karşılaşıyoruz ki herhalde tarihi baştan yazacak olsak Avusturya Veliaht Prensi Ferdinand ve eşinin arabasını Joseph sokağına döndürmez ve Sırp katil Princip'in menziline sokmazdık. O gün o suikast olmasa, daha sonra adlarını Yavuz ve Midilli olarak değiştireceğimiz Goeben ve Breslau isimli gemiler, Akdeniz'de İngiliz filosunun "beceriksizliği"nden faydalanıp Çanakkale'ye ulaşamasa bir şeyler farklı olur muydu diye düşünmeden edemiyor insan. Ancak ortada bir de Sykes-Picot gerçeği var. Bazen olacaklardan kaçmak imkânsız hâle gelir.

Birinci Dünya Savaşı'nın bir paylaşım savaşı olduğunu biliyoruz. Batı, haddinden fazla geniş ve değerli topraklar üzerinde varlığını sürdüren Osmanlı Devleti'nin etkinliğini bir şekilde yok etmeyi kafasına koymuştu. Osmanlı özelinde “Türk ve Müslüman dünya” da dersek yanlış bir ifade kullanmış olmayız. Selim Atalay, bırakın Osmanlı’nın geniş topraklarını Anadolu topraklarının dahi Türklere ve Müslümanlara bırakılmasının planda yer almadığını söylüyor. Yani bu topraklar eğer başarabilselerdi çoktan sahiplerine verilmiş olacaktı. Bu anlamda Kurtuluş Savaşı'nın önemini tekrar kavramak gerekiyor. Petrolün öneminin anlaşılmasıyla paylaşım savaşının da seyri değişti. Çöllük ve "verimsiz" topraklarda bulunan zengin petrol sahaları soluk tenli, uzun bacaklı adamların ilgisine mazhar oluyordu. Onları oralara atacak bir rüzgâr ise muhakkak esiyordu.

Kitap, Osmanlı’nın daha büyük savaş başlamadan paylaşılma planlarının yapıldığını söylüyor. Balkan Savaşları sonrasında bu planların kimileri gizli anlaşmalarla uygulama safhasına geçmiştir. Paylaşım planlarıyla ilgili bilgiler tarihlerle ve taraf devletlerle beraber verilmektedir. Paylaşım; şekil bakımından oldukça inciticidir. Birbirlerine toprak bağışlamalar, hadsiz talepler ve bunların Osmanlı’nın gıyabında yapılıyor oluşu sömürgeci ruhlu devletlerin yüzsüzlüğünü göstermesi bakımından önemlidir.

Ara ara verilen bilgi notları kitabın heyecanına heyecan katmış. Bu notlardan birinde Rus çarlık ailesinin yani Romanovların yönetim süreciyle ilgili bilgiler veriliyor. On yedinci yüzyılda başlayan ve Osmanlı’yla mücadele ede ede genişleyen, Balkan, Orta Doğu, Afrika vizyonu geliştiren bu ailenin sonu yine Osmanlı vasıtasıyla olmuştur. Çanakkale'de geçilemeyen boğazlar çarlıkla ortaklarının bağlantısının kesilmesine yol açmış ve Bolşevik İhtilali söz konusu olmuştur. Üç yüz yıllık hâkimiyet böylece son bulmuş ve tarihe karışmıştır. Bu noktada Çanakkale'de kazanılan zaferin sadece Türk tarihini değil dünya tarihini şekillendirdiğini de söyleyebiliriz.

İngilizlerin Çanakkale cephesine Yunanistan'ı dâhil etmek istemesi, Rusya'nın buna karşı çıkışı, İstanbul üzerindeki hak iddiasının bir sonucudur. Selim Atalay, bu kısmı çok güzel izah ediyor ve yine bir beyin fırtınasıyla başka ihtimalleri gündeme getiriyor. Gerçekten kitaptaki beyin fırtınaları bazen "keşke"lerle birleşse de yeni ufuklar açıyor.

