banner17

Ömer Lütfi Akad’ın ‘Kent Üçlemesi’nde cinsiyet bağlamında toplumsal roller

Akad sinemasında temelde üç kadın tiplemesiyle karşılaşırız: İdealize edilen kadın, idealize edilen kadının marjininde yer alarak maddi düşkünlüğü ve zaafları simgeleyen kadın, son olarak olaylar karşısında pasifize olan klasik Türk kadını. Büşra Ünal yazdı.

Ömer Lütfi Akad’ın ‘Kent Üçlemesi’nde cinsiyet bağlamında toplumsal roller

Vesikalı Yârim (1968), Kader Böyle İstedi (1968) ve Seninle Ölmek İstiyorum (1969) filmlerinden oluşan Kent Üçlemesi’ne bu adı Âlim Şerif Onaran verir. Akad, Vesikalı Yârim hakkında “Vesikalı Yârimin senaryosunu Safa Önal yazdı. Sait Faik’in ‘Menekşeli Vadi’ adlı bir hikâyesinden yola çıkarak…” der. Kızılırmak’ı, Hudutların Kanunu’nu, Ana’yı yaptıktan sonra kent hakkında başka ne yapacağını düşünen Akad, küçük aşk hikâyeleri çekmeyi uygun görür. Akad’ın âşıkları çoğu zaman kavuşamadığından bu üçlemeye “İmkânsız Aşklar Üçlemesi” adını verenler de vardır. Üç filmde de toplumsal, ekonomik, psikolojik şartlar sebebiyle âşıklar problemlerle karşılaşır.

Bu başlık altında Akad’ın Kent Üçlemesi’nden yola çıkarak Türk toplumuna hâkim olan cinsiyete dayalı rolleri inceleyerek dönemin toplumsal yapısı üzerine düşünmeyi hedefliyoruz.

Kent Üçlemesi’nde kadın tiplemeleri

Akad sinemasında temelde üç kadın tiplemesiyle karşılaşırız: İdealize edilen kadın, idealize edilen kadının marjininde yer alarak maddi düşkünlüğü ve zaafları simgeleyen kadın, son olarak olaylar karşısında pasifize olan klasik Türk kadını.

Vesikalı Yârim: Bu filmde Sabiha, sosyal şartları sebebiyle kulüpte çalışsa da Halil’in varlığı ve desteğiyle idealize edilen kadına dönüşür. Bu kadın tipinin genel özelliği, maddi beklentisinin yüksek olmaması, ekonomik çerçevede gelişen sınıfsal farklara kıymet vermemesi, topluma dayalı olmayan, ferdî ahlak sahibi olması şeklinde belirlenebilir. Sabiha, Halil’le birlikte yukarıdaki özellikleri taşıyan bir kadına dönüşür. Daha doğrusu zaten içinde var olan bu özellikleri inkişaf ettirme fırsatı bulur. Ekonomik kaygı aralarında problem oluşturmaz. İkili, iç çatışmaları ve ferdî tercihleriyle ön plandadır.

Bu filmde Sabiha’nın marjinine kulüpte birlikte çalıştığı arkadaşı konulabilir. Başından beri bu ilişkiye karşı çıkan arkadaşı, ayrılmaları için elinden geleni yapar. Kulüpte de olabildiğince para toplamakta, misafirlerden ‘harçlık’ almaktadır. Vesikalı Yârim’de klasik Türk kadınına örnek olarak Halil’in annesi ve varlığını çok sonra öğrendiğimiz karısı örnek gösterilebilir. Evini, işini terk eden oğluna annesi hiçbir şey söylemediği gibi film boyunca sesini neredeyse hiç duymayız. Halil’in anne ve babası en sonunda oğullarının doğruyu yapacağı inancıyla olayların seyrine müdahil olmazlar. Karısı ise Halil aylar sonra evine dönmüş olmasına rağmen ne nerede olduğunu, ne yaptığını sorar ne de tepki gösterir. Rutin bir günmüşçesine terliklerini getirir, aç olup olmadığını sorar, yatağını serer. Filmde hiçbir etkisi yoktur. Halil, eşinin çabalarıyla değil, Sabiha’yla yaşadıklarının neticesinde evine dönmüştür. Akad’ın Halil’in eşini böylesine pasifize resmetmesi, bir yandan toplumda varlığı reddedilemeyen bir kesimi yansıtırken diğer yandan Halil ve Sabiha’nın dış etkenlerden soyutlanarak kararlarını ferdî ahlak anlayışlarıyla vermelerini sağlar.

