banner17

Sinemanın adı ne olmalı?

Hayal Perdesi dergisi sosyologlara, sinema yazarlarına ve yönetmenlere Türkiye'de sinemanın nasıl kavramsallaştırılması gerektiği üzerine sorular sorarak tartışıyor konuyu.

Sinemanın adı ne olmalı?

Hayal Perdesi dergisi "Kimlik ve sınırların iç içe geçtiği, melezliğin ve heterojenliğin öne çıktığı günümüzde, farklı etnik ve toplumsal kimliklerin ürün verdiği ülke sinemalarının isimlendirilmesi"ni, sosyologlara, sinema yazarlarına ve yönetmenlere Türkiye'de sinemanın nasıl kavramsallaştırılması gerektiği üzerine sorular sorarak tartışıyor konuyu.

Türkiye'de özgün bir sinema dili oluşturma amacı taşıyan sanal sinema dergisi Hayal Perdesi-sinemanın kurgusallığından ilhamla sanal çıkıyor olsa gerek- "Türk Sineması mı Türkiye Sineması mı?" diye bir tartışma konusu açmış. "Kimlik ve sınırların iç içe geçtiği, melezliğin ve heterojenliğin öne çıktığı günümüzde, farklı etnik ve toplumsal kimliklerin ürün verdiği ülke sinemalarının isimlendirilmesi"ni, sosyologlara, sinema yazarlarına ve yönetmenlere Türkiye'de sinemanın nasıl kavramsallaştırılması gerektiği üzerine sorular sorarak tartışıyor konuyu. Konuyu tartışan isimlere 3 soru yöneltilmiş:

1. Sinemayı ulus-devlet şablon ve kimlikleri içerisinde kategorize etme fikrine nasıl bakıyorsunuz? Sizce bu kategorizasyon yeterli midir yoksa belli bir ülkede üretilen sinemayı adlandırma noktasında kaçınılmaz mıdır?

2. Türkiye’de yapılan sinemayı adlandırmak istediğinizde “Türk” kavramı/sıfatı sizin açınızdan ne gibi handikaplar, ne gibi sıkıntıltaşıyor?

3. Türkiye’de yapılan sinemayı “Türkiye sineması” olarak tanımlamak sizce yeterli midir? Coğrafi bir referans, tarihsel bir kültürel birikimle eşleşebilir mi yahut onu çağırmakta yeterli potansiyele sahip midir? Veya “Türk” kavramının/sıfatının belirli bir tarihsel söylem içerisinde kurulmuşluğu/icat edilmişliği göz önüne alındığında, bu kavramı/sıfatı belirli bir coğrafya ve zamanda üretilen sanat/sinema eserlerini adlandırmak için elverişli buluyor musunuz?

Sosyolog Fahrettin Altun
Sosyolog Fahrettin Altun

Sorulara verilen yanıtlar ise şöyle:

Sosyolog Fahrettin Altun, “Sinemanın sınırları dilin sınırlarıdır.”

Altun ilk soyuyu, "Bir ulusun sineması olur mu? Cevabını da hemen vermeli: Tarihi, tiyatrosu, dili ve kültürü ne kadar olursa o kadar olur aslında. Türk ulusu neye tekabül ediyorsa onun sineması da ona tekabül eder. Birincisi ne kadar kurgulanmış, tahayyül edilmişse ikincisi de o kadar kurgulanmıştır, muhayyeldir." diye cevaplıyor. "Türk ulusunun ve dahi “Türk sineması”nın da icat edilmiş tarihler" olduğunu söylüyor.

Altun ikinci soruyu, “Türk sineması” terkibinin neyin karşılığı olduğu üzerinden cevaplıyor. Bu terkibin nevi şahsına münhasır bir gerçekliğe karşılık geldiğinde,bu gerçekliğin mahiyetine ve muhtevasına dair bir tartışma yapabileceğini söylüyor.

Altun son soruya, "Türkiye sineması ifadesi sadece yetersiz bir ifade değil, aynı zamanda anlamsız bir ifade" olarak görüyor. Altun,

"Popüler kültür alanı içinde 'Türk sineması', 'Türkiye sineması' yahut 'Kürt sineması' kavramları muhabbet imkânı" verebileceğini ama bu durumun muhabbet imkanınndan öteye gidemeyeceğini bildiriyor.

Sosyolog Alim Arlı
Sosyolog Alim Arlı

Sosyolog Alim Arlı-“Türkiye'de üretilen sinemayı Türkçe yapılan sinema olarak anlamayı daha zihin açıcı buluyorum.”

Arlı, 19. ve bir ölçüde 20. yüzyılda yaşanan sosyal değişikliklere atıfta bulunarak, sanatların ve bilimlerin milli kimliklerle tanımlanmasını bir ölçüde kaçınılmaz buluyor. Arlı'ya göre, "ulusal dillerin standartlaşması ve yaygınlaşmasına paralel, bu dil ve kültürleri yaşayan eserler olarak 'kodlanan' sanatlar ve bilimler, bu sınıflandırmaların yeniden üretilmesine gönüllü biçimde katıldılar."

