Ok ve kılıç ateşli silahlara galip gelir mi?

“Son Samuray” isimli film Japonya'nın geleneksel, teorik ve pratik düşünce sistemlerine açtığı modern savaşını konu alarak samurayların devlet içerisindeki konumuna dair izleyiciye çeşitli bilgiler sunmaktadır. Hatice Kübra Karadeniz yazdı.

Ok ve kılıç ateşli silahlara galip gelir mi?

Son Samuray” isimli film Japonya'nın geleneksel, teorik ve pratik düşünce sistemlerine açtığı modern savaşını konu alarak samurayların devlet içerisindeki konumuna dair izleyiciye çeşitli bilgiler sunmaktadır. Yönetmenliğini Edward Zwick'in yaptığı filmin başrol oyuncusu ise Tom Cruise (Yüzbaşı Nathan Algren)'dur. Cruise'a Japon aktör Ken Watanabe (Katsumoto) ve Shin Koyamada (Nabutada) eşlik ediyor.

2003 yapımı olan ve dünya standartları üzerinde farklı bir konumu bulunan bir samuray filmi olan “Son Samuray”, modern ordu kurma fikriyle yola çıkan devletin, kendi içindeki durumuna yön vermesini inceliyor. Yüzbaşı Algren'ın Amerika'dan Japonya'ya (Tokyo) gelmesiyle başlayan bu süreç, Katsumoto'ya esir düşmesiyle dönüşerek devam eder. Devletin içerisinde bulunan ve farklı kademelerde görev yapan kişiler, eski geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan imparatoru daha güvenli bir ortam oluşturma fikrine dayanarak ikna etseler de, arka planda var olan eski düşünce sistemini gizlemiş oluyorlar. Böylece köklerinden koparak oluşturdukları modern havanın solunmasına da zemin hazırlayarak samurayların hem görünürlüklerini hem de güçlerini ortadan kaldırmış oluyorlar. Bunu ise karşılıklı savaş gücüne dayanarak yapıyorlar. Tek farkları ise birinin elinde ok'u ve kılıcı, diğerinin elinde ise ateşli silahların var olmasıdır.

Geçmişten günümüze taşınan modernizm ve geleneksel düşünce sistemine dair bir çok şey yazılmış, çizilmiş ve sinemaya uyarlanmıştır. Bunların en gerçekçi olanları ise kişilerin birebir yaşadıkları durumlara karşılık gelen hikayelerin halka sunularak geçmişe dair izleri bulmanın mümkün haline getirilmesidir. Sürekli olarak dönüşen bir yapının içinde bulunan insanoğlu, yaşadığı zamanın ve geçmişte yaşanılan bütün zamanların etkisini üzerinde hissederek hayatına devam eder. İşte tüm bunlar ise köklü bir tarih bilgisine ve okumaya dayanmaktadır. Bu film ise bize her devletin, milletin ve içerisinde barındırdığı halkların geçirdiği yahut geçirmek zorunda kaldığı dönüşüme dair düşünceleri ortaya koymaktadır. Büyük aklın karar verdiği mekanizmalar kimin normal, kimin öteki olduğuna dair izleri devam ettirerek var olan ve olamayan kişilere dair söz hakkını da kendi elinde bulundurmaktadır. Ortaya ise 'Ben' ve 'Öteki'nin çıktığı durumun dünya üzerindeki sınırları aşan bir yetkiyle bütün insanlığın kaderine dair söylenmiş bütün sözleri üzerinde bulundurmaktadır.

Bütün bunlara dair kavram düzenlemesini “Son Samuray” filmi içerisinde bulmak mümkündür. Modern düşüncenin karşı tarafında bulunan samuraylar, devlet erkanının eskiden beri korunması için savaşan yerliler olarak tanımlanırken, öte taraftan devletin daha farklı bir düzeyde oluşmasını sağlamak için çalışan kişilerin imparatora ilettiği farklı söylemlerin devletin içerisinde varlığını devam ettiren samuraylara karşı kullanılarak onlara pratik ve teorik anlamda bir savaş düzlemi oluşturmaktadır. Yüzbaşı Algren'ın orduyu eğitmeye başlaması bir başlangıç süresi arz etmiş olsa dahi karşı tarafın anlaşılması, esir düşmesiyle başlamıştır. Normal bir esir hayatı yaşamayan Algren sadece yabancı biri olarak etrafta dolaşmakta ve zaman zaman Katsumoto'yla çeşiti konular hakkında sohbetler etmektedirler. Karlar eriyip şehre inecekleri vakit bir esir durumundan çok bir dost edasıyla atından inişi devletin içerisindeki katmanların gözünden kaçmamıştır. Çok geçmeden tekrar safını değiştiren Algren samurayların sesini duyrabilmesi adına pek çok uğraşlar vermiştir, buna savaşa katılması da dahildir. Ve belki de bu durumun tek bir çıkarımı karşılıklı toplulukların birbirlerini anlamasında yatmaktadır.

Filme dair direkt bir anlatım yapmanın yanısıra dünya üzerindeki kavramların ana çıkış noktalarını ele almaya çalıştım. Çünkü bu filmin ana fikri bir dönüşüm sürecidir. Birçok mitolojik unsurun da var olduğu film sosyolojik ve dahi belki de psikolojik araştırmalara konu olabileceği gibi, pek çok anlatı üzerindeki yoğunlukları da anlaşılmış olacaktır. Mevzu düşmanlığın oluşması yahut dostluğun korunmasından çok araya giren mesafelerin ve kademelerin halka iniş biçimindeki rol dağılımlarıdır. Yüzbaşı Algren'ın geçmişte yaptığı hatalarıyla yüzleşmesi esir düşmesiyle başlayıp Samurayların dövüşme şeklini de öğrenerek devam etmesidir. Farklı bir duyuş kazanan Algren belki de Japon olmayan bir samuray olacaktır.

Arabuluculuk için yapılan bütün yollar samurayların imparatorla aşılamayan dağların sürekli büyümesiyle sonuçlanmakta ve sınırlar hep daha fazla daralmaktadır. Batının düşünce sistemiyle hayat bulacak olan modern ordu sistemi halka dair güvenli oluşumlar çizecektir. Bütün yollar gettolaşmaya kadar devam etmekte ve dünyayla hareket etmek ülkenin çıkılmaz bir duruma girmesine neden olmaktadır. Her şeye rağmen arada kalan imparator son savaşta ölen Katsumato'nun kılıcıyla yüzleşmesiyle ve onu anlayan tek insan Yüzbaşı Algren'ın ona olan anlatılarıyla sona ermektedir.

İşte bütün bunların hepsi daha iyi olmak adına yapılan sistemlerin sadece bir iyi olma mücadelesinden çok düşünce sistemlerine dair açılmış bir görünüm savaşıdır. Daha iyi olmak, düşünce sistemini bütünüyle başka bir millete yansıtmak değil, sadece sistemin teorik düzenini yansıtmakla o halk, o milletin daha müreffeh bir hayata kavuşmasının daha olanaklı bir hale bürünmesidir. Bu uğurda kim bilir daha ne kadar samuraylar gelip geçecek, dünya üzerinde adını duyuracaktır bilinmez. Lakin örnek teşkil edebilecek pek çok kavramı bu filmin içerisinde bulmak mümkündür. Sadece öğrenmekten çok anlamak çoğu zaman hayata dair pek çok kapıların da aralanmasına vesile olmaktadır.

Hatice Kübra Karadeniz yazdı

Yayın Tarihi: 23 Şubat 2015 Pazartesi 16:48 Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2018, 11:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26