Yunus Emre Aşkın Yolculuğu'nda Görülemeyenler Bilinemeyenler

Menkıbelerin Yunus’u, aşk sarhoşluğuyla cismen de ruhen de öteki dünyaya ait olup meczubvârî haller sergiliyordu. Aşkın Yolculuğu’ndaki Yunus ise; konuşan, kızan, seven basbayağı bir insan karakteri olarak kitlelere sunuldu. Yusuf Yıldırım dizinin arka planına; oyunculara, kostümlere, müziklere, reyting oranlarına, içerikteki güzelliklere ve eksiklere, hatalara dair yazdı.

Yunus Emre Aşkın Yolculuğu'nda Görülemeyenler Bilinemeyenler

Müftü Yunus!

Mevki makama yaslanan, kibirli, insanlara tepeden bakan ham insan.

2015’te Aşkın Yolculuğu dizisi, izleyicinin karşısına böyle çıkmıştı. Elsiz, dilsiz ve gariban Yunus Emre’ye alışkın kitleler, yayın süresince diziye olan şaşkınlığı üzerinden atamamıştı. Menkıbelerin Yunus’u, aşk sarhoşluğuyla cismen de ruhen de öteki dünyaya ait olup meczubvârî haller sergiliyordu. Aşkın Yolculuğu’ndaki Yunus ise; konuşan, kızan, seven basbayağı bir insan karakteri olarak kitlelere sunuldu.

Müftü Yunus’un dizisi bu sene de tekrar bölümleriyle Ramazan akşamlarında izleyicilerin karşısına çıktı. 2015 ve 2016’da, iki sezon, 44 bölüm oynayan dizi, hatırı sayılır bir izleyici kitlesine sahip olmuştu. Yapımcısı ve oyuncuları tarafından gerçek Yunus’un canlandırılacağı belirtilen dizi için şimdiye kadar esaslı bir analiz ve eleştiri yapılmadı. Dizinin ön ve arka yüzüne ait birçok unsur ve özellik de dikkatlerden kaçtı.

Molla Kasım, ayrı bir kişilikle somutlaştırılmış

Dizinin farklılık yaratan özelliklerinden biri senaryosu. Ana tema, ham Yunus’tan ermiş yani insan-ı kâmil Yunus’a geçiş. Birinci sezonda Yunus Emre'nin nefis mücadelesi; ikinci sezonda erdemli insanın hakikat arayışına dönüşüyor. Kadılıktan aldığı güçle Yunus, kendisini çok beğenmekte, diğer insanları küçük görmektedir. Ancak daha Nallıhan’a varmadan henüz tanımadığı Tapduk Emre ile karşılaşır. Tapduk Emre onun havasına, süksesine itibar etmez; hafif davranışlarına soğukkanlıca, erdemlice karşılık verir. “Ben kimim biliyor musun, ihtiyar? Ben Nallıhan’ın kadısıyım.” övüncü, Tapduk Emre’de –bir davranış söndürme tekniği olarak- tepkisizlikle karşılanır. Ham Yunus, Kadı Yunus, Tapduk Emre’yi anlayamamaktadır. Bir kadıya nasıl itibar etmez, kabullenememektedir.

Yunus’un Tapduk Emre’ye dair ilk ciddi izlenimi, gayr-i müslim Tabip Mikel ile tanışması ile oluşacaktır. Ayağı su toplayan Yunus Emre Mikel’e “Söyle bakalım Tabip Efendi, bu yara, derinin altına geçmiş midir?” diye sorar. Mikel’in “Biz hekimiz Kadı Efendi, sadece dışını görebiliriz. Hem dışını hem içini görmek ancak Şeyh Tapduk Emre’ye mahsustur.” cevabı Yunus’ta şok etkisi yapar. Psikolojik savaşta ego üstünlüğünü kaybetmek üzeredir. Tabiri caizse madara olmuştur. Yunus’ta Tapduk Emre saygınlığı yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Sonrası malumdur; arayış içine düşecek Yunus, Taptuk Emre dergâhında dervişlik yolunda ilerlemeye başlar.

