banner17

Yalan da olsa sev beni!

Tutanamayanlar üstüne bir film. Avrupa'nın kuzeyinden, Finlandiya'dan. Isınmak, konuşmak, sevilmek isteyen bir beceriksizin yaşamı. Filmin sonunda tutuşan iki eli unutma!

Yalan da olsa sev beni!

Lights In The DuskAki Kaurismaki’den bir film. Üçleme’nin son filmi: Lights in the dusk. Bu yönetmeni es geçmemek gerekiyor. Bulup diğer filmlerini de izlemek gerekiyor. Bu filmdeki kahramanının ismi Koistinen.

Herkesler mi gıcık ona?!

Koistinen’in ancak yaşamaya yetecek kadar kelimeleri var. Herkes ona bir yüzeymiş, bir satıhmış gibi davranıyor. Kalbi, ruhu, duyguları, istekleri yokmuş gibi... İş arkadaşları, patronu, tanıdığı herkes gıcık ona. Onu hep kıyıda bırakıyorlar. Onun o dar evrenini daha da darlaştırıyorlar. O soğuk ülkede, Finlandiya’da, onu ısıtacak kimse yok! Bir ses, bir bakış, bir dokunuş… Yalan da olsa bir yöneliş istiyor kendine. (O mu istiyor, biz mi istiyoruz seyrederken böyle olmasını?..)

Uzak, çok uzak her şey, herkes!

Çünkü kendisi yönelecek sıcaklıktan, donanımdan, yaşam becerisinden. Belki de böyle bir irade ve cesaretten yoksun. İşini ayarlanmış bir robot misali yapıyor. Yemek saatinde yemeğini yiyor. Akşam evine gidiyor. Kimse onu hiçbir yere çağırmıyor. Sosyaleşşemeyen bir vebalı o. Uzak, çok uzak her şey, herkes. Düşünmeyi bilip bilmediğini anlayamıyoruz. Üzülüp üzülmediğini de.

Lights In The Dusk

Lights In The DuskNerden bulup çıkaracak ona söyleyeceği kelimeleri?

Ve bir gün, her zamanki gibi masada tek başına yemeğini yerken bir kadın gelip karşısına oturuyor. Onunla aynı masaya! Sevmeyi biliyor mu acaba? Sevebilecek mi? Öyle beceriksiz ki… Ürperiyor insan.

Neyse onunla buluşacak. Saçlarını tarıyor, ayakkabılarını boyayıp cilalıyor. Üstüne yeni bir şeyler giyiniyor. Peki, nerden bulup çıkaracak kadına söyleyeceği kelimeleri? Gözlerinin içine bakıp ona eliyle, ruhuyla dokunabilecek mi?

Bir oyunun aldatıcı güzelliği!

Ancak o da sahteymiş işte. Bir oyunun aldatıcı güzelliğiymiş o. İlk defa kendisiyle konuşan, yemek yiyen, yanında oturan birinin yalan olduğuna inanmak istemiyor. Bu yüzden güvenlik görevlisi olarak çalıştığı sigorta şirketine bağlı kuyumcu dükkânını soyduklarını anladığında bile kadını ele vermiyor. Farkına vardığı çirkin gerçekliği anlatmıyor mahkemede. Susuyor. Sessiz kalıyor. Yalan da olsa sevilmiş olduğuna inanmak istiyor. ‘Sadık bir köpek, çılgın bir aşık’ olmayı yeğleyip hapse düşüyor.

Oysa o kadına hiç dokunmadı. Onun gözlerinin içine bakamadı. Onun için ‘sıcak bir kelime’ yaratmaya gücü yetmedi.

Lights In The Dusk

Gariplerin özgürlüğünde saklı özgürlüğümüz

İnsanoğlu ne kadar da düşman; süslenip gizlenemeyen saflığa. Plan yapamayan, kötülük düşünemeyen naifliğe. Kendisi gibi olamayana. Dışlıyor onu. Dalga geçiyor, alay ediyor onunla. Lights In The Dusk

Ah kendimizi bu kadar sevmekten, önemsemekten, yüceltmekten vazgeçebilsek. Gözlerimizi sevgiyle, merhametle etrafımıza çevirebilsek… Öyle çok tutunamayan göreceğiz ki… Biz de muhtacız bu kuşatıcı ve hasbi merhamete. Kabuklar kırılacak bu samimane sevgiyle, kucaklamayla, kucaklaşmayla. Zindanlarımızın karanlık dehlizlerinden kurtulacağız diğergamlıkla. Bu çağın esaret halkalarını boynumuzdan ancak birbirimizi dinleyerek, aşk yüklü kelimelerle çıkarabiliriz. Bizim özgürlüğümüz gariplerin özgürlüğüyle mümkündür.

 

 

Mustafa Nezihi üşüdü!

Lights In The Dusk

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2011, 12:12
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20