banner17

Muhsin Bey'in son sorusu

Muhsin Bey, denedik cancağızım, olmuyor işte. Sen bir film kahramanısın, bizim kahramanımızsın ama hepsi o kadar işte. Sadece bir film kahramanı…

Muhsin Bey'in son sorusu

Dün gece seni rüyamda gördüm Muhsin Bey. Gerçi rüyam seninkiler gibi güzel değildi. Öyle ya, senin rüyalarına Müzeyyen Abla’n girerdi,  “ağlamakla, inlemekle ömrüm geçip gidiyor/ devası yok, garip gönlüm günden güne, ah, eriyor/ feryadıma, efganıma kimse bir ses vermiyor/ devası yok, garip gönlüm günden güne, ah, eriyor” şarkısını söyleyerek.

Benim rüyamı mı soruyorsun? Gece zifiri karanlıkta bir yerden çıkmıştın, biz de sokakta iki kişiydik. Bizi görünce sevindin. Korkuyordun besbelli, karanlıktan. Bizim de gözlerimiz biraz karanlıktı ya, neyse, senden yıllar sonra gelip de seninle aynı duyarlığı paylaştığına inandığım başka birisinin, kimbilir hangi gece, yeryüzündeki hangi acıyı kendine dert edinmişken söylediği gibi: “Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.” Gözlerimiz nicedir karanlık böyle… Oysa senin gözlerin öyle miydi Muhsin Bey?

 

Muhsin Bey (Film)Bunu bize yapmayacaktın.

Başında ‘Sevda’ yelleri, dişinde ağrı, kapında ‘penbe göynekler’ giyme hayali kuran Ali Nazik, yozlaştığını düşündüğün müzik piyasası, dalavere peşindeki insanlar… Ne gam. Sen kendini bir cam fanus içine almayı başarmıştın. Hâlâ vardı, sularken Safiye Ayla dinletebileceğin çiçeklerin, huzur evinde sık sık ziyaret edip de içini döktüğün ve seni sadece dinleyen Afitap Hanımın, hiç susmayıp konuşsa da (seni görünce dili mi açılıyordu ne, hadi hadi utanmanın sırası değil, şurda biz bizeyiz) yine de güzelliğini fikredebildiğin Sevdan… Seni taklit edip denedim, olmuyor: Plakta Safiye Ayla, “hayal içinde akıp geçti ömrü derbederim/ bakıp, bakıp da o maziye şimdi ah ederim/ ne bir emel, ne ümit var, hayat bu muydu derim/ bakıp, bakıp da o maziye şimdi ah ederim” şarkısını söylerken, çiçeklerle konuştum senin gibi: “"Nasılsınız bakalım; suyu görünce kendinize geldiniz değil mi? Efendim, ne dediniz? Peki, başüstüne, bir daha müziğinize zamanında başlarım... Ya siz, siz nasılsınız Sevda Hanım? Bunlar duymasın ama, Safiye Ayla'yı sizin için çaldığımı bilin. Size özel bir ilgi duyduğumu bilmenizi isterim..." Olmuyor dedim ya, plastik olduklarından mıydı acaba bu benim çiçeklerimin.

Senin içini dökebildiğin, derdini anlatabildiğin bir kuyun vardı: Afitap Hanım. Yıllar elden ayaktan düşürmüştü ve getirip koymuştu onu huzur evine. Ağzı var dili yok, derdine çaresi yok; zaten senin de çare arama amacın yoktu ki. Hem-dert olabiliyor muydu o bir zamanların ünlü ses sanatçısı Afitap Hanım, sen ona bakıyordun. Sırtında palto, başında şapka, elinde bir buket çiçekle senin gelip, edeple yanına oturmanı bekler miydi o bilmiyorum. Bildiğim, bugün herkesin konuştuğu, kimsenin vaktinin olmadığı… “Durup ince şeyleri anlamaya” mı, diye sorduğunu duyar gibiyim. Aman sus, kimse duymasın böyle ince şeylerden bahsettiğini; senden yıllarca sonra gelen adamın da dediği gibi “karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrika” burası bugün, bilmem anlatabildim mi?

 

Muhsin Bey (Film)Birinciliği sana verdim. Neyin birinciliği mi?

Sana üzülüyorum aslında Muhsin Bey. Hadi biz hâlâ gidebiliriz bir yerlere, hem ölebiliyoruz da hâlâ ama sen dondun kaldın bir filmin başlangıçla bitişi arasında, ağlamakla inlemek arasında. Belki o yüzden naifliğin bozulmadı, “bir şiirden çıkmış gibi” hayatına devam edebildin. Gerçi Sevda’na açılamadın, “arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenha bulamam/ seni tenha bulsam kendimi hiç bulamam” dediği gibi, ne onu tenha buldun ne de tenha bulduğunda kendini buldun. Yanında olsaydım, perde gerisindeki suflör gibi “masanın altına bak, belki ordasındır” derdim. Saflıkta çocuklarla yarışırdın ya, o bakımdan diyorum. “Ya ben sizin dünyanızda olsaydım” diyorsun; “bütün renklerin hızla kirlendiği” bu dünyada mı? Birinci sen olurdun, emin ol. Derinden bakınca gözlerine, başını öne eğiyorsun; neden diye sormadım dikkat ettiysen, fark etmedim mi sanıyorsun mahçubiyetini. Hadi bizim, alıştık ya, “piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.”

Güzelliğe, naifliğe, zarafete dair yani “sana dair uzayıp giden bir yakıcı özleme dönen yaşamak”a daha fazla tahammül edemeyip de gidersek kendimizi kurtarmak için, bize de sormayacaksın değil mi “Kurtardın mı bari?” diye.

Sorma n’olur.

 

Mehmet Emre Ayhan sevinçli aslında, -film de olsa- Muhsin Bey orada olduğu için…

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2017, 12:12
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yılmaz Yımaz
Yılmaz Yımaz - 9 yıl Önce

Açılış: Saz heyeti hafif bir keman taksiminden sonra bestesi ve güftesi Sami Hoşses’e ait segah şarkıyı çalmaya başlıyor… Cızırtılı plaklardan yükselen buğulu nahif seslere inat kristal bir sesle başlıyor sislerin içinden parçayı okumaya solist: “Ağlamakla inlemekle ömrüm geçiyor/Devası yok garip gönlüm günden güne eriyor” Solist? Şarkının etkileyici olması okuyandan mıdır besteden midir bilinmeyen bu şarkı; enfes bir filmin başlamakta olduğunu haber veriyor aslında.

banner19

banner13

banner20