Mezardan Sesler Geliyor!

Uzun zamandır sinema çevresi ve hatta bizzat öncüleri tarafından 'ölü' olarak kabul edilen 'müslümanca sinema' cephesinde son günlerde bir canlılık belirtisi, birtakım kıpırtılar gözleniyor.

Mezardan Sesler Geliyor!

Mezardan sesler geliyor!

 

Uzun zamandır sinema çevresi ve hatta bizzat öncüleri tarafından “ölü” olarak kabul edilen “müslümanca sinema” cephesinde son günlerde bir canlılık belirtisi, birtakım kıpırtılar gözleniyor. Gitgide pas tadı vermeye başlayan maddiyatçı hayat anlayışından ve ruhsuz sinema ikliminden canları sıkılanlar “Milli Sinema” filmlerindeki idealist havayı ve temiz hisleri özlüyor.

 

Ali Murat Güven'in “Muhafazakar Sinema Manifestosu”ndan sonra artık iyiden iyiye belirginleşen “Müslümanca sinema” anlayışının ilerleyen günlerde bir patlamaya yol açabileceği öngörülüyor. Bu rahatsız edici gelişmeleri ete kemiğe büründüren ilk ifadeleri Yeni Şafak Gazetesi sinema yazarı Ali Murat Güven son haftalardaki yazılarında açık açık vermişti.

 

“Yeni bir sinema bakışı” güdümlü yazılar muhtelif çevrelerde huzursuzluğa yol açarken tam bu zamanda bir başka yazı da Gerçek Hayat dergisi yazarı Hakan Albayrak'tan geldi. “Gazan Mübarek Olsun Yücel Ağabey!” başlıklı yazıda başka türlü bir yoruma mahal vermeyecek şekilde Milli Sinema filmlerini öven, ululayan bir üslup hakim. Üstelik Türkiye entelektüalizminin gerektirdiğinin aksine alabildiğine rahat ve kaygısızca yazılmış olması yine aynı muhtelif çevrelerce “bunlar çekinmiyorlar da artık. Pes doğrusu!” şeklinde yorumlandı. İşte sansasyona yol açacak bazı cümleler:

 

“Milli Sinema Akımının öncüsü ve 40 yıldır değişmeyen kralı Yücel Çakmaklı geçen Temmuz ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstün hizmet madalyasıyla taltif edildi. Usta yönetmen, önümüzdeki Pazar günü de Antalya Film Festivali'nde Kültür ve Turizm Bakanı'nın elinden “Kültür ve Sanatta 50 Yıl Emek Ödülü”nü alacak inşallah. Devlet bu kadirşinaslığı gösterirken, Yücel Çakmaklı'nın üzerinde titrediği nesil olan bizler onun sinemasına kayıtsız kalabilir miyiz?”   

 

“ Köyde dini bütün bir Müslüman olarak yetiştirdiği kızı Ayşe'yi tıp tahsili için getirdiği İstanbul'da “asrî” züppelerin şerrinden korumak için destansı bir mücadele veren o kahraman anne; eyyamcı sosyete kızı Zehra'yı fedâkar bir Anadolu kadınına dönüştüren o bilge delikanlı; Doğu'yu aşağılayan kibirli Viyanalılara hadlerini bildiren Erzurumlu Mehmet, piyanoda Klasik Batı Müziği icra etmesini bekleyen İstanbul sosyetesini “Yine Bir Gülnihal”le şaşırtan Leyla vs, vs, vs ile aynı dünyanın insanı olmaktan inanılmaz bir mutluluk ve heyecan duydum. Onlara gıpta ettim ve onlardan çok şey öğrendim.”

 

“Çile filminin bir sahnesinde Ediz Hun'un canlandırdığı Kenan, Türkan Şoray'ın canlandırdığı Elif'e şöyle diyor:

 

'Gerçi sen beni sevdiğini söylemedin hiç. Aramızda tek bir aşk kelimesi geçmedi. Ama bazen ürkek bir bakış, bazen sesindeki bir titreyiş, bazen de dağdan kopardığın bir çiçekle çok şeyler söyledin bana. Aslında her hareketin bir aşk şiiriydi benim için.'

 

Öyle duygulandım ki, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Şimdiki zamanların aşk filmlerine böyle bir üslubun hakim olduğunu düşünsenize; memlekette aşkın kalitesi yükselmez mi? Bilhassa, daha doğru dürüst merhabalaşmadan yatağa zıplayan “Napcaz şimdi, yatcaz şimdi” neslinin böyle bir rehabilitasyona şiddetle ihtiyacı var."

