banner17

Saf şiir sadece film sanatıyla mümkün!

Enver Gülşen: Bugün internet ‘yolda olmanın’ ve ‘aramanın’ zevkini bitirdi; ‘hemencecik bulmanın şehveti’ni getirdi.

Saf şiir sadece film sanatıyla mümkün!

 

Sinemanın Hakikati ve Hakikatin Sineması adıyla iki önemli kitabı sinema literatürümüze kazandıran Enver Gülşen’le bir söyleşi gerçekleştirdik. İlk kısmını dün yayınladığımız söyleşide Gülşen, gelenek ve birikimimize bakarak bizdeki sinema anlayışını beş katmanlı bir şekilde izah etmiş, genel olarak filmlerin ve yönetmenlerin ilk iki katmanda durduğunu, asıl önemli olanın ve hakikate götürücü aşamaların sonraki aşamalar olduğunu söylemişti. Dünya ve Türk Sinemasından verdiği örneklerle de konuyu somutlaştıran Enver Gülşen sinemada dayanacak muhkem noktamızın neresi olması gerektiğini de işaret etmişti. Söyleşimizin ikinci kısmında da, Gülşen’e, verdiği cevapların satır aralarını iyi okumamız gereken sorularımızı sorduk. “Hemencecik bulmanın şehveti”, film analizleri hakkında ne düşündüğü, “amaç olan ümmilik”, “saf şiir”in ne ile mümkün olduğu ve edebiyat uyarlamaları bu söyleşimizde…

Enver Gülşen
Enver Gülşen

Vizyon filmlerini takip eder misiniz?

İzlediklerim de vardır izlemediklerim de. Ancak en azından şu an gösterimde hangi filmler var diye takip ederim. Ama mesela belirli bir “tür” içinde yer alan –korku, komedi türleri gibi– hiçbir filmi izlemediğimi söyleyebilirim. Bir de sanırım çok uzun yıllara dayanan bir film izleme ve filmler üzerin(d)e(n) düşünme alışkanlığı ile, izlenebilecek filmleri büyük bir yüzde ile “doğru” olarak tespit edebildiğimi düşünüyorum.

Çevrenizdeki kişiler sizden tavsiye ister mi? Telkinde bulunduğunuz olur mu?

Filmler ve kitaplar açısından, “okursanız ya da izlerseniz iyi olur” diye öneride bulunduğum film veya kitaplar oluyor elbette. Ama “telkin” hiç yapmadığım bir şey. Sonuçta her kalbin yolculuğu “biricik” ve diyelim ki izlenmesi “gereken” çok büyük bir film var.  O film, o biricik yolculukta kendini izlettireceği zamanı buluyor zaten. Bana düşen sadece öyle bir şeyin varlığından haberdar etmek oluyor arkadaşlarımla ilişkilerimde…

Bir filmi izlerken nelere dikkat edersiniz?

Bu internet çağında unutulan bir şey var maalesef. Film, sinema perdesinde izlenir, izlenmelidir. Elbette tüm filmleri perdede izleme imkânımız olmuyor. Zaten dvd, vs. arşivlerini de onun için tutuyoruz. Ama perdedeki deneyimle tv ya da bilgisayar başındaki deneyim aynı şey değildir. Öncelikle bunu, bugün kendiyle “sinefil” diyerek gurur duyan, ama doğru düzgün sinemaya hiç gitmemiş olan genç neslin anlaması gerekiyor. Yıllarca genellikle kötü seçimlerden oluşmuş İstanbul Film Festivali gibi festivalleri izlemek için büyük fedakârlıklar yapma sebebim de budur. Sinema bir ortamdır ve filmin ruhu ile sinemanın ortamı arasında genellikle kopmaz bağlar mevcuttur. O bağları sinema perdesi dışında, sadece aşk haliyle izlenen filmler karşılayabilir. Yoksa diğer tür izlemelerin hepsi eksik kalacaktır.

--Aslolan filmden sonra hissedeceğim “bütünlük duygusu”

Ancak sorunuz bir filmi izlerken, o filmin detaylarına dikkat edip etmediğimse, şunu söyleyebilirim: Film izlerken film arasında asla not almam. Filmi bölmemek ve bütünlüğü içinde izlemek çok önemlidir. Filmin akışına kendimi bırakırım. Araya konulmuş olması muhtemel “bilmeceleri” çözmek için bir çaba da sarf etmem. Benim için, filmin tüm ayrıntılarının, “analitik musalla taşına” yatırılarak “parçalarına ayrılması” değil, o filmi izledikten sonra hissedebileceğim “bütünlük duygusu” önemlidir. Mesela yazı yazarken de filme tekrar dönüp detaylarıyla filmin o kısımlarını tekrar incelemek yerine, zihnimde oluşmuş olan görüntüsüyle ilgilenmeyi/yetinmeyi tercih ederim. Yanlış da olsa, benim için asıl önemli olan budur. Zira filmi analiz etmek biricik değildir. Binlerce insan zaten yapmıştır onu. Ama sizin deneyiminiz özeldir ve önemli olan o deneyimin ifade edilmesi ve başkasının da benzer deneyimler yaşaması için teşvik edilmesidir.

