Şüpheli hep Müslüman, katil hep başkası

Sofie Grabol'un başrolünde oynadığı ‘Forbrydelsen’ dizi filmi, yapımcısı ülkeler olan Danimarka, Norveç ve İsveç'te o kadar çok beğenilmiş ki, Amerikan televizyon kanalları hazineyi kaçırmamışlar. İslam Gemici yazdı..

Şüpheli hep Müslüman, katil hep başkası

 

Dilim döndüğünce her zaman söylüyorum: "Film deyip geçmemek lazım." Gün gelir, ortada olmayan aptal bir film yüzünden binlerce insan sokaklara, meydanlara dökülebilir; çatışmalar çıkabilir, kan akabilir, milletlerarası platformda diplomatik kriz çıkabilir. Örnek mi? Birkaç sene öncesini hatırlayın: Ortada henüz Muhammed Mursî'nin Cumhurbaşkanı seçilmediği bir Mısır vardı ve o Mısır'dan çıkan ne idüğü belirsiz birkaç kişi, sırf kışkırtma maksadıyla piyasaya bir dedikodu saldılar: "Hazreti Peygamberi eleştiren bir film yapılmış..."

Onbinlerce insan, dinî hisleri rencide edildiği için sokaklara çıkıp, suçlu olarak addedilen kişileri hedef alan gösteriler yaptı. Konuyla alakası olmamasına rağmen bir noktayı daha vurgulayayım: O ve benzeri sokak gösterileri esnasında çok dikkatle çekilen fotoğraf kareleri ve haber videoları, Batı (Avrupa, ABD, Rusya vb.) televizyonlarında ve gazetelerinde özellikle yayınlandı. Fotoğraf karelerini betimleyeyim biraz: Hırsla slogan atan, ağzından tükürükler saçılan, başında beyaz takkesi, sakallı, gözlerinden ateş fışkıran Müslümanlar... Veyahut alnına, üzerinde Kelime-i Tevhid yazılı bir bant takılmış küçük yaştaki çocuk görüntüleri... Gözünüzün önüne getirebiliyorsunuz değil mi bu kareleri? Hatırladınız yani...

Sonra ne olmuştu? Ortada ne film var ne de filmci! Var olduğu iddia edilen bir "film balonu" üstüne haftalarca ortalık birbirine girmişti. Âmiyâne tâbirle söylersek, "gaza gelmekte" toplum olarak üstümüze yok. Velev ki, böyle bir film yapılmış ve hatta sinemalarda gösterime bile girmiş olsun. Toplum olarak böyle mi tepki gösterilmeliydi? Cuma namazı çıkışında meydanları doldurup, İsrail-Mısır-ABD bayraklarını yakmakla kimin eline ne geçecekti? Düşünen oldu mu? Hayır. Sadece duygusal olarak doldurulmuş insanlar bağırdılar, çağırdılar, kavga ettiler; sonuçta da elde sıfıra sıfır kaldı.

Eğer bir cevap verilmesi gerekiyorsa, aynı şekilde mukabele edilmelidir. Diyelim ki dinine, milletine, bayrağına, tarihine hakaret edilen bir kitap mı yazılmış, aynı şekilde kitap yazmalısın; film mi yapılmış, film çekmelisin; radyo tiyatrosu mu seslendirilmiş, radyo tiyatrosu yaparak karşılık vermelisin. Bu şekilde mukabele edilmediği müddetçe, politikayı çok iyi bilen Batılılar ve Doğulular yaptıkları işte her zaman haklı çıkmaya devam edecek, Müslüman toplumlar da yine haksız kabul edilecekler.

Mevzu biraz dağılmış gibi olsa da, bir başka İskandinav dizi filminden bahsetmek istiyorum. Belki de yukarıda yazdıklarımı, konuyu anlattıktan sonra yazmalıydım. Neyse, bu defa yoğurdu değişik şekilde yiyelim.

Olan yine Danimarka'da yaşayan Müslümanlara oldu

Sarah Lund rolündeki Sofie Grabol'un başrolünde oynadığı "Forbrydelsen" (İngilizce ismi: The Killing, Türkçesi: Cinayet) dizi filmi, yapımcısı ülkeler olan Danimarka, Norveç ve İsveç'te o kadar çok beğenilmiş ki, Amerikan televizyon kanalları hazineyi kaçırmamışlar. AMC kanalı, bu dizinin ABD yapımını üstlenmiş ve dünyada orijinalinden daha fazla seyredilir olmuş. Çünkü Amerikan malı olan uyarlama yani The Killing'in pazarlaması iyi yapılmış... Bence, orijinali olan "Forbrydelsen" çok daha kaliteli bir televizyon serisi...

Yayınlanmaya 2007'de başlayan, 2011 yılında Uluslararası BAFTA ödülü sahibi olan dizi filmin öyküsü kısaca şöyle başlıyor: Sarah Lund, Danimarka'nın Kopenhag şehrinde yaşayan ama İsveç'in Stockholm şehrine transfer olmak üzere olan bir dedektiftir. Kopenhag Emniyet Müdürlüğü'ndeki son gününde, cinayet masasına bir genç kızın kaybolduğu haberi gelir. Gerçi aynı akşam Sarah için polis arkadaşları bir veda partisi düzenlemiştir. Fakat Sarah, yerine geçecek olan dedektif ile birlikte olaya el koyar. Daha sonra kayıp genç kızı canice öldürülmüş bir şekilde bulurlar. İpuçları, Kopenhag belediye başkanlığına oynayan Troels Hartmann (Lars Mikkelsen) isimli bir politikacının kampanya ekibine kadar uzanmaktadır.