Kader Böyle İstedi: Filmin Nilüfer’i akıllı, sosyo-ekonomik farklar gözetmeyen, eğitim almak isteyen genç bir kadındır. İçinde yetiştiği şartlara biat etmek yerine uzaklaşma eğilimindedir. Nitekim babasının yanından kaçarak İstanbul’a okumaya gelir. Taksici Ahmet’le arasındaki ilişki kafasında soru işaretleri oluşturmaz. Duyguları ekonomik farklılıkların üstündedir. Ait olduğu sınıfın değerlerini kabul etmez. Daima iş, para, çekten bahsedilmesi onu rahatsız etmektedir. Filmin son sahnelerinde “Ben alınıp verilecek bir eşya değilim!” derken, ait olduğu yapının kendisine bakış açısını reddettiğini gösterir. Varlığını, bu yapının tanımlamasına müsaade etmemektedir.

Nilüfer’in marjininde halası vardır. Halası, sosyete anlayışı içinde yaşayan, sınıfının tüm özelliklerini taşıyan ve Nilüfer’i de buna zorlayan bir kadın olarak karşımıza çıkar. Ona göre en iyi kadın, babasının tercih ettiği kişiyle evlenen, alt sınıflarla muhatap olmayan, uygun görülen davranış kalıplarıyla yaşayan kadındır. Ahmet’le aralarındaki ilişkiye sert şekilde karşı çıkar. Böyle bir ilişkinin kendilerini rezil edeceği fikrindedir. Filmde, pasifize klasik Türk kadınını Ahmet’in annesi temsil eder. Oğlunun istediklerini yapan, gününü ev işleriyle geçiren müşfik, sessiz bir kadındır. Filme herhangi bir dahli yoktur. Kızın istemeyebileceğiyle ilgili küçük bir endişe taşısa da ilişkiyle ilgili ciddi bir yorumda bulunmaz. Pasif destekleyici konumundadır.

Seninle Ölmek İstiyorum: Bu filmin idealize kadını Selma, bedbaht bir hayat sürse de Nihat’ın çabaları sonucu eski günlerine döner. Doğduğu şartlar itibariyle düşük gelirli bir ailenin mensubu olan Selma, Rıza’yla evlenerek ekonomik şartlarını yükseltir fakat mutlu olamaz. Para ona saadet getirmemiştir. Nihat’ın yanında yaşamaya başladığında alkolü bırakır, ev işleriyle mutlu olan bir kadına dönüşür. Sosyo-ekonomik açıdan üst sınıfı temsil eden Rıza’ya karşı görünüşte itaatkar olmasına karşın ne kadar hırçınsa, orta sınıfın temsilcisi Nihat’a karşı iyi huylu bir tavır takınır. Mutluluğu onda tatmıştır. Selma’nın marjininde Selma’ya film boyunca kur yapan Naci’nin birlikte olduğu kadın vardır. Bu kadın Naci’nin çapkınlıklarına göz yumar. Çünkü her maceranın sonunda ona ya bir çift küpe ya da Avrupa seyahati vardır. Evlenmeyi düşünmez. Elinden kaçıracağını anlarsa nikâhı basmayı bileceğini söyler. İlişkileri tamamen çıkar üzerine kuruludur. Sosyeteden arkadaşlarıyla bunu paylaşmaktan çekinmez, dışlanma yahut yadırganmayla karşılaşmaz. Normal bir hal almıştır.

Üç filmde de dikkat çeken nokta şudur ki; idealize edilen kadın ve övülen yaşam biçimi, kadının evinde ev işleri ve alışverişiyle meşgul olduğu müddetçe mutlu olduğu sonucuna bağlanmaktadır. Akad’ın röportajlarında bu konuda herhangi bir açıklamaya rastlanmamakla birlikte, buna filmlerin çekildiği esnada Türk toplumunun ahvalinin ‘çalışan kadın’a uygun olmaması sebep olarak gösterilebilir. Filmlerin üçünde de ideal kadın, toplumsal rol olarak ev hanımlığını yüklenmiş durumdadır.