Dizideki olaylar; Tapduk Emre, Yunus Emre ve Molla Kasım üzerinden gelişiyor. Bilinen gerçeğe göre Yunus’un hamlık dönemi olan Molla Kasım, ayrı bir kişilikle somutlaştırılmış. Senarist aslında Yunus ile Molla Kasım temsilinde, insanın nefis ve ruh mücadelesini dizinin akıcı olay örgüsü içinde sırıtmayacak doğallıkta yerleştirmiş.

Dizinin taşıdığı en büyük risk, karakterler tanınıncaya kadar izleyicide bıkkınlık oluşması idi. Oyuncu, mekân ve olay üçlemesini yönetmen öyle bir sarmallamış ki, izleyici dizi akışında sürüklenirken yeri ve zamanı geldikçe karakter tanıtıldığının farkına varmadı bile. Dizinin bir başka özelliği izleyicinin, sahne ve oyuncuları yadsımadan kendisinden biri gibi görmesi olmuştur. Karakter- mekân bütünleşmesi çok başarılıdır. Dönem alet edevatı ile yapılan görsel efektler, doğrudan dönem algısını oluşturmaktadır. Tapduk Emre karakteri, görüntüsü ve performansı ile izleyiciye kendini hemen kabul ettirdi. Ağır ve soğukkanlı, kendinden emin duruşu bilgecedir.

Dizinin en büyük avantajı aynı dönem dizisi Diriliş Ertuğrul’dur

Aşkın Yolculuğu demek, Mehmet Bozdağ demek. Mehmet Bozdağ’ın yapımcılığında gerçekleşen dizilerin öne çıkan bir özelliği, mekân ve kostüm tasarımıyla ekranda görsel gerçekliğin en üst düzeye çıkarılmasıdır. Bundan dolayı han, medrese, tekke dekorlu gerçeğe yakın sahneleri, izleyici yabancılamadı. Gerçeğe yakın diyoruz; çünkü oluşturulan tekke, cami, han gibi dekorlarda tam gerçeklik sağlandığı da söylenemez, beklenemez. Özellikle iç mekan cepheleriyle döşemelerinde gerçeklikten çok yapaylık sezinlenmektedir. Tarihi eserlerin revak, kemer, sütun gibi bölüm ayrıntılarının kabaca geçilmesi, taş örgüsünde beton algısının baskın olması dekorun inandırıcılığını zayıflatmaktadır. Hatta plastik algısı uyandırmaktadır.

Burada, “Niçin animasyon ve görsel efekt az kullanıldı?” sorusu akıllara gelmekte. Hollywood, Bollywood ve Uzak Doğu sinemasının bolca kullandığı animasyon ve görsel efektin dizide sınırlı olması, bizi Türk sinemasının bu alanda çok uzun bir yolu olduğu sonucuna ulaştırmaktadır.

Yine de ortalama izleyicideki algı; dizideki sokak, medrese, han dekorlu sahnelerin gerçek olduğudur. Hatta kendini o kadar inandırmış ki, onların birer dekor olduğunu kabullenmeyi reddediyor. Dizinin en büyük avantajı; aynı dönem dizisi Diriliş Ertuğrul’dur. Diriliş Ertuğrul’daki sahne ve dekorların yanı sıra birçok oyuncu, kostümleriyle Aşkın Yolculuğu’nda yer aldı.