İnternet sinemanın neresinde? İnternetle ilişkiniz ne düzeyde?

İnterneti elbette oldukça sık kullanıyorum. Sonuçta günümüzün en önemli bilgi kaynaklarından... Ancak temkini de elden bırakmamak lazım bence. Sonuçta değerli olduğu yönlerden çok daha büyük bir çöplük de aynı zamanda internet. Mesela bildik sözlükler… Genç neslin “hap bilgi” ihtiyacını karşılarken, aynı zamanda onların tefekkür, tezekkür ve temâşâ zevklerini bitirerek, onları birer kibir mahsulüne çevirme potansiyelleriyle çok “tehlikeli” buluyorum bu sözlükleri…

İnternette bloglarda vs. yayımlanan yazılardan bahsediyorsanız, evet bence bu alternatif bir yönelim olarak önemli. Ama diğer basın organları gibi güç ve iktidarla ilişkinin getirdiği sarhoşluklara ya da kurumsallaşmanın aynîliğine dönüşmedikleri sürece…

--Bugün internet “yolda olmanın” ve “aramanın” zevkini bitirdi

İnternetin bir de şöyle bir özelliği var. Mesela elimde bir dvd/vcd arşivim vardır. Oldukça büyük bu arşivi oluşturmak için yıllarımı vermem gerekti. Ve bu, hiç de azımsanmayacak maddi harcama gerektirdi. Her ay aldığım maaştan belirli bir kısmı buna ayırırdım mesela. O filmleri bulmak, ya da bir festivalde izlediğiniz, ama aklınızda hayâl meyâl kalmış bir filmin dvdsini aramak, kendisi başlı başına bir tefekkür yolculuğu olan bir zevk demekti benim için. Bugün internet insanlarda “yolda olmanın” ya da “aramanın” zevki denebilecek olan o zevki bitirdi. İnsanlar bir film mi izlemek istiyor. İnternette bir sürü yerden o filmin divx versiyonunu bulup hemen o gece hızla izleyebiliyor. Bu, o filmi bir tüketim nesnesi haline dönüştüren bir süreç. Ya da “ne kadar entelektüel olduğumuzun” gösterileceği bir övünme aracına…

Sayat NovaZihnimizde, kalbimizde özümsemeden sırf “izledim” demek için “bitirilen” bu filmler, ne yönetmen, ne film, ne de film sanatı hakkında pek bir şey söylerler bize. Aramanın güzelliğini ve derinliğini yok edip, “bulmanın” şehvetine dönüşen bir şey... Mesela bir örnek vereyim: Paradjanov’un ‘Sayat Nova’ filmini 15 yıl kadar önce bir festivalde izlemiştim. Sonraki yıllar o filmin vcd ya da dvdsini aramakla geçti. Bir türlü bulamamıştım. En son bir dostun yardımıyla Ermenistan Devlet Kütüphanesi’nden Paradjanov filmlerinin altyazısız versiyonlarını getirtebilmiştik. Bu arama süreci benim için önemlidir ve “hemencecik bulmanın şehveti” aramanın güzelliğini bitiriyor. Bugünse Paradjanov’un herhangi bir filmini internette hemen bulup, hemen o gece izleyip, yarınki gün “Paradjanov izledim ve anladım” demek mümkün. Ama bu durum, sadece mekanik bir sürece dönüşmesiyle oldukça tehlikeli bir şey bana kalırsa. Bu sebeple internetin herkesi “bilge olamayan/olamayacak bilgi hamallarına” çevirme potansiyelini hiç göz ardı etmemek gerekiyor.

Sinemanın insanları yönlendirebileceğini düşünüyor musunuz?

“Yönlendirme” kelimesini pek sevmiyorum. Benim sinema ya da genel olarak sanat için kullanabileceğim tabir “ufku göstermek” olabilir. Sinema, evet insanlara kaybettikleri ufkun en azından bir ışıltısını gösterebilir. O ışıltının mahiyetini ve varlığını bulmak yine insanın kendi tefekkür yolculuğunda yatıyor. Işıltıyı gösterme imkânı ile bana kalırsa felsefeden de diğer tüm sanatlardan da çok daha değerlidir sinema.