Kent Üçlemesi’nde erkek tiplemeleri

Akad sinemasında erkeği de kadında olduğu gibi idealize erkek, hayattaki tek gayesi para kazanmak ve itibar sağlamak olan erkek ve olaylar karşısında açık bir etkisi olmayan erkek olmak üzere üç grupta incelemek mümkündür. İdealize erkek, çalışan; işine hâkim, davranışlarında itidalli, hangi ekonomik sınıfa ve mesleğe dâhil olursa olsun kibar bir beyefendi olarak karşımıza çıkar.

Vesikalı Yârim:

Filmin Halil’i ilk olarak manavda çalışırken görürüz. İşini yaparken insanî tavrından taviz vermeyen Halil, gelen müşterilere karşı yumuşak ve cömert davranmaktadır. Kulübe gitmeye başladığında Sabiha onun işinden kopup hayatını mahvedeceğini düşünerek korksa da Halil buna müsaade etmez. Sabiha’yla beraber yaşamaya başladıklarında babasının yanından ayrılır. Kısa bir süre sonra kendi manavını kurarak çalışmaya başlar. Hayatında boş durmak yoktur. Akad’ın ideal erkeği hayat karşısında aciz duruma düşmez. Gerektiği yerde durmayı, gerektiği yerde hareket etmeyi bilen karakterlerdir. Yaşamını sonlandırması gerekse bile bunu kendi elleriyle yapacak güçtedir.

Vesikalı Yârim’de Halil’in vazgeçişi sosyal şartların zorlamasından ileri gelmez. Durum bu olsaydı Halil şartlara karşı koyacak bir duruş sergileyecektir. Temel mesele Sabiha’nın Halil’i istemediğine onu inandırmış olmasıdır. Vesikalı Yârim’de ilişkinin seyrini değiştirmek üzere, maddi gücün temsilcisi olan çok aktif bir karakter yoktur. Bunun yerine bahsi geçen kesimi temsilen yardımcı karakterler bulunmaktadır. Örneğin; Sabiha’nın çalıştığı kulübün sahibi, adamlarını göndererek Halil’i dövdürür. Amacı, Sabiha’yı geri getirmek ve yaşadığı maddi kaybı önlemektir. Öte yandan, kulübün daimi müşterileri de bu kesime işaret eder. Bu müşteriler, Sabiha gibi konsomatrislerle içer, gezer, eğlenir, onlara harçlık ve hediyeler vererek bağlılıklarını sağlar. Her istediklerini paralarıyla elde edebilecekleri inancını taşırlar.

Filmde pasif erkek rolünü, Halil’in babası üstlenecektir. Oğlunun nerede, ne yapmakta olduğunu bilmesine rağmen durumu değiştirmek üzere bir faaliyette bulunmaz. Elbette Akad bunu da bilinçli olarak yapmıştır. Halil’in tercihlerinde özgür olabilmesi ve tamamen ferdî istekleriyle hareket edebilmesi için üstünde baskı oluşturabilecek bir karakter bulunmaması gerekmektedir. Türk edebiyatının ilk verimlerinde de aynı sebeple babalar pasifleştirilir. Bu iki yolla gerçekleşmektedir. Kimi zaman çocuklukta kaybedilen, kimi zaman ise aciz, olaylara güçlü bir reaksiyon gösteremeyen bir babayla karşılaşırız. Annelerde benzer şekilde pasiftir. Çoğu kez evlatlarının isteklerine boyun eğerler. Burada da Akad, babayı pasifleştirerek ana karakteri özgürleştirme yoluna gider.