Birinci sezonda bu hikâye ile başlayan dizide, katil adaylarından birincisi; Suriye göçmeni, ailesi ve çevresi Müslüman ancak kendisinin İslâmiyet ile bir alakası olmayan lise öğretmeniydi. Karısı da Danimarkalı olan öğretmen Rama (Ramazan'ın kısaltılmışı), 10 bölümlük sezonun 5-6 haftası boyunca bütün şüpheleri üstüne çekti, ki zaten geçmişinde de bir tâciz sabıkası varmış. Belediye başkan adayı Hartmann’ın seçim kampanyasındaki önemli figürlerden biri olan göçmen öğretmen Rama'nın çevresindeki Müslüman tanıdıkları da "terör" zanlısı olarak birer fasıl polis karakolundan geçtiler. Sezon sonunda hakiki katil başka biri çıktı ama bu arada olan yine Danimarka'da yaşayan Müslümanlara oldu. Hürriyetin had safhada olduğunu zannettiğimiz Kuzey ülkelerinde bile Müslüman toplumu üzerinden İslâmiyet'e karşı nasıl bir kuşku ve öfkeyle bakıldığını bu dizi filmden anlamak mümkün...

Potansiyel katil olarak seyircinin gözüne sokuluyorlar

BAFTA'nın ne olduğundan biraz söz edip, dizi filmin ikinci sezonundaki mevzuya geleyim. "The British Academy of Film and Television Arts" yani İngiliz Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi, Oscar'ın İngiltere'deki dengidir. Her sene verilen film, çocuk filmi ve televizyon eserleri ödüllerinden birini 2011 yılında alan "Forbrydelsen" dizisinin 2. mevsiminin açılış bölümünde yine bir cinayet işleniyor. Kadın askerî hukukçu olan maktûlenin ardından, 3-4 tane daha Danimarka askeri öldürülüyor. Bu maktullerin tek ortak yanı Afganistan'da görev yapmış olmalarıdır. Cinayetler peş peşe işlenirken, önce tipik bir Müslüman yakalanır ve karakola getirilir. Sakallı, takkeli, elinde 99'luk tespih, üzerinde beyaz entarisi, gülmeyen bir yüzü ve şüphe uyandıran her hareketiyle çok sevimsiz, Hüseyin Kodmani adlı Fas göçmeni bir kişi... Dizinin ikinci sezonunun 5-6 bölümü boyunca, önce bahsettiğim bu Hüseyin, daha sonra da Danimarka ordusunda yüzbaşı olarak çalışan Bilâl isimli bir başka Müslüman, potansiyel katil olarak seyircinin gözüne sokuluyor.

Arada başka katil adayları da var ama mevzu dönüp dolaşıp bu Müslüman karakterlere geliyor ve dolayısıyla "İslâm, terör" kavramları üzerinden hükümet krizleri doğuyor. İnsaflı bir kişi olan yeni Adalet Bakanı Thomas Buch, terör paketini Meclis'ten geçirmemek için çok gayret sarfediyor. Adalet Bakanı Buch, şüphe üzerinden Müslümanların suçlanmaması lazım geldiğini inatla savunuyor fakat sonunda mağlup oluyor. Çünkü toplum ve politikacılar öylesine yoğun baskı yapıyorlar ki, adam pes etmek mecburiyetinde kalıyor. Sonuçta katil yine farklı bir şahıs çıkıyor ve seyirci olarak biraz rahatlıyoruz ama yine olan Müslümanlara oluyor. Çünkü 10 bölüm boyunca seyircinin zihni sürekli olarak "katil Müslüman" imajıyla dolduruluyor.

Türk halkının televizyonlarda görmediği film ve dizi filmlerden bahsetmemin bir başka nedeni de, bize yabancı olan bir dünyada nelerin döndüğünü, Avrupalı, Amerikalı, Rus, Çin, Japon, Kanadalı, Avustralyalı sıradan insanların beyinlerinin nasıl yıkandığını izah etmek içindi. Yoksa işin kolayına kaçıp, "Muhteşem Rezalet, Kurtlar Sofrası, Fatih, Bir Kulunu Çok Sevdim" gibi film ve dizi filmlerle ilgili olarak ben de yazabilirim. Ama gözümüzün önündekileri değil de, görmediklerimizi yazıyorum ki, okuyuculara bir faydam dokunsun.

 

İslam Gemici filmleri seyretti ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2013, 15:25
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
yavuz yayla
yavuz yayla - 6 yıl Önce

Öteden beri hep kendi kendime; "Müslümanı terörist zannediyorlar ama öyle çıkmayacak sonunda, görürsün" diye söylerdim... Haber kanalları bunu yapıyor; Norveç katilinin kimliği ortaya çıkana kadar failler müslümandı mesela. Yani, her fırsatta islam düşmanlığı için fırsat kolluyorlar.

banner19

banner13