banner17

Sana sevdanın yolları, bana kurşun ..

Konuşursan hakikat ortaya çıkacak. Susarsan ölüm vadisine sürüleceksin..

Sana sevdanın yolları, bana kurşun ..

Konuşursan hakikat ortaya çıkacak. Susarsan ölüm vadisine sürüleceksin. Sevdiğini söylersen sevdiğin dışlanacak toplum tarafından. Susarsan suçluluğuna hükmedilecek. Mustafa Nezihi çok eski bir filmin siyah-beyaz karelerinde yakalandığı düşünceleri anlatıyor.

I ConfessBir Alfred Hitchcock filmi. Epey eski. Siyah beyaz olacak kadar eski. Filmi, üzerinde düşünülmesi gereken bazı şeyler barındırdığı için sizinle de paylaşmak istedim. Dikkat çekici ilk olumlu özellik, aşkın, 1950’ler Holywood sinemasında henüz cinselliğe dönüşmemiş olması. Amerikan muhafazakarlığının çok şeyler kaybetmiş olduğunu farkediyorsunuz. Bir zamanlar cinselliğe başvurmadan da sevgiyi anlatabiliyormuş bu sektör. Günümüzde artık en ‘aile filmi’ denilen filmlerinde bile bu ‘sınırlı masumiyet’i görmek çok zor. Erotizmi bile aşan çirkef sahnelerle malul filmleri. Saplanıp kalmış nefs-i emmarenin kışkırtılmasına. Elbette filmin merkezinde bir rahibin olması da bunda etkilidir.

Çember daralmakta...

Filmde herkes bir şeyleri gizliyor. Peder Logan kilisesinde çalışan bir Alman’ın kendisine yaptığı itirafı saklamak zorunda. Fakat bakalım ne kadar saklayabilecek? Çünkü çember gittikçe daralmakta. Polis müfettişi işin peşini bırakma niyetinde değil. Soruşturmayı derinleştirdikçe deliller bir rahibi işaretliyor.  Bu rahip de Logan’dan başkası değil.

I ConfessAşkın bir adı da sabır değil miydi?

Logan’ın eski sevgilisi hala onu sevdiğini düşünmektedir. Fakat Logan savaşa gittikten bir süre sonra bir zenginle evlenmiş. İnsan bu sahneleri seyrederken ‘bekleyen sevgili’lere ah etmeden duramıyor. Kadın mı daha çok bekleyebilir erkek mi? Yeşilçam filmlerinin binbir zorluk ve sıkıntı içinde yıllarca bekleyen sevgilileri, âşıkları gönlümüzdeki yerlerini daha da sağlamlaştırıyorlar. Sevdiğiyle evlenemediği için mücerret bir hayatı kabullenen ve aşk ile mecnun olan aşıklara saygımız ve sevgimiz gittikçe artıyor. Acaba biz de artık Amerikalı mıyız? Leyla ve Mecnun birer efsane mi? Sabr ü kararı kalmayan aşkın melamet ehline bakacak yüzümüz var mı?

Katil rahip mi, rahip elbisesi giymiş tarih mi?

I ConfessKatil bir çeşit kurnazlıkla ettiği itiraftan sonra günah çıkarma sütresinin ardına gizlenir. Zaten parasını çalmak için gittiği tefeciyi öldürürken de üstünde bir rahip elbisesi vardı. Kendisini iki ‘kutsallık’la gizleyerek dokunulmaz olmuştur. Burada gizli bir Hıristiyanlık eleştirisi görmek de mümkün. Belki yönetmenin böyle bir amacı yok. Lakin Hıristiyanlık tarihini düşündüğümüzde ruhban sınıfının ayrıcalıklarını ve dokunulmazlıklarını kendi lehine fazlaca ve sofistike bir şekilde kullandığına şahit olmaktayız.

Zorluk ve kınanma vadisinde yürümeyi göze almak

Filmin en can alıcı noktası ise bir inanca kendini adamış bir adamın, peder Logan’ın, ölüm yolunda yürümeyi göze alacak denli samimi olmasıdır. Hem verdiği sözün esiridir. İtirafları faş etmeme, onları koruma yemini. Hem de eski sevdiğinin aile yaşamına, mahremiyetine zarar gelmesin diye  susturmaktadır kendini. Öyle bir ikilem var ki ortada. Konuşursanız hakikat ortaya çıkacak, adalet olacak. Katil, yani zulmeden yargılanıp cezasını bulacak. Fakat yine konuşursanız samimiyetiniz ve inancınızın size verdiği direnç zedelenmiş olacak. Logan inancının mümini olmayı yani susmayı tercih ediyor. Verilmiş söze, edilmiş yemine sadık kalarak zorluk ve kınanma vadisinde yürüyor. Tüm haklılığına ve masumiyetine rağmen kendisine yapıştırılan yaftayı üzerinde taşımaya devam ediyor. Çarmıhını taşıyan İsa ( a.s. ) çileciliğine değişik bir gönderme.

'Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.'

I ConfessFilm biterken bir Müslüman olarak günahları setretmenin ve kendini kardeşi için feda etmenin zorluğunu, yüceliğini unutup unutmadığımızı soruyorum nefsime. Elbette kısas gerektiren suçlardan bahsetmiyorum. Onlar bizi böyle bir ikileme sürüklemez. ‘Kendimiz, ana-babamız ve akrabalarımız aleyhine de olsa’ doğruyu söylememiz emredilmiş. Sürüklemez dedim ama… Ne kadar hakkaniyetliyiz bu konularda? Peki ya nefsimize karşı işlenmiş kötülüklerde affedici ve setredici olabiliyor muyuz?

"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"

 

 

Mustafa Nezihi Pesen çok mu 'derin'e daldı?

Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2010, 18:19
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20