 

“1970'li yılların ilk yarısından bu yana köprünün altından çok sular aktı; Türk sinemasına hakim olan dil, üslup, oyunculuk tarzı, estetik anlayışı vs, vs, vs alabildiğine değişti (dolayısıyla eski filmlere "girmek" alabildiğine zorlaştı); bu arada içtimai ve siyasi yahut ideolojik tartışmaların 'şekli şemali' de büyük bir değişim geçirdi; ama Yücel Çakmaklı'nın neredeyse 40 yıl önce çektiği bu filmler, beni zamane filmlerinden daha çok etkiliyor. Daha çok etkiliyor, çünkü bu filmlerin ele aldığı meseleler bu memleketin hayati meseleleridir, ama ne yazık ki günümüzün dindar sinemacıları bile bu meselelere girmekten türlü çeşit kaygılarla imtina ediyor.”

 

“Evet, bunların 1970'li yıllarda sinema seyircisi üzerinde nasıl bir etki bıraktığını tasavvur edebiliyor musunuz?

 

Dindar olanlar, bu ülkenin mana ve ehemmiyetini müdrik olanlar, batılılaşmaya karşı olanlar, sinema salonlarından özgüven kazanarak veya özgüvenleri tazelenerek çıktılar.

 

Dindarlığa ve Osmanlı'nın mirasıyla barışmaya mütemayil olanlar sinema salonlarından bu temayülleri güçlenmiş olarak çıktılar.

 

Hacıhoca takımına ve İslam ile yoğrulmuş tarihimize tepkili olanların birçoğu ise sinema salonlarından 'bu konuları yeniden düşünmeliyiz' diyerek çıktılar.”

 

“Ettekrura Ahsen velevkane yüzseksen: Yücel Çakmaklı; Bediüzzamanların, Süleyman Hilmi Tunahanların başlattığı ihya hareketini beyazperdeye taşıyan ve Necip Fazıl'ın yükselttiği bayrağı sinema burçlarına diken adamdır. Gazası mübarek olsun.”

 

Gerçek Hayat dergisinin aynı sayısında Yücel Çakmaklı ile yapılmış bir röportaj da yer alıyor. Elif Uslu tarafından gerçekleştirilen röportajda Milli Sinema akımı özenle irdeleniyor.

 

Üzerinde inceleme yapılan tek alan Yücel Çakmaklı'nın sineması değil. Yakın zamanda Bir Mesut Uçakan Kitabı, Sonsuz Karelerde Yaşamak isimli Hüseyin Karaca'nın hazırladığı bir kitap Mavi Yayıncılık'tan çıktı. Mesut Uçakan'ın hayatı, sanatı ve eserleri üzerine yazılan yazıları, çıkan gazete haberlerini ve yorumları derleyip güzel bir şekilde bir araya getiren bu kitapta konuyla özel olarak ilgilenenleri tatmin edebilecek doyurucu bilgiler mevcut.

 

Tüm bu gelişmeler içten içe biriken bir özlemin, arzunun belirtileriymiş gibi gözüküyor. Allah saklasın olası bir “yeniden Müslümanca Sinema!” tehlikesine karşılık şimdilik ne gibi önlemler alınabileceği düşünülüyor.    

 

Bilindiği gibi Milli Sinema Akımı Yücel Çakmaklı'nın 1970'li yıllarda temelini attığı, sonrasında Salih Diriklik, Mesut Uçakan, İsmail Güneş gibi zamanının önde gelen sinemacılarında da etkisinin görüleceği, Birleşen Yollar, İskilipli Atıf Hoca, Reis Bey, Danimarkalı gelin, Bize Nasıl Kıydınız ve 5. Boyut gibi filmler çıkarmış olan Müslüman duyarlıklı bir sinema akımıdır.     

 

Yasir Düzcan yazdı

 

Editörün Notu: Biraz nostalji; Çağrı filminden yönetmen Akkad'ın bulunduğu bir kaç set karesiyle haberi süsledik.

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 13:41
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cesur KÜÇÜK
Cesur KÜÇÜK - 12 yıl Önce

Yasir Düzcan , Enes Özel , Mustafa Emin Büyükcoşkun ve daha bir çok genç dostumuz. Bu sanat dalında çok iyi işler yapacaklar. Bİz inanıyoruz.

banner19

banner13

banner26