Muhafazakar perspektiften bir 12 Eylül filmi

'Bizim Hikaye' filmi, düşünceleri yüzünden yıllarını hapiste geçirmiş hatta hapislerde hayatlarını kaybetmiş olan binlerce kişinin dramına eğiliyor. Feyza Dalaylı yazdı.

Muhafazakar perspektiften bir 12 Eylül filmi

Türkiye’nin zor zamanlarının yaşandığı, özellikle de fikirlerinden dolayı çok fazla kişinin tutuklanıp hapishanelerde öldüğü, sokaklarda her gün yeni bir olayın yaşandığı 12 Eylül döneminin Türkiye’nin karanlık bir yüzü olduğunu, aslında bu ülkede yaşayan herkes çok iyi bilir. Belki de bu yüzden bu dönemde yaşanılanların günümüzde de unutulmaması için, bugüne kadar çok çeşitli sinema filmleri çekilmiş ve kitaplar yayınlanmıştır. 2015 yılında gösterime giren “Bizim Hikâye” filmi de genel muhteva olarak aslında 12 Eylül dönemini konu alıyor.

Bizim Hikâye” öncelikle genel hatlarıyla incelenecek olursa; filmde 1980 döneminin hapishane yaşantısı ve yaşanmış hikayeleri konu alınırken diğer yandan aile ve akrabalık kavramları, bir baba-oğul ilişkisi, bir dava uğruna nelerin göze alınabileceği ve bütün bu konuların sanat ve aşk ile nasıl birleştirilebileceği harmanlanarak izleyiciye sunuluyor. Özellikle hapishane çekimlerinin tarihi Sinop Cezaevi'nde çekilmesi de filmin daha başlangıcında ilgi çekmesine yardımcı oluyor. Diğer yandan film yalnızca 1980 dönemine değil, yakın tarihimizin de kanayan yaralarına değinmeden geçişini yapmıyor. Başörtüsü yüzünden uzun yıllar üniversitelerde mağduriyet çeken herkes için de filmde oldukça manidar göndermeler bulunuyor.

Bir iade-i itibar meselesi ve bir oğulun babası uğruna feda ettiği yılları

Bizim Hikâye” filmi, 12 Eylül 1980 döneminde bir kitap yayınlayan İsmail Akıncı (Cansel Elçin) isimli yazarın, askerler tarafından vatana ihanet suçuyla hapse atılmasıyla başlıyor. İsmail Akıncı’nın tevkifi sırasında yanında bulunan 6-7 yaşlarındaki babasına hayran olan oğlu, babasının tevkifinden çok etkileniyor. Hapse atılan İsmail Akıncı’nın cezaevine atıldıktan yalnızca 3 yıl sonra cezaevinde vefat etmesi küçük oğlunu tamamen kendisini babasının davasına adamasına sebep oluyor. Küçük yaşlardan itibaren avukat olup babasının iade-i itibar davasını kazanmayı hedefleyen Ahmet’in (Haluk Piyes) çabaları da filmin çoğu kısmında kendisini gösteriyor.

Öncelikle İsmail Akıncı’nın ölümünün ardından uzun yıllar geçip oğlu Ahmet avukat olduktan sonra, İsmail Akıncı’nın hapishane dönemi boyunca yazmış olduğu hatıratını oğlunun bin bir zorlukla Sinop Cezaevi'nden almasıyla Akıncı’nın hapishane döneminde yaşadıkları açık bir şekilde ortaya çıkmış oluyor. Bu hatırat Ahmet’in iade-i itibar davasında olukça önemli bir yere sahip oluyor. “Bizim Hikâye” filmi aynı bu akışta devam ederek her sahnesiyle izleyicilere birçok konuyu tekrar tekrar sorgulatıyor.

Bizim Hikâye” filminde belki de fark edilmesi gereken en önemli nokta, 1980 darbe döneminde yetişenlerin nasıl dikenli yollardan geçtiğidir. Günümüzde de bunların anlatılmasının belki de en önemli tarafı, bugün gelinen noktada fikir ve düşünce anlamındaki ilerlemelerin herkese ispat edilmesidir. Diğer yandan Türkiye’nin özellikle 1980 döneminin günümüzde hâlâ filmlere konu olması ve izleyiciler tarafından da heyecanla izlenmesinin en büyük nedenleri arasında geçmişin etkilerinin hala günümüzde de devam etmesi gösterilebilir.

Muhafazakar perspektiften 12 Eylül

Türkiye demokrasisi için oldukça iç karartıcı bir dönem olan 12 Eylül, büyük küçük çoğu kişi tarafından farklı görüşlere sahip olan çok fazla kişinin yargılandığı ve hapse atıldığı bir dönem olarak hatırlanmaktadır. Bugüne kadar yapılmış olan filmlerde 12 Eylül'de sol cenahın yaşadıklarını izlemiştik. Bu defa da “Bizim Hikâye” filmi bize farklı bir perspektif sunarak, muhafazakâr görüşlere sahip olan bir ailenin dramını aktarmaktadır. Film özellikle bu yüzden bile farklı bir yere sahip olmaktadır. Aslında filmin günümüze yapmış olduğu göndermeler bizlerin de kendimizi sorgulamasına sebep olmaktadır. Çünkü günümüzde belki biraz hafiflemiş olsa bile hâlâ, inançları ve düşünceleri yüzünden çeşitli problemler yaşayan çok fazla kişi vardır.

Filmin belki de en önemli sahne ve cümlesi ise; babasının iade-i itibar davasının son duruşmasında avukat koltuğunda oturan Ahmet’in, “Ben sadece babam için değil bütün mağdurlar için iade-i itibar istiyorum.” cümlesidir.

Görüldüğü üzere film çok fazla kareyi bir araya getirerek çok önemli noktalara parmak basmaktadır. Hem günümüz için hem de 1980 dönemi için “Bizim Hikâye” filmi izlenmeyi ve yorumlanmayı kesinlikle hak ediyor. Diğer yandan, Mustafa Ceceli tarafından yapılan film müzikleri de filmin sahneleriyle oldukça uyumlu bir ahenk oluşturarak, izleyicilerin duygulu anlar yaşamasına sebep oluyor.

 

Feyza Dalaylı yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Kasım 2015, 15:45
YORUM EKLE

banner19