Seküler bir perspektiften Tahrir: Al-Midan

Al Midan (The Square/2013), Mısır devrimi ve sonrasında yaşananları Tahrir Meydanı üzerinden kronolojik bir sıralamayla anlatan Mısır-ABD ortak yapımı bir belgesel-film. Rumeysa Kılıç yazdı.

Seküler bir perspektiften Tahrir: Al-Midan

 

 

Al Midan (The Square/2013), Mısır devrimi ve sonrasında yaşananları Tahrir Meydanı üzerinden kronolojik bir sıralamayla anlatan Mısır-ABD ortak yapımı bir belgesel-film. “Meydan”da, Mısır’ın devrimle beraber iki yıllık sürecini ele alan yönetmen Jehane Noujaim Mısırlı bir baba ve Amerikan bir annenin çocuğu olarak Mısır’da doğmuş, Amerika’ya yerleşmiş ve belgesel sinemacılık üzerine çalışmış bir yönetmen. “Direct Sinema” tarzında çalışan Noujaim, bu projesinde de tamamen karakterlerin duygusal yoğunluğuna odaklanıp bir dış ses kullanmayarak olayları verirken, izleyiciyi bir gözlemci olarak konumluyor. Filmin yapılış sürecini anlattığı bir röportajında Tahrir Meydanı’nda Mübarek’in devrilmesinden 18 gün önce film karakterleri ile tanıştığını ve olaylardan çok onların hikâyeleri ve duygularına yoğunlaştığını belirtiyor ki, Noujaim’e göre diğer halkların devrimi empatileyebilmesi için bu elzem. Karakterlerden bir tanesi Mısır’ın ünlü oyuncularından Khalid Abdalla, kendisi “Uçurtma Avcısı” gibi Amerikan yanlısı bir filmde başrol oynamış birisidir, diğeri 25 yıldır Müslüman Kardeşler’in içerisinde olduğu iddia edilen Mecdi, sonuncusu ise sıradan genç bir Mısırlı olan Ahmet’tir.

İtiraz kültürü mü, çatışmayı körüklemek mi?

“Meydan”, açıkça taraf tutan bir belgesel film. Ancak bu tarafgirlik, belgesel filme başarılı bir şekilde vicdan arayan iyi niyetli insanların sesleri olarak yerleştirilmişti. Noujaim’in Batı’da yetişmiş olmasından kaynaklanan bir profesyonellikle, her kafadan düşüncenin duyulmasını sağlamaya çalıştığı da ortada. Generallerden, orduyu savunan sıradan insanlara kadar birçok kişinin slogan ve konuşmalarına kısa da olsa izleyici şahit oluyor. Açıkçası her ne kadar her kesimden insanın düşüncesi ve ruh hali yansıtılıyormuş gibi gösterilse de, filmde baskın olan karakterler seküler Mısır’lılardı. Net bir şekilde şunu görmek mümkün: Mübarek devriminin ardından geliştirilen bütün tepkiler, buna Mursi’nin görevi bırakması için yapılan protestolar da dâhil olmak üzere, kendi deyimleri ile bir itiraz kültüründen kaynaklanıyor fakat bu kültürü oluşturan “ilkesel derinliğe” sahip değiller. Ordu, seçimlere gidileceğini açıkladığında tek örgütlü grubun Müslüman Kardeşler olmasından dolayı endişeleniyor ve oy vermek istemiyorlar.

Karakterlerden bir tanesi, “Kardeşlerimiz ölürken oy mu kullanacağız?” diyor. Kanı durdurmaya yönelik hiçbir somut adım atmıyor ve sokaklardan çekilmiyorlar. Müslüman Kardeşler, daha seçilir seçilmez bir şans bile vermeden, “Kırk katır mı kırk satır mı?” seçimine zorlandıklarını belirtip, onları din istismarı ve göstericileri orduya satmakla suçluyorlar. Kendisini “halk” olarak tanımlayan bir kitle, seçimler söz konusu olduğunda sanki hiç otuz yıllık bir diktatoryada yaşamamış gibi seçimleri istemiyor. Bu beni çok şaşırttı. “Biz lider değil vicdan arıyoruz!” diyorlar ki, kaosun boyutlarını varın siz hesap edin. Kitleleri ne kadar romantik nosyonlar ile hareket ettirebilirseniz, onların gücünden o kadar faydalanabilirsiniz. Üstelik bu, insanların doğrularını neredeyse sezgisel bir şekilde oluşturdukları “Ortadoğu” gibi sisli bir arazi de çok daha kolay. İzlerken Türkiye de yaşananlar ile Mısır’da yaşananlar arasında ki benzerlikleri görecek ve epeyce şaşıracaksınız. Sanatçıların halkı yönlendirmesinden tutun, eylem yapılan arazide ki çöplerin göstericiler tarafından toplanmasına kadar birçok benzerlik söz konusu.

Sokaklarda örgütlenmek mi, örgütlü bir güç olarak sokağa çıkmak mı?

Filmde, Tahrir’de ki kitleyi son derece tutarsız buldum. Mesela Mursi’nin devrilmesi için protesto yaparlarken ordunun tekrar yönetime geçeceğini biliyorlar fakat “Demokrasi ve özgürlük için, Mursi’nin gitmesi gerekiyor!” diyebiliyorlar. Bunu hammertonail.com sitesine verdiği röportajda Noujaim, devrimin amacından sapmasını istememeleri olarak açıklıyor. Fakat “Yeni Firavun” diye adlandırdıkları adam, ordu tarafından çok kolay bir şekilde devrildi. Mursi’yi, “dinci faşist” bir iktidar olarak sunmalarını ve Müslüman Kardeşler üyelerinin hepsini düşünmeden hareket eden birer “emir eri” gibi gösterdiklerini de atlamayalım.

“Meydan”, bana çağın yeni trendinin, sokaklarda örgütlenmek olduğu hissettirdi. Dikkatinizi çekerim; örgütlü bir güç olarak sokağa çıkmak değil, sokaklarda örgütlenmek. Film de Khalid Abdullama, “Bir liderimiz yok. İnsanlara alternatif sunamıyoruz.” diye bir cümle sarf ediyor. Fitnenin adam öldürmekten kötü olduğuna inanmış insanlarsanız, bu cümle yeterince huzursuz edici olacaktır. Filmi Ortadoğu ülkelerindeki bütün insanların izlemesi gerektiği kanaatindeyim. Rahatsız olacaksınız. Fakat neyin ortasında olduğumuzu görebilmemiz için rahatsız olmamız gerekiyor. ”Pusluydu görünen manzara/Fakat biz sahip çıkacağız/Ülkemize ve torunlarımıza”.

Not: “Meydan” bu aralar, Beyoğlu Sineması’nda gösterimde.

 

Rumeysa Kılıç yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2014, 10:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13