Somuncu Baba ve Hulûsî Efendi’nin inşa ettiği Darende

                                                                              

Türküde söylendiği gibi Malatya eşi bulunmaz diyarlarımızdan biridir. Mâziden âtîye köprü olan Malatya, tarihin yaşlı; fakat bir o kadar da zinde çocuğudur. Beydağı eteklerinde koca bir tarih saklıdır. Bu şehirde efsanelerle hakikatler kucak kucağadır. Hayalle hakikatin sarmaş dolaş olduğu bu şehir, tarihin kadim sayfalarındaki haklı yerini çoktan almıştır.

Her mevsim güzeldir bu topraklar. Fakat bahar gelince bir başka güzel olur kayısılara mesken olan şirin Malatya. Ovaya yayılmış kayısı bahçelerindeki ağaçlar bembeyaz gelinliklerini giyerek gözlere ve gönüllere bayram ettirirler. Etrafa yayılan nefis koku, bizi adeta mest eyler. Malatya bu özel günlerde taze bir gelini andırır; düşlerimize mihman olur.

Yiğitlerin piri ve yâreni Battal Gazi’nin izlerini takip ettiğimiz bu Selçuklu şehrinde her şey bizlerden, bizi “biz” yapan değerlerden izler taşır. Burası hayallerle hakikatlerin at başı gittiği diyardır. Her zaman dik, diri ve iri durmuştur bu şehir. En müşkül zamanlarda bile dostunu üzmemiş, düşmanını sevindirmemiştir. Başta Yeni Cami olmak üzere kentin semalarını süsleyen camiler, günde beş vakit Hakk’ı ve mutlak hakikati hatırlatır bizlere.

Dünden yarına akan kutlu bir nehir olan Malatya, gönlümüzün pervazlarına konan ak kanatlı ürkek bir güvercin gibidir. Barış ve dostluk, onun gönül lügatinde büyük harflerle, üstelik altı çizili ve italik yazılmıştır. Kimsesizliğimize en sıcak sığınaktır bu tarih kokan Anadolu şehri... Ömrümüzün bakiyesidir. Kaybettiklerimize tesellidir. Ağıtlarımızda yürekleri tarumar eden yanık bir ezgidir. Beydağlarının Bey’idir. Doyumsuz hayallerin meskenidir.

Uçsuz bucaksız kayısı bahçelerinde dökülen alın teridir, Malatya. Baharların en güzelidir. Tarihin belleği ve zamanın kuytusudur. Devleşen bir mazinin bugüne düşen iri gölgesidir. Maviyle yeşilin raks ettiği huzur beldesidir. Çocukluğumda ninemin söylediği bir ninninin unutulmaz tınısıdır.  Hasret yüklü bir Arguvan türküsünün kıvrak nakaratıdır.

Tohma Çayı ve heybetli kanyonlar…

Tohma Çayı, Malatya’nın doğu sınırını oluşturan Fırat Nehri’nden sonra, şehrin en büyük akarsuyudur. Bu berrak çayın uzunluğu 52 km’nin üzerindedir. İki koldan oluşan coşkulu Tohma, geçtiği topraklara hayat verir. Tohma Çayı’nın gürül gürül aktığı topraklarda gezinmek, ruhunuzu alabildiğine rahatlatır. Suyun ruhları dinlendiren doyumsuz sesi, sanki ahenkli bir melodiyi andırır. Bu çayın Darende’den geçerken meydana getirdiği heybetli kanyon, seyredenleri hayretlere düşürür. Tohma Çayı’nı çevreleyen görkemli ve gizemli kayalıklar, seyredenleri tefekküre çağırır. O soluksuz demlerde kendinizi rengârenk bir rüyada sanırsınız. Rabbiniz’e daha da yakınlaşırsınız. Gönül gözünüz, eşyanın ötesini anlamlandırır.

Darende’nin kışı da, baharı da, yazı da güzeldir. Mert insanların nabzının attığı coğrafyadır burası. İrşat gülleri yetişir gönül bahçelerinde. Yürekler sonsuzluğa açılır boylu boyunca. Kanyonların heybeti ve dik duruşu, burada yaşayan insanların karakterine yansımıştır. Tohma Çayı’nın duru ve berrak suları sanki Allah’ın yüce adını zikrederek sonsuza akar durur. Bu akış, Fuzuli’nin Su Kasidesi’nde belirttiği gibi sanki Resul-i Ekrem Efendimiz’e ulaşma arzusuna matuftur.  Tabiat burada sanki tefekkür için ziynetlendirilmiştir.