Gerek sinemada gerek resimde tatminkâr bir Yunus Emre tipi oluşturulamamıştı

Mekânlar kadar oyuncu kostümleri de ilginç. Eski tarihi Türk filmlerinde kullanılan kostümler; Binbir Gece Masalları’ndan esinlenerek yapılmış çoğu hayalimsi eski Hint usulü elbiselerdi. Yapımını üstlendiği tarihi filmlerde Mehmet Bozdağ, dönemini tam yansıtan kostümler kullanıyor. Oyuncular için 3000 metre kumaştan 250 kostüm ve 150 başlık üretilmiş. Kostümlerin gerçekliği ve inandırıcılığı yüzde yüz denilebilir. Dikkat edildi ise kallavi, mücevveze, katibi tipinde yüksek ve iri başlıklar kullanılmamış dizide. Cevabını bilen biliyor da bilmeyenler ne desin şimdi. Necdet İşli, Osmanlı Serpuşları’nda, Türklerin Asya’dan Anadolu’ya gelirken keçe, börk (terkli takke) ve örfî olmak üzere üç ana tip başlık getirdiğini söyler. İstanbul’un fethi sonrası kalemiye (bürokrasi) yapısının yatay ve dikey ayrıntılanmasına paralel başlıklardaki çeşitlilik de artmıştır.

Aşkın Yolculuğu’nda bu üç tip başlık dışında bir de Konya merkezli çıkmış başlık tiplerinin kostüm olarak kullanıldığı görülmektedir. Hatta Yunus, kadı iken örfi başlık; sivil iken börk takmaktadır. Börk yani terkli takke başlıkların özgün örnekleri bugün mezar taşlarında yaşamaktadır. Türklerin geleneksel giyiminde kaftan (ferace), don (pantolon), entari, başlık, çarık, çizme en önemli unsurlardır.

Yunus Emre rolünü oynayan Yusuf Gökhan Atalay’ın kostümlerinin diğer karakterlerden ayrıcalıklı hazırlandığı hemen fark edilmekte. Aşkın Yolculuğu dizisi bilerek bilmeyerek bir konuyu da halletmiş durumda. Şimdiye kadar Mevlana gibi uzlaşılmış bir Yunus Emre tipi yoktu. Yunus Emre çalışan sanatçılar; gerek sinemada gerek resimde tatminkâr bir Yunus Emre tipi oluşturamamıştı. Böylece birbirlerinden farklı ve birbirleriyle alakasız onlarca Yunus tipi ve portresi ortaya çıkmıştı. Yusuf Gökhan Atalay’ın canlandırdığı Yunus tipi ile bu sorun bitirilmiş gibi görünmektedir. En azından döneminde Yunus Emre’nin nasıl bir giyiminin olduğu kesinleşmiş oldu.

Dizinin diğer bir etkili yönü; sözsüz iletişimin başarılı uygulanmasıdır. Yunus ile Tapduk’un tanışmasında sözsüz duygu geçişi bolca kullanılmıştır. Sözsüz geçişin en güzel örneklerinden biri de Yunus ile Tapduk’un ilk tanışıklık sahnelerinde canlandırılır. Yunus ile Tapduk, sohbet koyuluğunda iken gece olur. Tam namaza duracakken Yunus, seccadesini öne yayar ve “Kametle ihtiyar!” deyiverir. Tapduk Emre bir anlık tereddüt geçirse de Yunus’a cemaat olur. Tapduk’un bir anlık duraksamasında şaşkınlık, ani tepkiyi olgunlukla durdurma ve engelleme, karşı tarafa hoşgörü gibi birçok mesaj vardır. Ve bu mesajların tamamı izleyicinin algısından duyularına anlam olarak ulaşır. Bu durum dizide incelik ve kabalığın ilk karşılaşmasıdır. Devamında incelik, kabalığı yenecektir.

