banner17

O kalemini kamera gibi kullanıyor!

Necip Tosunla çok dolu bir söyleşi gerçekleştirdik. Öykü ve son dönem Türk sineması üzerine konuştuk, tavsiyelerini aldık..

O kalemini kamera gibi kullanıyor!

Necip Tosun daha çok öyküleriyle ve bu yöndeki eleştirel kitaplarıyla bilinen bir isim. Mustafa Kutlu ve Rasim Özdenören gibi son dönem öykücüleri üzerine yazılmış iki önemli kitabı bulunmakta. Fakat Necip Tosun, öykücülüğün yanında sinemayla da oldukça içli dışlı biri… Film defteri gibi kıymetli bir kitabı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu bilgi doğrultusunda kendisiyle sinema üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.Necip Tosun

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Necip Tosun kimdir, neler yapar, vaktini nasıl geçirir?

Gündelik hayatımda her zaman öncelikli tercihim edebiyat olur. Hep ona zaman artırmakla geçer günlük uğraşım. Ailemden, işimden, dostlarımdan zaman alır edebiyata aktarırım. Edebiyatla arama girecek her şeyden uzak durmaya çalışırım hatta cep telefonum bile kapalı olur. Çünkü edebiyatın insandan bir hayat talep ettiğine inanırım. Siz ona koşulsuz teslim olmadan o gizlerini, güzelliklerini size açmaz. Bu bağlamda okuma/yazma ile hayat arasında çelişik bir durum var. Bir başka deyişle okuma/yazma ile hayat arasında bir seçim yapmak şart. Hayata nazaran okuma/yazma ben de hep baskın oldu. Ama hangisini seçersek seçelim doğru yaptığımızdan hiçbir zaman emin olamayacağız.

Öyküleriyle bilinen birisiniz ama sinemayla da yakın bir ilişkinizin olduğunu biliyoruz. Bu yüzden hemen sormak istiyorum; sinemaya ilginiz ne zaman başladı? Sinemada sizi büyüleyen ne vardı da Film Defteri gibi güzel bir kitabı yazmak zorunda kaldınız?

Sinema çocukluğumdan beri bende hep düşsel, büyülü bir dünyanın karşılığı olmuştur. Buradan bakınca görüyorum ki, bu bilinçli bir seçimden çok tutkulu bir bağlılıktı. Henüz ilkokulda iken ailedeki tüm karşı tavırlara rağmen, evimizin yakınındaki açık hava sineması benim aslî mekânlarımdandı. Okulların kapalı olduğu o yaz günlerinde, ay ışığının altında bu büyülü dünyada yitip giderdim. Hangi filmin oynadığının hiçbir önemi yoktu. Bir filmi defalarca seyrettiğim olurdu. Neredeyse kare kare ezberlediğim filmi her seyredişimde aynı zevki ve tadı alırdım. Ortaokul ve lise yıllarında ise okula gitmediğim günlerin sayısı mutlaka seyrettiğim film sayısına denk düşerdi. Okuldan kaçtığım günlerde izlediğim filmlerin sonlarında duyduğum üzüntü ve sıkıntıyı neredeyse hayatımın hiçbir döneminde hissetmedim. Çünkü film bitecek tüm rüyalarım sona erecekti. Üniversite yıllarında ise okula sadece sinemaya gitmek için arkadaşlarla buluşmak için giderdim.

İlerleyen dönemlerde kader çocukluğumun kimi oyuncularıyla, yönetmenleriyle ortak projelerde çalışma fırsatını doğurdu. Senaryo çalışmalarında, yapım sürecinde, hatta kamera arkasında kısmî asistanlıkta… İşimin gereği, kimi projelerde sponsorluk görevinin yürütücüsü konumunda olmama karşın, tüm olup bitenleri çocukluğumun o saf gözüyle seyrediyordum. Zamanla sinemaya ilgim azaldı, çoğaldı. Hele ABD sinemasının tüm dünyayı ve ülkemizi istilâ ettiği dönemlerde, sinemadan soğuduğum zamanlar oldu ama sinema tutkum hiç bitmedi.  İşte Film Defteri de bu tutkumun bir yansıması olarak ortaya çıktı.

Bu ilginiz halen daha devam ediyor mu? Mesela sinemaya ne sıklıkta gidersiniz? Hangi filmlere gidersiniz, ya da en son hangi filme gittiniz?