Bir başka beyin fırtınası da Osmanlı’nın büyük savaştaki konumuyla ilgilidir. Ağustos 1914'ün başında Osmanlı-Rus ittifak görüşmelerinin sonuçsuz kalması Osmanlı’nın bir şekilde Alman tarafına itilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu da İngiltere'nin kolay harcayabileceği Yunan askeri üzerinden kurduğu Boğazlar ve İstanbul emeliyle tarihin akışını değiştirecek gelişmelerin önüne geçmiştir. Rusya, eğer bu ittifakı kabul etseydi Osmanlı’nın Balkanlardaki sınırları makul düzeltmelerle yeniden kabul edilebilir bir genişliğe ulaşacak, Ege adaları geri alınacak ve muhtemelen Bolşevik İhtilali gerçekleşmeyecekti. Kitapta Osmanlı-Rus görüşmeleri tarihleriyle verilmiştir. Dediğimiz gibi bu görüşmelerin akim kalması, Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini ve doğal olarak tarihin seyrini değiştirmiştir.

Tarihimizin önemli olaylarından biri de Arap İsyanı’dır. Araplara isyan fikri zerk edilirken Hint Müslümanları’nın itaati devam etmeliydi. İşte İngilizler bıçak sırtı bu durumu nasıl yönetmeleri gerektiğine dair epey kafa yormuşlar ve kısa vadede hedeflerine ulaşmışlardır. İngiltere’nin ihtisas sahibi olduğu konunun sömürgecilik, ayaklandırma, kışkırtma, maşa olarak kullanma gibi konular olduğunu dikkate aldığımızda bu meseleyi de bir şekilde halletmelerine şaşırmayız. Selim Atalay, isyan hususunu da etraflı bir şekilde izah ediyor. Özellikle Mekke Emiri Hüseyin'e verilen vaatler ve zaten isyana teşne olan bu kişinin faaliyetleri dikkat çekicidir.

Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerinin ve özellikle İngiltere ve Fransa’nın kendi çizdikleri harita ve sınırlar üzerinde yaptıkları bazen kavgalı, bazen “eğlenceli” müzakereler, Osmanlı’nın gıyabında yapılan paylaşım savaşının tezahürüdür. Araya girmek isteyen İtalya, “Avrupa’yı Almanca konuşmaktan kurtaran” ABD ve şımarık çocuk Yunanistan da bu sofrada oturmaktadır. Rusya ise yeni rejim ve yeni yönetimiyle bu paylaşımın dışında kalmıştır. Çanakkale Savaşı, ikmal yolları kapanan Rusya’da Bolşeviklerin önünü açmış, Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı galipleri sofrasında oturup parça koparmasına engel olmuştur. On dokuzuncu yüzyılda kullanılmaya başlayan petrol, yirminci yüzyılın olmazsa olmazı haline geliyor ve ülkeler onu elde edebilmek için kan dökmeye razı oluyordu. İngiltere’nin Osmanlı toprakları üzerindeki planları da petrol etrafında şekilleniyor gerek toprak sahibiyle gerekse de olası ortaklarla verilen kavganın şiddetini yine petrol belirliyordu.

Kitabın önemli bir özelliği yalnızca yabancı kaynak kullanılarak yazılmış olması. Bununla beraber bu kaynaklar meselelerin onlar açısından nasıl değerlendirildiğini anlamak ve Kurtuluş Savaşı’yla hangi güçleri ve piyonlarını alt ettiğimizi göstermesi bakımından önemlidir. 

Turkuvaz Kitap’tan çıkan Hedefteki Osmanlı: 100 Yıllık Komplo, günümüzde yaşadığımız neredeyse her sorunun temelini teşkil eden Birinci Dünya Savaşı’nı ve ona giden yolu anlatıyor. Selim Atalay, Osmanlı Devleti toprakları üzerinde gerçekleştirilen pay kapma mücadelesini ve etkileri günümüze kadar devam eden düzen koyucuların hâlâ bitiremedikleri paylaşım savaşını akıcı bir dil ve üslupla izah ediyor.

YORUM EKLE

banner19

banner26