Arlı ikinci soruyu "işlevsel olmamakla beraber diğer tüm ülkeler için olduğu gibi Türkiye'de üretilen sinemayı Türkçe yapılan -veya diğer ülkelerde Fransızca, Hintçe, Korece yapılan- sinema olarak anlamaya çalışmayı daha zihin açıcı" bulduğunu ifade ederek cevaplıyor.

Ali Murat Güven
Ali Murat Güven

Ali Murat Güven: “Türk sözcüğünün literal anlamı, şoven Türkler’in de şoven Kürtlerin de inatla anlamak istediğinden çok farklı.”

Güven sorulara teknik açıdan yaklaşarak, sinema isimlendirmesinin tarihsel kökleri üzerinde duruyor. Yabancı kavramları Türkçeye uyarlamaya çalışan oryantalistik bir tavrı var söyleminde. Güven, "Türkiye sineması” şeklindeki bir kavramı zorlama buluyor.

Güven, "Alt kimliklerini hukuken koruma altına almak kaydıyla, daha bütüncül bir hedefi olan, ortak bazı ülkülerde birleşebilmiş, duygusal bağları şimdikinden daha güçlü bir ülkeyi hayal et"tiği ni söylüyor.

Sinema Yazarı Murat Pay
Sinema Yazarı Murat Pay

Sinema Yazarı Murat Pay: “Türk sineması tabiri tamamen kimlik siyaseti üzerinden gelişmiştir diyemeyiz."

Pay, sorulara Mustafa Özel söylemiyle yaklaşıyor: "İki ayrım yapmakta fayda var: Yeni düzenin “özne”si olarak ulus devlet kavramı, yeni düzenin “öteki”si olarak ulus devlet kavramı. Her iki ayrımda ulus devlet şablonunun yansıması farklı: biliyoruz ki bu kavram Avrupa’da toparlanmanın, Osmanlı’da dağılmanın gerekçesi olmuş." ifadeleri Mustafa Özel vurguları.

Pay, sinema için kullanılan “Türk” sıfatını bir handikap olarak görmüyor. Pay, "Bosna Hersek katliamında Sırpların, Müslüman Boşnakları 'Türk'ler diye öldürmesi ne anlama geliyor meselâ?" diyerek Türk kavamının ulusal bir değerinin olmadığı anlamına da çekilebilecek bir değerlendirme yapmış.

Sinema Yazarı Cihat Arınç
Sinema Yazarı Cihat Arınç

Sinema Yazarı Cihat Arınç- “Ülkemizdeki sinemanın ufku Anadolu coğrafyasından ibaret olamaz.”

Arınç, "Bir sinema filminin kıta, coğrafi bölge yahut ülke adlarıyla nitelendirilmesinde yahut sınıflandırılmasında -bu kategorileri mutlaklaştırmamak kaydıyla- bir sakınca" görmediğini söylüyor.

Arınç, "Türk kimdir?" sorusunun “Türk, kendini Türk hisseden herkestir” gibi muğlak ve totolojik bir ifadeyle" karşılanamayacağını, "bu durumda kendini Türk hissetmeyen -hatta belki de devletin kararlı bir şekilde uyguladığı asimilasyon siyaseti sebebiyle yaşadığı acı tecrübeler neticesinde bariz bir biçimde dışlandığını ve sindirildiğini düşünen- Türkiyeli bir Kürt yönetmenin filmini Türk sineması olarak nitelendirmenin de yaman bir çelişki" olacağını belirtiyor.

Arınç, "Türkiye toplumunun Balkanlarla, Kafkaslarla ve Mezopotamya havzasıyla tarihin derinliklerine uzanan akrabalık bağları vardır. Türkiye toplumu Yunanistan’la, Bulgaristan’la, Arnavutluk’la, Bosna’yla, Kosova’yla, Makedonya’yla, Gürcistan’la, Rusya’yla, Ukrayna’yla, Suriye’yle, Irak’la, İran’la, Azerbaycan’la, Ermenistan’la, hatta daha ziyade Ege Bölgesi’nde yaşayan Afro-Türkler sebebiyle Afrika’yla da akrabalık bağları olan bir toplum." olarak tanımlıyor. “Psikolojik hudut”larımızın ulusal sınırlarımızı aştığını vurguluyor.

Sinema Yazarı İhsan Kabil
Sinema Yazarı İhsan Kabil

Sinema Yazarı İhsan Kabil: “Tabii akışı içinde yaklaşıldığında sorunlar da çözülür.”