Sinemayla ilgim aynı sıcaklıkla devam ediyor. Haftada ortalama 7-8 film izlerim. Sinemaya haftada bir gider diğer filmleri ise dvd’den izlerim. Ciddi sayılabilecek bir film arşivim var. Binlerce film. Genellikle geriye dönüp bu arşiv filmlerini izlerim. Yönetmenler, sahneler, müzikler… Sinema salonlarımız ABD filmlerinin işgali altında. Bu sinemanın özellikle aykırı sinemacılarını seçerim. Ne yazık ki Avrupa filmleri sinema salonlarında çok seyrek gösterime girebiliyor. Son zamanlarda izlediğim Theo Angelopulos’un Zamanın Tozu filmini beğendim.

Necip TosunBir öykücü olarak sinemanın sizdeki etkileri ya da varsa sinemanın öykülerinizdeki yansımaları nelerdir?

Sinema sanatının (genelde görüntünün) içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vurduğuna kuşku yok. İnsanların giyim kuşamlarını, yaşam biçimlerini etkileyen sinemanın, başka sanatları etkilemesi kadar doğal bir şey olamazdı, öyle de oldu. “Çağdaş sanata ritim ve gerilim unsuru olarak zaman kavramını” getiren sinema; roman, öykü, tiyatro, resim gibi pek çok sanatı etkilemiştir. Özellikle Amerikan romanlarında bunu görmek mümkündür. Bu anlamda Dos Pasos ve Hemingway’i anabiliriz. Yine “yeni romancı”ların (Alain Robbe-Grillet, Marguerite Duras vbg.) eserlerindeki sinema öğesi bilinen bir durum.

Bilindiği gibi bir filmde görüntüden görüntüye, sahneden sahneye, belli bir ritim ile gidilir. Film, durmaksızın gösterir, anlatır ve mekân sınırı tanımaz. Aynı anda hem göze hem de kulağa hitap etme avantajı nedeniyle de dünyasını kolay kurar ve muhatabını kolay inandırır. Bütün bunlar pek çok sanatçıyı etkilemiştir. Bu anlamda elindeki kalemi kamera gibi kullanan ve durmaksızın gösteren öykücülerin sayısı hiç de az değildir. Bu tavırda elbette çağın sanatı sinemanın etkisi olmuştur.

Sinemanın özellikle görüntünün imkânlarından yararlanmak açısından öykümü etkilediğini düşünüyorum. Ben de özellikle tasvirler aracılığıyla görüntünün imkânlarından yararlanıp, muhayyileyi açmaya çalıştım öykülerimde. Ne kadar başardım o ayrı bir konu, ama böyle bir katkı söz konusu.

Film Defteri benim keyifle okuduğum bir kitap oldu. Film Defter’inde yerli yabancı birçok film hakkında dikkate değer metinleriniz var. Acaba diye merak ediyorum, Necip Tosun’un sinema ile ilgili yazma serüveni halen daha devam ediyor mu?

Film Defteri’ni beğenmenize sevindim, çok teşekkür ediyorum. Evet, sinema yazılarına devam ediyorum. Her ne kadar yayınlanmasa da Film Defteri’ni yazmayı sürdürüyorum. Zamanı gelince yayınlanırlar. Bu arada Film Defteri’nden sonra yeni bir deftere başladım: “Yönetmenler Defteri”. Burada da filmler değil, yönetmenler üzerinden bir sinema kitabı hazırlıyorum. Biraz yorucu ama iyi gidiyor. Bu kitabı daha önce düşünmüştüm ama yönetmenlerin kimi filmlerine ulaşamadığım için tamamlayamıyordum. Şimdi dvd’lerin yaygınlaşmasıyla birlikte bu zorluk da kısmen aşıldı. Sanırım artık biraz daha hızlanabilirim.

Son on – on beş yıldır Türk sinemasında yepyeni bir atak gözlemleniyor. Bu atağın en önemli sebepleri nelerdir sizce?

Türk sinemasında kuşkusuz bir kıpırdanma var. Ama ne yazık ki bu çıkış bir Türk Sineması karakteri ortaya çıkarmaya yetmiyor. Filmlerin çoğu televizyon yıldızlarının sinema versiyonu. Bu anlamda bu filmlerin sinema sanatına katkılarından söz edilemez. Ancak ticari sinemanın değirmenine su taşırlar. Hele Recep İvedik türü derinliksiz saçma sapan komedi filmleri ancak gişe başarısı elde eder.