Aşkın Yolculuğu’nu nitelikli bir kitle izlemişti

Aşkın Yolculuğu’nun izlenme oranı dikkatlerden kaçtı. Maalesef izlenme oranı bakımından popüler dizilerle arasında kapanmaz fark var. Bu durum; olay örgülü popüler dizilerin yanında düşünce örgülü Aşkın Yolculuğu’nun değerini düşürmez. Popüler programların izlenme oranı % 5-10, izlenme payları da % 15-20 arasıdır. Bu izlenme oranı ve payı, beş altı milyon insan demek. Aşkın Yolculuğu’nun ortalama izlenme oranı % 1,5; izlenme payı % 5’tir. Kitle karşılığı ise bir milyon kişi demek. En yüksek izlenme oranını 17 Mayıs 2016’da 2.28 total izleme ile almış. Bu tarihte dizinin izlenme payı yani yayınlandığı saatte diğer programlara göre oranı 5.68.

Aşkın Yolculuğu’nun izlenme oranıyla ortaya çıkan bir gerçek de izleyenlerin sosyo-ekonomik yapısı. Popüler dizileri izlemede sosyo-ekonomik alt grupların (ABC1, C1, D, E) oranı yukarılarda iken Aşkın Yolculuğu’nu izleme oranında çok az bir farkla da olsa sosyo-ekonomik üst grup (AB) yukarıdadır. Buradan da Aşkın Yolculuğu’nu nitelikli bir kitlenin izlediği sonucuna varılabilir.

Dizinin müzikleri

Dizinin fark ettirmediği özelliklerinden biri de Alpay Göktekin ile Zeynep Alasya’nın hazırladığı arka fon müzikleri ile ses efektleridir. Alpay Göktekin ile Zeynep Alasya, Ihlamur dergisine verdikleri röportajda Aşkın Yolculuğu müzikleri için şunları söylerler:

Öncelikle tasavvuf müziği belki de dünyada insanı en derinden etkileyen müziklerin başında geliyor. Bu müzikten etkilenmemek, hele ki bir ney’in üflenmesinden etkilenmemek mümkün değil. Yunus Emre’ye baktığımızda biz onun tasavvufi ve mistik tarafından çok etkileniyoruz. Nefis terbiyesi, aşk ve sevginin büyüklüğü bu düşüncenin olmazsa olmazları. Önümüze gelen tarihi kaynaklar çok değil. O yüzden biraz Yunus Emre’nin bildiğimiz eserlerinden ve bize gelen dizinin anlattığı hikâyeden etkilenerek bu eserleri ortaya çıkarıyoruz. Bunun yanı sıra haliyle dizi olduğu için aranjelerimizi yine biraz senfonik ve çok sesli olarak düzenlemeye çalıştık.”

“Biraz senfonik ve çok sesli” açıklamasından, ney merkezli enstrümantal müzik ile ses efektlerinin dizinin akışında sırıtmayacak biçimde iç içe ve art arda kullanılması anlaşılıyor. Ki ses efekti ile arka fon müziği arasındaki uyumu yakalayabilmenin müthiş bir beyin, yoğun bir emek gerektiğini söylemeye gerek yok.

Filmin kusur ve eksiklerine gelince…

Diziye art niyetle bakılırsa eksik, yanlış ve kusuru bolca yakalamak mümkün. Buradaki tespitler eleştirel.

Öncelikle bir sahne var ki, Mehmet Bozdağ’ın nasıl çektiğine şaşmamak elde değil. Herhalde reyting endişesi, dizinin akışının önüne geçti. 39. bölümde Candaroğlu Argun Bey’in oğlu Şahin Bey’i dövme sahnesi, şiddet ve kan içeren korku filmlerinden farksız. Sahnenin bu kesiti, izleyenlerin içini burkmaktan ve şiddet duygusunu körüklemekten başka bir duruma hizmet etmiyor.

Yine bir sahnede Tapduk Emre’nin kızı olması lazım bir kadın, saraydan gelmiş gibi şatafatlı giyinmiş. Ama bulunduğu mekanda kilim serili. Kadın şehir; kilim bozkır kültüründen. O sahnede mekan doğru ise kadının daha sade olması; kadın doğru giyinmişse mekandaki kilim yerine halı olması gerekiyor.