Kader Böyle İstedi

Ahmet, taksicilik yaparak geçimini sağlar. Ailesini idare edecek kadar kazanmaktadır. Hallerinden, yaşadıkları muhitten memnundurlar. Dikkat çekici özelliklerinden biri, Nilüfer’in yaşam şartlarını, evini, ailesini bilmesine rağmen bu ekonomik farklılık onda aşağılık psikolojisi oluşturmamıştır. Ataerkil Türk toplumunda çoğu zaman, erkeğin maddi durumunun kadınınkinden düşük olması problem oluşturmaktadır. Burada ise, çift arasında bu mesele bir kez bile konuşulmaz. Anlaşıldığı üzere Ahmet, ekonomik sınıf farklılıklarının önemsizliğini kavramış, dahası özümsemiştir. Bu konudan hiç bahsedilmemesinin, sosyal şartların farklılığına karşı sessiz bir direniş olarak algılanması mümkündür. Ahmet’in hareketlerinde güç kaynağı olarak görebileceği maddi bir dayanağı ya da çevresi yoktur. Daha önce bahsettiğim harekette özgür olma, Ahmet’te babası vefat ettirilerek sağlanmıştır. Hayata karşı yalnız başına kafa tutar. Bu yolda ona destekçi olarak yalnızca Nilüfer ve onun sevgisi bulunmaktadır. Daha önce belirttiğim gibi, Akad’ın idealize erkekleri, gerektiğinde yaşamlarını kendi elleriyle sonlandırmak kudretine sahiptir. Nitekim; filmin sonunda Ahmet, Nilüfer’in de içinde olduğu aracı uçuruma sürerek ölümü tercih eder. Bu tercih, yaşamı pahasına da olsa ekonomik gücün eziciliğine baş eğmemenin bir göstergesidir.

Filmdeki idealize erkeğin marjinine konan rolü Nilüfer’in babası ve nişanlısı üstlenir. Gerçekleşmesini istedikleri evlilik bir ticari anlaşma hüviyeti taşımaktadır. Hayattaki temel meseleleri kazanmak ve daha fazla kazanmak, ait oldukları sosyo-kültürel yapının gereklerini yerine getirmek, buna uygun davranmaktır. Pasif rolde ise Nilüfer’in eniştesini görürüz. Ahmet ve Nilüfer’in ilişkisini desteklese de olaylara yön verecek bir harekette bulunmaz. Yalnızca kaçacakları zaman engellemeye çalışmadığını görürüz.

Seninle Ölmek İstiyorum

Filmin idealize erkeği Nihat; orta halli bir ekonomik duruma sahiptir. İşine bağlıdır. Onu ciddi çalışmalardan alıkoyabilecek tek şey duygusal dünyasında yaşadığı kırılmalardır. Selma hayatına girdiği andan itibaren adım atmaya çekindiği işlere girer, hayatına renk ve hareket gelir. Çocuklarla arası iyidir. İşini dikkatli yapar. Arkadaş çevresince yeteneklerine güvenilen, aranan biridir. Selma’yla arasındaki engellerin farkındadır. Fakat Selma’nın Rıza’yla olan evliliğinden mutlu olmadığını ve maddiyatı hayatının ilk sıralarına koymadığını anladığında harekete geçecektir.

Nihat’ın karşısında Selma’nın kocası Rıza bulunur. Rıza, devamlı olarak para kazanmanın peşinde olan ve bu kazancı gösteriş uğruna harcamaktan çekinmeyen biridir. Sosyeteye nasıl eğlenileceğini öğretmeyi hedefler. Sürekli kendinden bahsedilmesini ister. Evini, ailesini ve hayatını bu çerçeve içine konumlandırır. Oğluna da aynı şekilde eğitim verir. Selma’ya bir eş değil, sahip olduğu statüyü süsleyen bir eşya nazarıyla bakar. Tüm sosyetenin peşinde olduğu kadın onun karısıdır ve önemli olan da budur. Filmde Selma’nın ya da Nihat’ın aileleri, anne-babası sahne almaz. Diğer filmlerde olduğu gibi bu filmde de aileler yok sayılırcasına pasifleştirilmiştir.

Üç filmden de anlaşıldığı üzere Akad, zihninde toplumsal “iyi” ve toplumsal “kötü” karakterler oluşturmuş, ideolojisine uygun olarak yönlendirdiği karakterlerine birey olma şansı tanımak için üzerlerinde baskı oluşturabilecek kişileri pasifleştirerek özgür kılmıştır. Hem kadın hem erkek için aktif iyi, aktif kötü ve pasif iyi-kötü karakterler belirleyerek olay örgüsündeki çatışma unsurunu sağlamıştır.

Büşra Ünal

Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2019, 16:31
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20