Şair olmak isterken sinemacı olmuş

Mesut Uçakan'ın zorluklar ve mücadele ile geçen hayatı üzerine bir kitap var.

Şair olmak isterken sinemacı olmuş

Mesut Uçakan, Türk sineması için çok özel bir isim. Sinemada var olmanın mücadelesini sadece kendisi için değil, görmezden görülen bir kitle için de vermiş bir yönetmen. Yok sayılan sorunları beyaz perdeye yansıtan, önemsediği dertleri sahiplenen, güzel bir yürek.

Aslında şair olacaktı!

Ortaokul yıllarında iken kara sevdaya yakalanan genç için şiir yazmak kaçınılmazdır. Şiiri sevmek ve hep onun peşinden gitmeyi istemek, yani şairlik ise, apayrı bir istek. Mesut Uçakan da gençlik yıllarında bu isteğin peşine düşmüş. Gençlik yıllarına kadar yaşadığı Kırıkkale’de, her gençlikaşkında biraz daha sevmiş şiiri. Sene 1960’lar ve Uçakan, şair olmaya karar vermiş. Babası onu göndermese, İmam Hatip’e gitmek aklında yokmuş hiç. “İmam Hatipli olmak” o yıllarda ağır gelse de, şimdilerde bu sıfatla gurur duyduğunu söylüyor.

“Benim İstanbul’a gitmem gerek!”

Henüz ortaokuldayken şiirleri çok beğenilir Mesut Uçakan’ın. O yıllarda bir de roman yazar. Ama bunları kitaplaştırmaz. Kırıkkale’den çıkmak ve İstanbul’da yaşamak gibi bir düşüncesi vardır. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için uğraşır da: Cebinde biraz para ile İstanbul’a gelir. Ama yaşam zordur bu kentte, mecburen geri döner. Çok kısa bir zaman sonra ise İstanbul’da Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünü kazanır. İstanbul’a bu gelişinde, yine geri dönmemeye kararlıdır Uçakan. Ama bu şehirde yaşamak için adım atmak yetersizdir. Tutunmak için para lazımdır ve işin kötüsü, sayfalar dolusu dizesi olduğu halde, parası yoktur Uçakan’ın.

Bazen helva satmak, bir direnme biçimidir!

Bu hikayenin gerisi azim dolu: İstanbul’da kalmaya karar vermiş bu genç adam, ailesine maddî olarak zorluk çıkarmak istemez ve Beyoğlu’nda helva satarak geçimini sağlamaya çalışır. Bu iş, onun şair yüreğine zor gelir belki, ama onu yıldırmaz bu durum. Sonra, birkaç filmde figüranlık yapar. Helva satmadığı zamanlarda artiz kahvelerinde bekler figüran arayanları. Yine de, böyle gitmeyeceğinin farkındadır. Kendisi gibi sanata gönül vermiş insanlarla beraber güzel adımlar atmak ister. Nitekim, bunu nerede yapacağını bir gün fark eder: Millî Türk Talebe Birliği’nin sinema kulübüne gider ve uzun zaman orada kalır.

Sinema aşkı

Şair olmak için gelinen İstanbul’da, şiiri de bastıracak kadar büyük bir aşk olur sinema onun için. Setlerde asistan olarak çalışır önce, sonra arkadaşları ile harçlıklarını biriktirerek film çekmeye çalışır. Sinema dergisi çıkarır, kendini bu alanda geliştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Ve nihayet profesyonel yönetmenlik hayatına başlar. Bazılarını kendi yazdığı, bazılarının yapımcılığını da üstlendiği filmler arka arkaya gelir. Reis Bey’den, Kelebekler Sonsuza Uçar’dan Anne ya da Leyla’ya ve Anka Kuşu’na kadar uzanan bu güzel serüven, böylece başlar.

Zor ama imkansız değil

Mesut Uçakan’dan bahsediliyorsa, bu hayatı özetlemek kolay değil elbette. İslamî hassasiyetlerini beyaz perdeye aktardığı için bazı kesimler tarafından anlaşılmayan, alanında ilklerden olduğu için birçok zorluk çeken Uçakan’ın, önden giderek yolun dikenini ayıkladığını, bu anlamda arkadan gelenler için öneminin büyük olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumdan bahsederken, “Bir toplumda idealist sanatçı olmak zor iş” diyor Uçakan da. Hem idealist olmak, hem hassasiyetlere sahip olmak, hem de istenilen yere varabilmek için şartların hazır olmamasına rağmen, tabir uygunsa “tırnakları ile kazıyarak” bir yerlere gelmek.. Bütün bunlar zor, ama imkansız değil.

“Bir Mesut Uçakan Kitabı”

2007 yılında, Hüseyin Karaca’nın bu mücadele ve başarı dolu, sanat dolu hayatın daha yakından tanınması için hazırladığı bir kitaptan da bahsetmeliyiz burada: “Bir Mesut Uçakan Kitabı /Sonsuz Karelerde Yaşamak. Mavi Yayıncılık’tan çıkan kitap, Uçakan’ın hayatı ve eserleri hakkında derleme yazılardan oluşuyor. İlk bölümde bulunan ve Uçakan’ın hayatını anlatan yazılar Bedir Acar’a, İsmail Altınata ve Dr. Salih Diriklik’e ait. Kitapta, Uçakan’ın sinema anlayışı ve filmleri üzerine çeşitli yerlerde yayınlanmış olan yazılar da bulunuyor. Mustafa Kutlu, Hüseyin Gülerce, Taha Kıvanç ve Hekimoğlu İsmail gibi değerli kalemlerin Uçakan’la beraber başlayan sinema anlayışı, bazı Uçakan filmleri ve bizzat Mesut Uçakan’ın kişiliği ve hayatı üzerine yazdığı metinleri okumak mümkün. Uçakan’la yapılan bazı söyleşiler ve özel fotoğrafları ise, önemine binaen, kitapta yer alıyor.

Sinemada hakikat duyarlığı ne kadar tecelli eder?

Sanat, batının taklidi olarak, kopyacı anlayışla yaşatılmaya çalışıldığında, kalıcı eserlerin verilemeyeceği muhakkak. Bizim alem tasavvurumuz içerisinde, o tasavvurla kavgalı olmadan var olanı ve olması gereken ideal sanatı üretip söyleyecek önemli sözlerle, kaygılarla sanata eğilmek, hem üretilen işin kalitesini, hem de ömrünü belirliyor. Sinema deyince akla gelen ilk isimlerden olan Mesut Uçakan’ın bu kitap sayesinde daha yakından tanıdığımız uğraşları da, her dönemde adından söz ettirecek çalışmalar. Alanında önemli ilkleri barındıran Kavanozdaki Adam’dan Reis Bey’e, İskilipli Atıf Hoca’dan Yalnız Değilsiniz’e kadar pek çok proje, Uçakan’ın ilerlediği yolu ve bize vermek istediği mesajı anlatıyor. İmkansızlıkların, maddî zorlukların ve haksız ama sert eleştirilerin karşısında dururken, söylemekten asla vazgeçmediği o güzel ve kutlu mesajı sunuyor bizlere.

Sümeyye Karaarslan bu kitabı film yapmak isteyenlere tavsiye ediyor

Yayın Tarihi: 10 Ağustos 2011 Çarşamba 04:57 Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2019, 11:45
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26