Darende’nin rayihası Beydağları'na varır

Malatya deyince onca büyük ilçe içerisinde diğerlerine nazaran daha küçük olmasına rağmen ilk olarak Darende gelir akıllara. Zira Darende’yi farklı kılan şahsına münhasır özellikler vardır. Darende, Malatya’nın uzağına düşse de maneviyat güllerinin doyumsuz rayihası Beydağı eteklerine kadar erişir. Bu iklimden esen meltemler, içimizdeki sevgi ve merhamet ateşini tutuşturur. Zira bu küçük şehirde her şey Hakk’ı ve hakikati hatırlatır seyreden gözlere. Gönüller, bu iklimde huzura kavuşur. Burada nefretin esamisi okunmaz.

Darende barışın, dostluğun ve samimiyetin adıdır gönül lügatlerimizde. Huzur harmanlanır Tohma Çayı’nın bereketli topraklarında. Nefes olur maneviyat soluğundan mahrum ciğerlere. Geçmişle gelecek uyum içindedir bu kutlu coğrafyada. Hakikat tomurcukları taze baharların müjdecisidir. Burada her şey tevhidin altın kapısına götürür bizi.

Malatya’nın batısına düşen Darende; Hititler, Asurlular, Persler ve Romalılar’dan kadim izler taşır. Her iki yanı dağlarla çevrili olan şirin Darende, insana huzur ve sükûn veren emsalsiz bir atmosfere sahiptir. Şehrengizler âciz kalır bu güzel toprakları vasfetmekte.

Geçmişte “Timelkia, Tiranda, Tiryandafil ve Derindere” adlarıyla anılan Darende, bir evliyalar kentidir. Allah dostları, bu toprakların gizeminden ilham almıştır. Yedi bin yıllık bir tarihî geçmişi vardır bu kadim şehrin. Zengibar Kalesi, Hüseyin Paşa Hamamı, Eski Çarşı (Bedesten), Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) Camii ve Külliyesi, Abdurrahman Erzincanî Camii, Seyyid Abdurrahman Gazi Camii, Maşat Tepe Tümülüsü, Hasan Gazi Şehitlik Anıtı, Balaban Evleri, Kudret Hamamı bu şehri farklı ve özel kılan müstesna mekânlardır.

Gönülleri okşayan bir dünya cennetidir Darende

Bir dünya cenneti olan Darende, ruhlara huzur ve sükûn bahşeder. Burada “su” ilk fark ettiğiniz nesnedir. Su medeniyeti, farkını fark ettirir. Suyun, ruhları dinlendiren sesi size huzurun adresini de gösterir. Suyun da bir dili olduğunu burada fark edersiniz. Köpüklerin beyazına karışır gider yarınlara dair hayalleriniz. Büyük şehirden uzakta, tabiatın ortasında oluşunuza şükredersiniz. Darende’nin manevî havası, mıknatısın demiri çektiği gibi, kendine çeker sizi. Nihayetinde tabiatın sizi Hakk’a ve hakikate götürdüğünü fark edersiniz. Darende’yi yaşanır kılan Tohma’nın naz ve cilveleri bitip tükenmez sanki. Fakat hiç de bıkmazsınız bu durumdan. Tohma’nın kenarında içilen tavşankanı çaylar, sohbeti koyulaştırır.

Darende, ağırbaşlı bir beyefendi gibidir. Sükûtu haykırıştır. Çılgınlık ve taşkınlık onun lügatinde var olmayan kelimelerdir. Saklı Bahçe’de sonsuzluğun kavşağında bulursunuz kendinizi. Burada gördükleriniz, müzayedede paha biçilemeyen bir tabloyu andırır.

Darende, Malatya’nın gönül göklerinde geceyi aydınlatan ayın on dördü gibidir. Buz tutmuş zemherilerde içimizi ısıtan güneş misalidir. Boş gidenler dolu döner buradan. Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri, nam-ı diğer Somuncu Baba’nın maneviyatından beslenirsiniz doyasıya. Fakat coşkun pınarın başında olsa da nasibi olmayanın payına susuzluk düşer.