Kabil, sinemanın "bir kimlik dâhilinde algılama"nın "olağan sayıl"ması gerektiğini söylüyor. Kabil'e göre, "Bir ülkede yapılan bir filmi o ülke sinemasından saymak doğal bir şeydir; diğeri, dünyadaki ulus-devlet oluşumları yok olduğunda kendiliğinden düşünülecek, kategorizasyonların değişebileceği bir durumdur."

Kabil, “Türk sineması” ifadesini kullanımının bir mahsuru olmadığını söylüyor.

"Türkiye sineması" ifadesinin sentaktik bir problem olarak görüyor ve şu soruyu sorarak meseleye yaklaşımını ortaya koyuyor. "Sinemamızın özellikle 1980'den önceki algısına bakıldığında, hangi etnik kökenden olursa olsun ana yapının adı Türk sineması idi. Bu konuda belli bir kompleks veya sorunsallık sözkonusu değildi. Yapaylık, samimiyeti gölgeleyecek bir olgudur ve zarftan ziyade mazrufa bakılmalıdır."

Soruşturmadan bir intibanız olsun istedik. Bu soruşturmanın belli bir amaca yönelik olduğu kanaatimdeyim. Şu an için "sinema nedir?" devamı sorular sorunlar halledilmeden isimlendirme yapmaya çalışmak ne kadar doğru olur?, sorusunu da hafızalarda tutmak gerekir. Biz de bu soruşturmaya bir katkı yapalım dedik ve iki değerli insana- biri sinemasever bir aktivist, diğeri yemekhane fişi satan bir sinemacı- aynı soruları yönelttik. İstedik ki yapılanlara Anadolu'dan bakış nasıldır?, sorusu da yerleşsin.

Hala Cumhuriyetçi seçkincilikten kurtulamadık mi yoksa? Bizimki cumhuriyetçi seçkincilik değil belki ama bir seçkincilik var sanki..

Emir Dündar
Genç Siviller-Bursa Aktivisti, Emir Dündar

Genç Siviller-Bursa Aktivisti, Sinemasever Emir Dündar: "Benim gönlüm daha kapsayıcı, dışlamayan tanımlamalar olan bu toprakların zenginliğine uygun “Anadolu sineması” ya da “Türkiye sineması” denmesinden yana."

1. Böyle bir kategorizasyonun yapılan filme filmin diğer bütün teknik özelliklerinden bağımsız olarak başka bir ruh kazandırdığını düşünüyorum. Yapılan sinemayı böyle bir kimlikle de tanımlamak, çoğu sinemaseverin tercihlerini belirleyen bir kriter durumuna geldi. İran, Hint, Kore sineması deyince kafamızda vücut bulmayı bekleyen bir ruh oluşturuyoruz ve filmi izlemeye koyuluyoruz. Etnik kökene göre tanımlamanın ayrıştırıcı, dışlayıcı olmasının yanında sinemada bu tanımlamanın bir zenginlik bir değer olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama diğer yandan günümüzde yapımlar küreselleşme algısıyla birlikte bu ruhu kaybetti. Bu tarz yapımları yine bir etnik kimlikle tanımlamanın o kimlikle anılan sinemanın özüne büyük zarar verdiğini, güzelliğini kaybettiğini düşünüyorum.

2. Türkiye’de yapılan filmlere toptan Türk filmi denmesini bu coğrafyanın özüyle, bu toprakların zenginliğiyle örtüşmeyip, bu topraklarda bu kimliğin oluşturulması süresince yaşanan acılara ve bunları yaşatanların ekmeğine yağ sürmek demek olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle benim gönlüm daha kapsayıcı, dışlamayan tanımlamalar olan bu toprakların zenginliğine uygun “Anadolu sineması” ya da “Türkiye sineması” denmesinden yana.

 3. Aslında bu sorunun cevabını biraz 2. soruda vermiş oldum. Günümüzde yaşayan Türk kimliği, bu topraklarda yaşanan tüm kimliklerin unutturulup, jakoben politikalarla hepsinin üstünde konumlandırılmaya çalışılmış bir kimlik. 10 yılda 15 milyon kendi kültürünü, bu toprakların zenginliğini, tarihini unutmuş, kendi mezar taşlarına yabancı genç yaratmayı amaçlayan bir sistemden bahsediyoruz. Bence sanatın, bu despotizmle oluşturulmuş kimliğe bir eleştirisi olmalı. Sanat, en azından bu topraklarda asırlardır yaşayan, bu kültürün oluşmasında büyük pay sahibi olmuş ama şimdi esamesi okunmayan halkların ruhlarına haksızlık etmemeli. Bu nedenle bu topraklara kültürel açıdan büyük katkıda bulunmuş kimliklerin, uğruna yok edildikleri bir isim altında toparlanmasını sanatın kendisi açısından doğru bulamıyorum.