Dizinin en büyük yanlışı ise Kadı Yunus! Öncelikle Yunus’un kadı olarak kitlelere sunulması ne kadar doğrudur? Kadı Yunus’un bilimsel bir dayanağı yok. 18. Yy’da yazılmış İbrahim Has Tezkiresi’nde geçer sadece. Birincil kaynaklar olan arşiv belgeleri ile Yunus’un özgün şiirlerinde Yunus’un kadılığına dair ne bir kayıt ne de bir emare var. Tam tersine bir şiirinde Yunus, “Kim ki bir dem sohbet ola müftî müderris mât ola/Ol ilâhî devlet ola andan içen olur bâkî” diyerek müftü ve müderrislerin şeriat kurallarına boğulduğunu; ilahi aşktan zerrece nasip alamadıklarını açık ve kesin bir dille söyleyerek ağır bir eleştiri yapar. İbrahim Has da büyük ihtimal Aziz Mahmud Hüdayi’nin Vakıat adlı eserinden esinlenmiştir. Yani Yunus’un yaşadığı dönemden dört yüzyıl sonra yazılmış bir tezkiredeki bilgilerle Yunus biyografisi oluşturulmuş. Ve Kadı Yunus’un hayatı, Vilâyetnâme’deki menkıbelerle süslenmiş. Allah’tan senarist, Yunus Emre’yi Hacı Bektaş Veli’ye götürüp derviş eylemedi.

Diğer yanlışlardan biri de Tapduk Emre ve Yunus Emre’nin Nallıhan’a bağlanmasıdır. Tapduk Emre ve Yunus Emre’nin Nallıhan’a bağlanması saplantılı bir durum gibi. Ahi Evren’in hiçbir ilgisi olmadığı halde Konya’ya yapıştırılmasına benzer bir durum. Kuru bir hayalin zoraki gerçeğidir bu proje. Yunus Emre’yi Nallıhan’da gösteren ne bir arşiv belgesi ne de sözlü kültür ürünü çıktı şimdiye kadar.

Gelelim Aşkın Yolculuğu’nun sezon sonuna. Final bölümü izleyiciyi biraz hayal kırıklığına uğrattı gibi. Yunus daha nefis mücadelesini bitirmemişti ki birden olgunlaşıverdi. Erdemli bir insan oluverdi güya. Pişmeden yanıvermiş gibi oldu. Dizi biraz aceleye getirildi gibi. Bir an evvel bitirilmek istendi gibi. Belki de Diriliş Ertuğrul’un yüksek izlenme oranına kurban gitti.

 

Yusuf Yıldırım

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2018, 17:01
YORUM EKLE
YORUMLAR
yunus emre
yunus emre - 2 ay Önce

Yazı çok güzel ancak sonunda "Kadı Yunus’un bilimsel bir dayanağı yok. 18. Yy’da yazılmış İbrahim Has Tezkiresi’nde geçer sadece." denmiş. "İbrahim Has da büyük ihtimal Aziz Mahmud Hüdayi’nin Vakıat adlı eserinden esinlenmiştir" diye eklenmiş.İbrahim Has roman yazarı mı sanılıyor ki esinlenerek tezkiresini kaleme alsın. XVIII. asırda İstanbul’da yaşayan İbrâhîm Hâs (ö. 1762), devrinin eli kalem tutan sûfi müelliflerinden birisidir.

yunus emre
yunus emre - 2 ay Önce

Hacı Bektaş Veli velayetnamesininde 1500 yıllarında yazıldığı görüşü hakimdir.Kayıtlarda yok demek ne kadar bilimsel bir yaklaşımdır?"Tapduk Emre ve Yunus Emre’nin Nallıhan’a bağlanması saplantılı bir durum gibi" sözü için denilecek birşey bulamıyorum, bu cok yanlı ve tutucu bir cümle. Nallıhan vakıf kayıtları ile şüphe bırakmayacak şekilde netlemiştir.

SIRADAKİ HABER