Necip TosunBu bağlamda toplumu rahatsız edecek, sarsacak, bir problemi olan filmler henüz çok az.  Özellikle İran sinemasının dünya çapında bir marka olması, ülkemiz için uyarıcı bir örnek olmalı. Ancak Reha Erdem, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Semih Kaplanoğlu gibi nitelikli yönetmenlerin Türk sinemasının bir başka kulvarında kalıcı bir kanal açtıklarını düşünüyorum. Türk sinemasının bu yönetmenlerle birlikte uluslararası alanda ciddi bir itibar kazandığına kuşku yok. Ticari sinemayı inkâr etmemekle birlikte asıl konuşulması gereken bu yönetmenlerin yaptıklarıdır. Bu atağı andığımız bağımsız genç yönetmen kuşağına bağlıyorum. Dünyayı ve ülkemizi çeşitli saplantılardan, önyargılardan arınarak yorumlamaları, olaylara daha özgürce bakmaları bu çıkışın en büyük nedeni.

Sinemada, daha doğrusu tüm sanatlarda, değişen dilin toplumsal değişimle yakından alakalı olduğu söylenebilir. Ama şurası da var ki biraz karmaşık; seyircinin değişimi mi sinemayı yoksa sinemanın değişimi mi seyirciyi hizaya sokuyor? Sizce hangisi?

Sanatçı her durumda olgulara teslim olmadan onları değiştirmeyi hedef alır. Sinemanın duayenlerinden Osman F. Seden’le 1990’larda bir söyleşi yapmıştık. Benzer bir soruyu ben ona sormuştum. Şu mealde bir cevap vermişti: Sanatçı/ sinemacı toplumun ne yanında yürümeli ne de onun yüz metre önünden gitmeli. Toplumdan sadece otuz metre önden gitmeli. Eğer toplumla birlikte yürürse birbirlerine hiçbir katkıları olmaz. Eğer yüz metre ileriden giderse toplumdan kopar ve toplum onun peşini bırakır, yaptıklarını izlemez. Yine topluma bir faydası olmaz. Ama otuz metre önden giderse toplumu bulunduğu yere, otuz metre ileriye taşır. Özellikle sinema, bir anlamda ticari bir yanı da olduğu için seyirciyi hep hesaba katmak zorundadır. Şiir yazmanın, resim yapmanın, fotoğrafçılığın önemli bir maliyeti yoktur ama çağın sanatı sinemanın maliyeti oldukça ağırdır. Elbette bu kadar büyük bir paraya ihtiyaç duyulan bir olayda, sadece sanatsal kaygılardan yola çıkılarak film gerçekleştirilemez. Bir kere çevrilen bir filmin asgari olarak kendisine harcanan para kadar kazanç getirmesi, iş yapması gerekir.

İşte günümüzde bu ikilemi yaşayan birçok yönetmen bu hassas dengeyi kurmaya çalışmaktadır. Dengeyi sanatsal kaygılar yönüne kaydıran yönetmenin sinemada geleceği hiç de parlak olmamaktadır. Çünkü piyasanın bu filme ilgi göstermemesi ve filmin beklenen hâsılatı sağlayamaması sonucu, yönetmen yeni bir filmi için hiçbir yapımcıyı ikna edemeyecektir. Burada dengenin Osman F. Seden’in yaklaşımıyla kurulabileceği söylenebilir. Seyirciyi değiştirmek isteyen yönetmen otuz metre mesafeden söyleyeceğini söylemelidir. Seyircinin ne yanında ne de yüz metre ilerisinde durmalıdır.

Son dönemlerde gösterime giren filmlerinden sizi en çok etkileyen filmin hangisi olduğunu merak ediyorum?

Türk filmlerinden anmak isterim: Yeşim Ustaoğlu‘nun Pandora’nın Kutusu, Özcan Alper’in Sonbahar, Derviş Zaim’in Nokta, Murat Saraçoğlu’nun O… Çocukları

Sinemayla ilgilenenler için “bunları muhakkak izlememiz gerekir” dediğiniz filmler nelerdir? 