Hamza Meral
Yemekhane Fişi Satan Sinemacı Hamza Meral

Yemekhane Fişi Satan Sinemacı Hamza Meral: "Türkiye Sineması; Türk sineması yerine kullanılamaz."

1. “Ulus – Devlet şablon ve kimlikleri içerisinde kategorize etme fikri” Öncelikle böyle bir soru sorma fikri kimden çıktıysa tebrik ediyorum. Birbiri ile ilişkilendirilmesi bu derece zor kavram ve kelimeler ancak böylesi bir ustalıkla yan yana getirilebilirdi. Son derece oturaklı ve ciddi görünen ancak bir o kadar da boş, yönlendirici ve art niyetli bir soru bu.

2. Bu ve / veya başka türlü bir kategorize etme fikri sinemanın ve sinemacının sanatsal kaygıları içerisinde yer almaz. Sinema içine girdiği kalıba göre şekillenmez. Böyle bir derdi de yoktur, böyle bir yeteneği de yoktur. Sinemayı bir ülke ve / veya bir kimlik tanımı içerisine dahil etmek farklı meslek ve düşünce gruplarının işidir. Sinemayı disiplinize ederek sanatın kapsayıcı alanından bilimin sınırlayan alanları içerisine sıkıştıran akademisyenler, küresel sermaye gruplarının pazarlamacıları, ulusların kaderini değiştirme iddia ve gayretindeki toplum mühendisleri yapar bu ayrıştırmayı ve onlar için de bu sınıflandırma geçerlidir. Bir sinema filmi kurgulandığı dönemin, çekimlerin yapıldığı coğrafyanın, kullanılan teknik donanımın özelliklerini taşır. Yönetmen senaryo ve oyuncular filme etki eder. İşte filmi oluşturan bu pek çok unsurdan yola çıkarak işlevsel bir sınıflandırma yapılabilir. Ancak bu sınıflandırmaları kesin ve sinemanın özüne müdahale edecek biçimde kabul etmek sinemanın kendisine haksızlık olur.

3. Hiçbir handikap oluşturmaz. “Türk” kelimesi bu coğrafyada bir ırkı tanımlamak için kullanılmadığı gibi Avrupa ve Dünyada da yaygın olan genel kanı bu yöndedir. Türk pasaportu olduğu için hor görülen Hıristiyan Ermeni vatandaş örnekleri o kadar çoğaltılabilir ki.

Türkiye Sineması; Türk sineması yerine kullanılamaz.

"Seçkinciler ne zaman Anadolu'nun sesini duyacaklar?" sorusu da bizden soruşturma yapanlara gelsin. Bir de Anadolu'nun sesini duymakta anlaşmak gerekir.

 

Arda Şeker, soruşturmaya teşekkür ederek hem de sanki biraz kızarak haber yaptı

GYY'nin notu: Allah sinema ehline kolaylık ve yoğun bir mesuliyet duygusu versin. Sinemayı sevmeyen biri olarak ne Türk sinemasından bir şey bekliyorum ne de Türkiye Sinemasından. Müslümanların sineması diyebileceğimiz bir şey beni heyecanlandırırdı belki ama diyorum ya sinemayı sevmiyorum! Başkasının sevmesine ise karışmıyorum!

Güncelleme Tarihi: 26 Ocak 2011, 18:18
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Naim Tekin
Naim Tekin - 8 yıl Önce

Nasıl amerikan sineması, fransız sineması, italyan sineması varsa, bir de "Türk Sineması" vardır, beyler, hanımlar.

Türkler, "Türk" sözcüğünden bu denli korkan sizin gibi uçukları öpsün..

mustafa emin
mustafa emin - 8 yıl Önce

Hamza Meral desteksiz salvolarla tam da anadolu populızminin hasıni yapmış. arda kardeşımizin mevzuyu bir elitizm çerçevesinde lanse etmesi enteresan. aksine bu tartışma türkiyedeki seküler üniter devlet yapısının totalitarizmden mazlum halkların endişeleriyle ortaya çıkan bir dinamizmden beslenen bir süreç. bu mevzuyu salt bir isim koyma, tasnif etme, niteleme sorunsalına indirgemek, en hafif ifadeyle vicdansızlık olur. bu ülkede kimliğinden ötürü katledilen onca insan varken biraz el-insaf

mustafa tuncel
mustafa tuncel - 8 yıl Önce

DÜNYABİZİM COM GÜZEL İŞLER YAPAN BİR SİTE. GYY NOTLARI DA ÇOK YERİNDE OLUYOR. BİR ŞEY EKSİKTİ DEDİĞİMİZ ÖYLE HİSSETTİĞİMİZ ANDA GYY NOTU GÖRMEK; İŞTE BAŞKA HİÇ BİR SİTEDE OLMAYAN BİR ŞEY BU... TİTİZLİK GÜZELDİR.

banner8

banner19

banner20