Maddi ve manevî kirlerden arınmış cadde ve sokaklar kendine çeker sizi. Ezan vakti “Hayye ale’s-salâh” hitabı Somuncu Baba Camii’nin mermer döşeli avlusuna çeker sizi. Ezanlar içinizdeki boşluğu doldurur. Namazınızı eda etmenin huzuruyla ayrılırsınız avludan.

Darende’nin manevî mimarlarından Osman Hulûsî Efendi

Darende demek, en çok da “Es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi” demektir. Bu mübarek sima, buraya maddî ve manevî anlamda çok şey katmıştır. Halk onu sevmiş, adeta bağrına basmıştır. Onun içindir ki adı bugün de bu topraklarda yaşatılmaktadır. Darende’de bir Anadolu İmam-Hatip Lisesine merhum Osman Hulûsî Ateş’in adı verilmiştir. Burada okuyan çocuklar, inşallah onun ahlakıyla ahlaklanacaktır. Hepsi de şanlı geçmişiyle gurur duyacaktır.

Ceddimiz “Şerefü’l-mekân, bi’l-mekin” demişlerdir. Bu kelam-ı kibarın anlamı; “Bir yerin şerefi, orayı mesken tutanlardan gelir” şeklinde ifade edilebilir. Bir başka deyişle “Mekânların şerefi, içindekilerle ölçülür” diye de çevirebiliriz bunu. Konya’yı Konya yapan nasıl ki Mevlâna’ysa Darende’yi Darende yapan da Hulûsî Efendi’dir.

Bir gönül insanı olan ve “Garazsız hem ivazsız, hizmet et her cânlıya/Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol” diyerek kimsesizlerin kimsesi olduğunu gösteren, âlim ve arif bir insan olan Osman Hulûsî Efendi, Darende’yi manevî açıdan imar etmiştir. Yolunu şaşıranlara yoldaş olmuş, nefsini kılavuz edinenlere o gür sesiyle “dur” demiştir. Bu yönüyle Darende’ye hayat vermiştir adeta. Sadece sözleriyle değil, tavır ve davranışlarıyla da örnek olmuştur.

O, Darende’de bulunan Şeyh Hamid-i Veli Camii’ndeki imam-hatiplik görevini 1945 senesinden 1987 yılına kadar aralıksız devam ettirmiştir. Burada bulunduğu zaman içerisinde insanların kurtuluşu için çabalamıştır. Derin sohbetleri susuz gönüllere can suyu olmuştur.

Merhum Osman Hulûsi Efendi, irşat faaliyetlerini camiyle sınırlı tutmamış, halkın ayağına kadar giderek gaflete düşenleri uyandırmaya gayret etmiştir. İrşad ederken Yunus’un sevgisini, Mevlâna’nın hoşgörüsünü kendisine şiar edinmiştir. Müslümanların teşkilatlanmasının ehemmiyetine vurgu yapan bu Hakk ve hakikat dostu, kurduğu vakıfla irşat çalışmalarını belli bir düzene oturtmuştur. Bugün ondan miras kalan Osman Hulûsî Efendi Vakfı, Darende merkezli olarak ülke genelinde birbirinden güzel faaliyetlerine devam etmektedir. Onun bıraktığı en güzel miras, bu vakıf ve onun etrafında açtığı aydınlık yoldur.

1914-1990 yılları arasında yaşayan Osman Hulûsî Efendi, “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” hadisini kendine şiar edinmiştir. Oğlu H. Hamidettin Ateş, Hulûsi Efendi’yi şöyle anlatır: “Osman Hulûsi Efendi, din hizmetlerinin ve irşad faaliyetlerinin yanında, insanlarla ilişkilerinde dürüst, cömert, yardımsever, başkalarına yük olmayan onların yükünü paylaşan, kendi elinin emeğiyle geçinen, kimseye kötülük etmeyen, kendisine yapılan kötülüğü de affedebilen bir maneviyat eridir. Güzel ahlâklı insanları, gülü, bülbülü, seher vaktini, güzel kokuyu, dahası güzel olan her şeyi seven bir insan-ı kâmildir. Din, dil, ırk, sosyal statü gibi herhangi bir şekilde insanlar arasında ayrım yapmaksızın herkese karşı eşit, tutarlı ve yaklaşımcı tavırlar sergilemiştir.” (Somuncu Baba Dergisi-Sayı:128)

