banner17

Senaryo Bütünlüğünde Problemler Olan Bir Film Direniş Karatay

Bu hafta vizyona giren Direniş Karatay filmi, son dönemde tarihi kişiliklerin ve olayların perdeye yansıtılması eğiliminin sinemadaki son örneği. Serdar Arslan, filme dair yazdı.

Senaryo Bütünlüğünde Problemler Olan Bir Film Direniş Karatay

KTO Karatay Üniversitesi’nin yapımcılığını, Selahattin Sancaklı’nın yönetmenliğini üstlendiği Direniş Karatay filmi; son dönemde, tarihi kişiliklerin ve olayların perdeye yansıtılması eğiliminin sinemadaki son örneği. Tarihimizin günün imkânları ile sunuluyor oluşu şüphesiz olumlu bir gelişme. Ne var ki tarihi olay ve şahsiyetlerin hangi anlatı imkânları ve sinematografik yeterliliklerle göz önüne konduğu da bir o kadar önemli. Zira iyi anlatılamamış her tarihi vaka yahut şahsiyet, karikatürleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.

Klasik anlatı ile meramımızı anlatmak

Kendimize ait hikâyelerin yine kendimize ait anlatı formları ile işlenmesi şüphesiz her anlamda çok daha yararlı olurdu. Ne var ki gerek sektörel bakışımız ve gerekse sinema birikim ve bilincimiz bunun için henüz yeterli değil. Bu durumda kendi hikâyemizin var olan anlatı formları ile en iyi biçimde anlatılması seçeneği ile karşı karşıyayız. Klasik sinemanın kodları ile hikâye anlatmak, anlatılanın seyircisine ulaşması noktasında kaçınılmaz bir tercih olarak karşımızda duruyor bu durumda. Direniş Karatay filmi de klasik anlatı kodları ile bir tarihi dönemi ve o dönem şahsiyetlerini konu edinen bir yapım. Ne var ki filmin klasik dille konuşurken senaryo temelli bazı yetersizlikleri göze çarpıyor.

Senaryodaki temel çatışma ne?

Direniş Karatay filmi özetle, 2. Gıyasettin Keyhüsrev dönemi Selçuklusunu konu ediniyor. Bu dönemin öne çıkan şahsiyetlerini perdeye aktarıyor. Döneminin ve sonrasının birikiminde oldukça önemli bir role sahip olan Celaleddin Karatay’ın kurduğu Karatay Medresesi’nin kurulma aşamasını, Moğol istilasını ve de Selçukludan Osmanlıya devrolunacak mirasın metaforik bir harita üzerinden anlatımına girişiyor.

Bir dönemin karmaşası içerisinde birçok olayı perdeye taşıma girişimi, beraberinde bir anlatı zorluğunu ve yetersizliğini de getirmiş bana kalırsa. Bir defa filmin ana karakterinin kim olduğu tam olarak belirgin değil. Zira filmde hangi olayın temel ağırlık merkezini yani temel çatışmayı taşıdığı da netlikle ortaya konamamış. Yarısı kayıp haritanın bulunup Ertuğrul’a teslimi mi, Moğol ülkesinde büyüyen Kutay’ın sağ salim kendi yurduna dönmesi mi, Moğol istilasının püskürtülmesi mi, yoksa Karatay Medresesi’nin inşası mı? Bu olayların tamamı neredeyse birbirine paralel ve eşit ağırlıkta yürüyor ve bu da beraberinde bu olaylarla irtibatlı kişilerin hikâyedeki ağırlıklarının sürekli bir salınım halinde kalmasına yol açıyor.

Özetle filmin temel çatışması, yan çatışmaların ana çatışmayla bağlantısı ve de bu çatışmaları var eden ve de çatışmadan etkilenen kişilerin hikâyedeki ağırlıkları sağlıklı biçimde kurulamamış. Hal böyle iken klasik anlatının perde-seyirci ilişkisini oluşturan özdeşleşme de yeterli düzeyde gelişmiyor.

Aksiyonu vaaz eden diyaloglar

Senaryo anlamında filmde görülen bir diğer yetersizlik, olayların seyrinin, karakteri harekete geçiren sinematik boşluklar yerine diyaloglara bağlı yönlendirmeler ile değişiyor oluşu. Türkiye’de dizi senaryoları üzerinden gelişen ve kurulan anlatıyı zayıflatan bazı durumlar söz konusu. Bu durum da dizi sürelerinin uzunluğu noktasında geliştirilen bir çözümün sinemaya yansımasından ibaret: Olayların sebep-sonuç ilişkisi içerisinde geliştiği ve görsel çözümlemeler ile desteklenerek sürüklendiği anlatının yerine, ağır bir tonda ifade edilen epik diyaloglarla olayın seyrinin vaaz edilmesi. Dizi senaryolarında oldukça sık görülen bu durum Direniş Karatay filminin senaryosuna da sirayet etmiş durumda.

Mizansen anlamında kimi yetersizlikler )savaş sahnelerinde figüran sayısındaki azlık, genelde dar açıların kullanılması, medrese yangınında sadece tutuşmuş birkaç odun parçasının görülmesi gibi) olsa da bir dönem filmlerinin zorluğu hesaba katıldığında filmin bu anlamda kabul edilebilir bir düzeyde olduğu söylenebilir. Oyunculuk noktasında ise özellikle Mehmet Aslantuğ’un başarılı bir performans sergilediği gözden kaçmıyor.

Büyük prodüksiyon fetişizmi yerine iyi senaryo

Sonuç itibariyle klasik sinemanın sınırları içerisinde kalarak konusunu perdeye yansıtmaya çalışan filmin, senaryo bütünlüğünü başarılı kuramadığı için seyircinin perde ile ilişkisini de sağlıklı biçimde oluşturamadığı görülüyor. Büyük bütçeli devasa prodüksiyonların giderek fetiş halini aldığı ülkemizde, senaryonun şaşaalı prodüksiyonlardan çok önce geldiği ve mevzu sinema ise temel belirleyenin senaryo olduğunun artık kavranması gerekli.

 

Serdar Arslan

Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2018, 15:47
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20