Genel olarak kitaplarla aranız nasıl?

Kitaplarla aram epey iyidir. Çok yönlü, çok katmanlı bir okuma pratiğim vardır. Genellikle aynı zamanlarda, paralel okurum. On, on beş kitap hep elimin altında olur. Ve bazısını hiç bitirmeden bıraktığım ya da çok sonraya “zamanı geldiğinde tekrar elime almak üzere” bıraktığım da olur. Mesela sinema veya sanat üzerine yazıyor/düşünüyorsanız tasavvuf üzerine yazılmış bir kitap ya da bir şiir size sinema üzerine okuyacağınız bir kuram kitabından çok daha geniş bir ufuk açabilir. Yine Yusuf Kaplan’ın deyişiyle, eğer pergelimizin ucunu muhkem noktamıza dayayacak ve tüm çağları, gelenek ve düşünceleri pergelin diğer ucuyla dolaşacak ve muhkem noktamıza akıtacaksak, okuma pratiğimiz de buna uygun bir yapıda olmalı.

Ancak özellikle belirtmem gereken bir şey daha var: Fuzuli’nin “aşk imiş her ne var âlemde; ilm bir kıyl-ü kâl imiş ancak” mısralarındaki türden bir ümmilik olmalıdır amacımız. Ümmiliğin aşk ile buluştuğu bu kemâl noktasına gelinceye kadar, en azından o yolda, sırtımızdaki heybede taşımaya mecbur olduğumuz kitaplarla yaşamak sorundayız. Paradoksal bir şey gibi görünüyor ama ümmiliğin, kitaplardan ya da bilmek deneyiminden geçmeyecek başka bir yolunu henüz ben bilmiyorum.

Kitapların sinemaya uyarlanması hakkında ne düşünüyorsunuz? Hiç izlemediğiniz filmin kitabı varsa ve o kitabı da okumadıysanız hangisini tercih edersiniz?Hakuchi

Romanlardan ya da öykülerden bahsediyorsunuz sanıyorum. Doğrusu edebiyat ile sinemanın imkânlarının çok farklı olduğunu düşünen birisi olarak, eğer “edebiyatın parantezi içinde” kalınacaksa hiçbir filmin o edebiyat eserinin ruhunu aktarabileceğini sanmıyorum. Bir romanı (mesela bir Dostoyevski romanını) sinemaya uyarlayacak olan yönetmen, dilin değil ruhun peşinde olmalıdır. Ancak roman uyarlamaları genellikle tam tersini yapıyor. O yüzden çok büyük yönetmenlerinkiler dâhil (Kurosawa’nın Budala uyarlaması “Hakuchi” geliyor hemen aklıma) genellikle büyük romanlardan yapılan uyarlamalar, roman altında eziliyorlar.

--Saf şiir, sadece ve sadece film sanatıyla mümkün

Romanın ve filmin iki farklı şey olması gerekiyor sonuçta. Diyelim ki hiç okumadığımız bir büyük roman var ve o romanın bir uyarlaması film olarak çıktı. Tercihim her ikisini de farklı gözlerle izleyebilmek/okuyabilmek olurdu. Ama genellikle roman okur gibi “okunduğu” zamanlarda, filmin herhangi bir değerinin olduğunu düşünmüyorum. Ancak özellikle belirtmem gerekiyor ki; ben film sanatını edebiyattan daha “alt seviyede” görmediğim için; hatta tam tersi saf şiirin sadece ve sadece film sanatıyla mümkün olduğunu düşündüğüm için, filmin uyarlandığı bir romanın altında ezilmesini, roman sanatının film sanatına üstünlüğüne değil, sinemanın imkânlarının farkında olmayan yönetmeninin hatasına yoruyorum.

Ama mesela  “Ejderha dövmeli kız” tipi güncel romanlardan uyarlanan ve çok popüler olan filmlerden bahsediyorsanız, zaten hangisini okuyup izleyeceğiniz (izlemeyeceğiniz) çok fark etmez bence. Zira her iki türü de piyasa şartlarında şekillenmiş şeylerdir bunların. Hangi hapı önce yutacağınızın burada çok fazla önemi yok bence.

Sayın Enver Gülşen’e bize zaman ayırdığı için teşekkür ederiz.

 

Bekir Arslan konuştu

GYY Notu: Enver Bey fotoğraf vermiyor. Normalde yazarının fotoğrafı olmayan bir röportajı yayınlamıyoruz. Lakin Enver Beyin emeğine hürmeten fotoğraflarını koyamıyoruz. Kusur ise mazur görmenizi dileriz ey okur!

Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2012, 16:12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20