Sinema kavgaları daha ne kadar sürecek?

Bazıları bu toprakların ve insanların değerlerini tanıyıp benimsemedikçe sinema kavgaları süreceğe benziyor. Peki, bu kavgalar ne zamandan beri yaşanıyor?

Sinema kavgaları daha ne kadar sürecek?

 

Sanat, üretildiği medeniyet dairesinin dinamiklerini taşıdığı oranda tutarlı ve hakiki bir dil yakalamış olur. Bu durum, ait oldukları medeniyet alanında değişime gitmemiş ya da medeni değerlerinden şüphe duymamış toplumlar için şüphesiz daha kolaydır. Oysa biz, yüzyıllar içerisinde inşa ettiğimiz medeniyet dinamiklerine yönelik bir sorgulama ve o dinamikleri değiştirme sürecine girdik. Bunu bir devlet politikası biçimde uyguladığımız için de geleneğimizden kopuşumuz hem daha hızlı hem de sancılı oldu. Ve bu durum, yeni medeniyet alanımızı, eski değerlerimizin üzerine inşa etmemizi engelledi. Ait olunan medeni aidiyet alanının değişimi, farkı algı ve yaşantı biçimleri doğurdu.

Değişim sonucunda oluşan farklı algı ve anlayışlarla yaklaşılan alanlardan bir tanesi de sinema olmuştur.Sinematek

Sinemaya yönelik iki farklı anlayış gelişti

İnsan tasavvurundaki, üretim biçimlerindeki değişim, sinemaya bakışı da şüphesiz etkilemiştir. Yeni medeniyet unsurlarını çabucak benimseyen ve o değerlere yönelik herhangi bir sorgulama süreci yaşamayan aydınlar, Batı’yı kopya etmeye yönelik bir sinema algısı edinmişlerdir. Bir grup sinemacı da bize ait değerlerin benimsenip, geleneksel anlatım biçimlerinin geliştirilmesi ile, yerli bir sinemanın kurulabileceğini savunmuştur. Bu farklı iki anlayış, farklı oluşumlarla kendini göstermiştir. Birinci anlayış Şakir Eczacıbaşı tarafından kurulan Sinematek olarak; ikinci anlayış Halit Refiğ, Metin Erksan, Ertem Göreç, Duygu Sağıroğlu’nun öncülük ettiği Halk Sineması biçiminde somutlaşmıştır.

Batının ve bizim yaklaşımlarımızı karşılaştırmalı ele alıyor

Halit Refiğ, Türkiye’deki insan yapısını iyi tanımaktadır. Bu farkındalık; yaşantı, davranış biçimleri, toplumsal hareketlilik, değişim gibi görünen yönleri kavramanın ötesinde, Türkiye insanına dair daha derinlemesine bir farkındalıktır. Tarihî süreç içerisinde Türkiye’de yaşayan insanların, hangi insanî değerlerle yoğrulup nasıl bir sanat ve estetik algı edindiklerinin bilincindedir. Dolayısı ile ulusal bir sinema oluşturmak gerektiğini savunur. Bu sinemanın hem konu ve üslubunu hem de kaynağını kendi insanından alması gerektiğini ısrarla vurgular.

Halit Refiğ - Ulusal Sinema KavgasıHalit Refiğ, bu düşüncelerini hayata geçirme sürecinde yaşananlara değindiği yazılarını, Ulusal Sinema Kavgası ismi ile kitaplaştırmıştır. 1. baskısı Ekim 1971’de Hareket Yayınları’nda yapılan bu kitap, 2009 yılında Dergâh Yayınları tarafından yeniden yayımlandı.

1965-1971 yılları arasında Halit Refiğ’in yazmış olduğu yazılardan oluşan kitap, Batı’nın yaklaşımlarını ve bizim çeşitli konulardaki yaklaşımlarımızı karşılaştırmalı olarak ele alıyor. İnsan yapısı ve insana bakış, üretim biçimleri gibi konularda, karşılaştırmalı değerlendirmeler yapıldıktan sonra, bu konuların sanatın dilini nasıl etkilediğine ve belirlediğine işaret ediliyor.

Görmezden gelme sürecinin sindirmeye dönüştüğü sinema kavgası

Kitapta, sanatımızın üzerine inşa edildiği dinamiklerin, sinemamıza nasıl uygulanabileceğine değiniliyor. Bu süreçte yerli ve hakiki bir sinema dili geliştirmek için, Halit Refiğ ve arkadaşları tarafından nasıl bir kavga verildiği örneklerle ortaya konuyor. Halkın değerlerinden ve halktan ilham alarak çekilen birçok filmin, sinemayı Batı’yı taklit etmek olarak algılayanlar tarafından nasıl görmezden gelindiği, kitapta uzun uzun anlatılıyor.

27 Temmuz 1966 tarihinde Sinematek Derneği’nin organize ettiği “Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, Türk Sineması ve Geleceği” konulu açık oturuma konuk olan Halit Refiğ ve Duygu Sağıroğlu’nun maruz kaldıkları saldırı da yaşananları özetler nitelikte: Türk sineması gerçeklerini anlatmak için oturuma konuk olan Halit Refiğ ve Duygu Sağıroğlu bir anda kendilerini sanık sandalyesinde bulur. Sinema konuları kenara bırakılıp kişisel sataşmalara varan bir sorgu süreci yaşanır. Halit Refiğ’in yazdığı yazıların hesabı sorulmaya çalışılır. Duygu Sağıroğlu ve Halit Refiğ oturumu terk etmek zorunda kalır.

Görmezden gelme süreci artık sindirme sürecine dönüşmüştür. Fakat halk kime inanacağını ve kime değer vereceğini çok iyi bilir. Konusunu oluşturduğu sinemanın kaynağını da oluşturur. Böylece tam bir halk sineması oluşur. Bu sinema, diğer ülkelerin sinemaları gibi sermaye sahiplerinden veya devletten güç alan bir sinema değildir.

O kavga bugün de sürüyor

Ezel Erverdi,  kitabın ikinci baskısının sunuş yazısında “Halit Refiğ’in 1971’de Ulusal Sinema Kavgası’nda ileri sürdüğü bu fikirler 2009’da; soğuk savaş sonrası yıkılan duvarların enkazı ve Yeni Dünya Düzeni arayışının karmaşası önünde de söylenemez mi?” ifadelerine yer vermiş. Ezel Erverdi’nin ifadelerine, “Evet o ifadeler, sinema yazarları arasında -kitabın yazıldığı dönemdeki anlayış farklılığının yol açtığı türden- bir kavganın yaşandığı bugün de söylenebilir” ifadelerini ekleyebiliriz.

Bu topraklarda yaşayanlar bu toprakları tanıma, insan yapısını, inanç sistemini kabullenme yoluna gitmedikçe, bu kavgalar süreceğe benziyor. Allah, bu toprakların değerlerine ve insanına olan inancından dolayı kavgaya tutuşanlardan vefat edenlere, rahmet eylesin; o kavgayı bugün sürdürenlerin de yanında olsun.

 

Serdar Arslan değindi

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2017, 15:43
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13