Sivas’ta Selçuklu rüzgârları

Konya’da, Alaaddin Tepesi’nde Selçuklu sultanlarına özel olarak inşa edilen sultanlar türbesi varken I. İzzeddin Keykavus’un neden Sivas’ta kendi yaptırdığı şifahaneye gömüldüğü sorusu, Selçuklu devlet aklının nasıl işlediği hakkındaki merakımı artırıcı etken oldu. Şifaiye Medresesi’nde yaralı gönüllerimize ve tahrip edilmiş bilincimize şifa bulurken, bu şifanın kaynağını Selçuklu asırlarında arayıp özellikle dönemin devlet mekanizmasının zihin dünyasındaki tavır ve anlayışları ortaya koyabilirsek şaşkın pusulamız, tarihin ve tabiatın istikametinde bize tekrar doğru yolu gösterebilir.

Selçuklu sultanlarının belki kendisine verdiği önem sayesinde bugün dahi sultan şehir olarak isimlendirilen Sivas; Divriği Ulu Camii’nden Behram Paşa Hanı’na, Eğri Köprü’den Buruciye Medresesi’ne, Şeyh Hasan Bey’den Kadı Burhaneddin’e, Ahi Emir Ahmed’den Şemseddin Sivasi’ye kültürel irtibat ve sürekliliği barındırması ve aynı zamanda Konya, Kayseri, Erzurum, Ahlat, Diyarbakır gibi Balkanlar ve Orta Doğu coğrafyasını birbirine bağlayan köprü şehirlerden olması sayesinde; gövdesi Anadolu’da olan, bir ucu doğuya bir ucu batıya uzanan çift başlı kartalın esasında Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi’nin yeniden ilahi iklimlere kanat çırpacağı ilk duraklardan birisi olabilir.

Rönesans’ın, Reform’un ve devamında ortaya çıkan Aydınlanma’nın belli bir tarih ve düşünce birikimi üzerinde yükseldiği göz önünde tutulursa; hem İslâm’ın Altın Çağı hem Türk Rönesansı, Bağdat’ta betonlar altında kalan İstanbul’da betonlar arasına sıkıştırılan Müslümanlığımızı ayağa kaldırma gücünü bize verecektir. Sivas özelinde konuşursak Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese’de kullanılan mavi çinilerin, yeryüzünü göklerin rengine boyama telaşı halen hissedilmektedir. Bu zihin yapısı; medeniyet kodlarını özellikle şehircilik ve mimari yoluyla somut bir şekilde sunarken, göklerle irtibat kurulmadan yeryüzünde rahat nefes alınamayacağını açıkça ifade etmektedir.

Tarihi kent meydanında Selçuklu rüzgârlarıyla ferahlayan ruhunuz, bir ikindi vakti I. İzzeddin Keykavus’un toyunda Türk Devleti’nin ilelebet payidar olmasına katkı sağlamakla meşgul oluyor yahut Sâhib Ata Fahreddin Ali’nin ilim meclislerinde ahiret yurdunun havasını teneffüs ediyor. Gönül coğrafyamızda, hikmet sahipleri ve taliplerinin insanlık kurtarıcı mayayı maarifin faziletiyle yeniden yoğurmaya başladığı günlerin hayali; Türk Devleti’nin Anadolu’da bir medrese kapısında, Orta Doğu’da bir cami avlusunda, Balkanlar’da bir nehrin kıyısında, Afrika’da bir su kuyusunun başında, Doğu Türkistan’da bir yetimin avucunda olması gerçeğiyle kucaklaşıyor.

YORUM EKLE

banner26