Yahut Ölüsü Sevilen Çocuklar

Kazım Öz, ilk uzun metrajlı kurmaca filminde üniversiteyi kazanıp İstanbul'a gelen..

Yahut Ölüsü Sevilen Çocuklar

Bahoz: Bizim Hikayemiz Yahut Ölüsü Sevilen Çocuklar

 

 

Cuma gecesini mübarek bir filmle ihya edelim diyerek Kazım Öz'ün son filmi “Bahoz”a (Fırtına) gittik. Kürt meselesi üzerine yaptığı “Ax” adlı kısa metraj ve “Fotograf” adlı orta metraj filmleriyle bilinen Öz, son olarak “Dûr” (Uzak) adlı belgeseliyle sinemalara uğramıştı.

 

Kazım Öz, ilk uzun metrajlı kurmaca filminde üniversiteyi kazanıp İstanbul'a gelen Dersimli Cemal ve bir grup arkadaşının 90'ların hareketli ortamında yaşadıkları bilinçlenmeyi, verdikleri mücadeleyi ve paylaştıkları değerleri anlatıyor.

 

Filmin bende bıraktığı ilk izlenim, üstad Mehmet Efe'nin 90'lar İslamcı gençliğinin muhteşem bir portresini çizerken dönemin İslami hareketinin çiğ-sindirilmemiş radikalizminin de sıkı bir özeleştirisini yaptığı kült romanı “Mızraksız İlmihal”in Kürtçe'sini izliyormuş gibi olmam.

 

 

Sonuçta farklı dünya görüşlerinden olsalar da çevresini, yaşadığı toprakları, içinde olduğu sistemi sorgulayan ve buna karşı bir tavır almaya girişen her gencin geçirdiği sürecin bir benzerini geçiriyor Cemal ve onunla beraber bizler de sürükleniyoruz fırtınada.

 

Belgesel tadında, sahici bir film

 

 

Film her ne kadar yönetmenliğe dair pek çok zaafı bünyesinde barındırsa da, hikayesinde neredeyse belgesel tadındaki krono-biyografik tavrı, cesur dili ve çok sahici karakterleriyle seyircisini sürüklemeyi başarıyor. Bu noktada oyunculukların gerçeklik duygusunu yansıtmada çok etkili olduğunu söylemek gerek. Kadro gerçekten de çok başarılı.

 

 

Politik sinemanın dil ve üslupla ilgili bilindik açmazlarına çok teğet geçse de filmin hikayesinin sahiciliği seyircide “Bu bizim hikayemiz” duygusunu yaratıveriyor. Tabii bu seyirci sıradan bir seyirci değil, bir şekilde siyasi bir mücadele veren ve radikalizme sempati duyan bir seyirci profilinden bahsediyoruz. Subcommandante Marcos'u, Nasrallah'ı, Alija'yı, Nureddin Şirin'i veya Rachel Corrie'yi duyunca yüzünü ateş basan, yüreği hızla çarpmaya başlayan seyirci bu hikayedeki. Efe'nin tabiriyle “ölüsü sevilen” seyirci. Daha doğrusu hakikat(ler)e seyirci kalmayan bir seyirci.

 

 

Film Cemal'in Dersim Pertek'te başlayan serüvenini adım adım izliyor. Daha üniversite kapısında siyasi şubeden sivil polislerle tanışması, kayıtlarda ona, tabiri caizse kancayı atan solcu öğrenciler, sonra listelerden illere bakarak Kürt öğrencileri tespit eden yurtsever hareket, film bu şekilde politize olan pek çok gencin de hikayesinin bir belgeselini gösteriyor adeta. Cemal'in yurt ortamı, duygusal ilişkileri, bir taş parçasında tecessüm eden (araya iki Osmanlıca kelime atalım da olayımız belli olsun) memleket hasreti filmin duygusal atmosferini oluşturmada önemli rol oynuyor.

 

90'lı yılların bir portresi

 

 

“Bahoz”un en cesur yanıysa 90'lı yıllarda ülkede yaşanan savaşı ve bir halk nezdinde olayların serencamını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermesi. Sürekli izlenen evler, katledilen aydınlar (“Ape” Musa Anter"in belgesel görüntülerinin de filme ayrı bir gerçeklik duygusu kattığını söylemek gerek, keza Ahmet Kaya'nın MKM konserlerinin de) dağa çıkan üniversiteliler, Newroz, faili meçhuller ve infazlar...

 

Tüm bunlar bu ülke de artık adını hangi “milli efsane”den aldığını bilemediğimiz bir yapının ve zihniyetin zorla yarattığı bir “sorun”un da acılığını ve yakıcılığını yüzümüze vuruyor yine. Bu hissiyat çok da tanıdık aslında. Yaşadığımız toprakların ortak paydası ve hakim medeniyet birikimi olan İslam'ın bir modernleşme projesiyle nasıl lime lime edilmeye çalışıldığını, 85 senedir bu devletin neden halkıyla bir türlü barışamadığını, memleketin yüzlerce yıllık kültür birikiminin nasıl bir gecede “okunmaz” hale getirildiğini da hatırlıyoruz bu acıyla.

 

Modernleşme projesinin ulus ayağının kurbanı Kürtler (Ermeniler, Suryaniler, Rumlar...) sekülarizm ayağınınsa Müslümanlar oluşu, bu filmin yakıcı yanının bu kadar tanıdık olmasının da nedenlerinden biri belki de.

 

“Bahoz”, “ölüsü sevilen” çocukların filmi. Sistem için tehlike yaratanların, öfkesini havayı yaran yumruklarında, sermayenin kalbine salladığı molotoflarda patlatanların hikayesi. İnananların, akıl ve dert sahiplerinin mücadelesinin filmi. “Nurhan” ve “İrfan”ların filmi bana kalırsa.

 

Çok mu ajitasyon yaptım bilmiyorum ama bu filmde çok sahici şeyler gördüm, sinemaya giderken taşıdığım tüm sinematografik önyargılara karşın. İkibuçuk saat, havasız ve dengesiz bir salonda akıp gitti öylece. Az biraz heyecan, öfke falan varsa bakın abicim bir şu filme. “Anlatılan senin hikayendir” çünkü.

 

 

Bu vesileyle hafıza tazeleme: “Ölünü Seviyorlar Senin” Mehmet Efe'den iktibas

 

 

 

Mustafa Emin Büyükcoşkun yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 14:26
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
m. fatih kutan
m. fatih kutan - 12 yıl Önce

ne ajitasyonu, hakiki yazı!
ajitasyon biz öldürülürken yapılıyor asıl, ajitasyon yapsan da bu kadar sistem çöktü, elden gitti ajitasyonu arasında görünmez zaten.
bu filme de gitmeli, 'sonbahar' filmi de gösterime girecekmiş, 'hayata dönüş'ten dönemeyenleri anlatırmış, 'hunger/açlık' filmi de, ne zaman gelir bizim topraklara meçhul ama, ira militanlarının hapishane süreçlerini anlatıyor, ahlaksızlık yüzünden değil düşündükleri için mapus olduklarını direterek anlatmalarını konu ediniyormu

banner19

banner26