Somuncu Baba, Darende’nin gönül bahçelerinde iri güller yetiştirmiştir

Somuncu Baba ile Es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi, Darende ufuklarından doğan iki güneştir. “Kavmin efendisi, onlara hizmet edendir.” düsturunu kendilerine şiar edinen bu iki Allah dostunun ismi, Darende’yle adeta özdeşleşmiştir. 14. ve 15. yüzyıllarda, Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt zamanında yaşayan Şeyh Hâmid Hâmid’ûd-Dîn-i Veli, nam-ı diğer Somuncu Baba; Kayseri, Bursa ve Aksaray’da kaldıktan sonra ömrünün son demlerinde Darende’de ikamet etmiş, irşat çalışmalarına bu güzel beldede daha da hız vermiştir.

Bayramiye Tarikatı’nın kurucusu Hacı Bayram Veli’nin mürşidi olan Gavs-ül Âzam Şeyh Hamîd-i Velî, Darende’nin, çevre il ve ilçelerin manevî fethini sağlamıştır. O Anadolu’nun Eyüp Sultan’ıdır. Çoraklaşan gönüllere âb-ı hayat olmuştur. Peygamberimizin 24. kuşaktan torunu olan Somuncu Baba, Bursa’da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı pazar dolaşarak “Somun, müminler somun!..” nidasıyla insanlara ekmek dağıtmıştır. Zaten kendi adını unutturan “Somuncu Baba” sıfatını da bu yüzden almıştır. “Diriyiz daim ölmeyiz,/Karanlıkta hiç kalmayız,/Çürüyüp toprak olmayız,/Bize gece gündüz olmaz” diyen bu Hakk dostu, 815 (m. 1412) senesinde Darende’de vefat etmiştir. Mübarek kabirleri, kendi zamanında halvethane olarak kullanılan Şeyh Hamid-i Veli Camii içerisindedir. Bu ulu zâtın kabri hoş bir görünüme sahip cevizden oyma sandukayla kaplıdır.

Gönül sultanlarının vazgeçilmez mekânı olan huzur beldesi Darende’de Somuncu Baba’nın izlerine rastlamak bizi şanlı mâziye götürür. Halil Taybi ve İnce Bedreddin gibi Hakk dostları, onun Darende’de bıraktığı manevî izlere somut örnektir. Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi de bu kutlu zincirin muhkem halkalarından biridir. Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin soyu Darende’de; oğlu Halil Taybi ile günümüze kadar devam etmektedir.

Tohma Çayı’nın masum çocuğu Darende’nin geçmişten bugüne, tabir-i caizse maneviyat üssü hâline getirilmesinde mühim rolleri olan Somuncu Baba, yolundan gidenlere şu hayatî tavsiyelerde bulunmaktadır: “Gizli ve aşikâr her yerde Allah'tan korksunlar. Az yesinler, az konuşsunlar, az uyusunlar. Avamın arasına az karışsınlar. Tüm masiyet ve kötülüklerden uzak dursunlar. Daima şehvetlerden kaçınsınlar. İnsanların elindekilerden ümitlerini kessinler. Tüm zemmedilmiş sıfatları terk etsinler. Övülen sıfatlarla süslensinler. Şiir ve şarkı (günaha götürüyorsa) dinlemekten kaçınsınlar. Ayrı bir görüşle, kendini cemaatten ayrı bırakmasınlar. Aç olarak ölseler bile şüpheli hiçbir lokmayı yemesinler.”

Hâşiye Niyetine...

İyi ki varsın Darende… İyi ki ilhamını Kur’an’dan alan eskimeyen değerlerin ve değerlilerin var. Onların varlığı bu dengesiz çağda denge unsuru oluyor bize. Bu kokuşmuş çağda rayihalar saçıyorsun, ülkemin dört bir yanına. Dünya durdukça hep var ol emi!..

YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26