Listem çok uzun… Ama ben ilk aklıma gelenleri şöyle sıralayayım: Ali Özgentürk’ün At, Erden Kıral’ın Hakkâri’de Bir Mevsim, Yavuz Turgul’un Muhsin Bey, Eşkıya, Ömer Kavur’un Gece Yolculuğu, Anayurt Oteli, Engin Ayça’nın Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu, Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet, Çağan Irmak’ın Ulak, Ahmet Uluçay’ın Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Murat Saraçoğlu’nun O… Çocukları, Yeşim Ustaoğlu‘nun Pandora’nın Kutusu, Özcan Alper’in Sonbahar…. Yabancılardan ise Andrey Tarkovski’nin İva’nın Çocukluğu, Kurban,  Solaris, Stalker, Nostalghia, Akira Kurosawa’nın Düşler, Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür, François Truffaut’un Son Metro, Micheal Cimino’nun Avcı, Stanley Kubrick’in Full Metal Jacket, Martin Scorsese’nin Taksi Şoförü, Theo Angelopulos’un Ulis’in Bakışı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Puslu Manzaralar, Zamanın Tozu, Milcho Manchevski’un Yağmurdan Önce, Krzysztof Kieslowski’nin Üç Renk, Terence Malick‘in İnce Kırmızı Hat, Lars von Trier’in Dogville, David Lynch’in Kayıp Otoban, Wong Kar Wai’nin Aşk Zamanı, P.T Anderson’un Manolya, Luc Besson’un Leon, Frank Darabont’un Esaretin Bedeli, Alan Parker’in Birdy, David Fincher’in, Dövüş Kulübü, Quentin Tarantino’nun Ucuz Roman, Sergio Leone’nin Bir Zamanlar Amerika, Kim ki Duk’un, Boş Ev

 

Yavuz Altınışık konuştu

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2010, 13:31
YORUM EKLE
YORUMLAR
ahsen güzelyurt
ahsen güzelyurt - 9 yıl Önce

merhabalar. necip tosun'un aynı zamanda mesut uçakan'la sineması üzerine yaptığı bir söyleşi kitabı da var. necip bey bir saant olarak sinemnın örneklerini sunuyor, tavsiye ediyor. ama "sanat, estetik" "yaratıcı tezahür" ile çelişmemelidir. bu bağlamda tavsitede bulunduğu bazı filmler -mesela, kayıp otoban, aşk zamanı, manolya- müstehcenliğin de ön safhada olduğu filmlerdir. müstehcenlik sıkça kullanılan araç gibi bu filmlerde. bunları izleyin, diye tavsiye etmek doğru mu?

Ayşe Nur BOZ
Ayşe Nur BOZ - 9 yıl Önce

Bugün endülüs kitap kahve'de Dergah'ın eski sayılarını karıştırırken; Abdullah harmancı'nın Necip Tosun ile yaptığı söyleşi dikkatimi çekti. film defteri üzerine söylenmiş bir kaç cümle, bu kitabı okunacaklar listeme eklememe kafi geldi. aynı gün içerisinde ikinci söyleşiye rast gelmek pek güzel oldu. zevkle okuyup çokça not aldım. yavuz beye teşekkür ediyorum. selamlar

Esra Nur M.
Esra Nur M. - 9 yıl Önce

"...elindeki kalemi kamera gibi kullanan ve durmaksızın gösteren öykücüler..." ne güzel bir ifade.
sorular güzel, cevaplar güzel, okumak çok güzel.
bu güzel söyleşi için teşekkürler.

kefnun
kefnun - 9 yıl Önce

Ne Hoş Bir Tevafuk..
Film Defterini Henüz Okumuşken Dünyabizimde Bu Haberi Görmemiz..

Film Defteri Bittiğinde Bir Kitap Seyrettim Demiştim.. ve Filmler Okudum..

Takdirle Okuduğumuz Bir Kitap Oldu..

Teşekkür Ederiz..

Vesselam

nihalevent
nihalevent - 9 yıl Önce

film defteri iyidir. hakkaten iyidir. sırada yönetmenler defterini duyunca bi heyecanlandım yav... bu bereket nereden gelir sevgili necip bey... allah muvaffak etsin ne diyelim.

akifselim
akifselim - 9 yıl Önce

İçinde Yavuz Altınışık geçen herşey güzeldir dobradır delikanlıcadır vesselam!

banner8

banner20