Mecid Mecidi, Efendimiz'i üç filmle anlatacak

İranlı ünlü yönetmen Mecid Mecidi, Siyer Atölyesi’nde Semih Kaplanoğlu, Cihan Aktaş ve Turan Koç’un da filme dair sorularını yanıtladı..

Mecid Mecidi, Efendimiz'i üç filmle anlatacak

 

 

Meridyen Derneği çatısı altında kurulan sonpeygamber.info bünyesinde ilki 2009 yılında gerçekleştirilmiş Siyer Atölyesi’nin beşincisi, geçtiğimiz haftasonu yapıldı. Daha önceki atölye çalışmalarında siyer çeşitli bakış açılarıyla incelenirken bu yılki atölyenin teması “Siyer ve Görsellik” üzerine kurulmuş.

Konusu itibariyle dikkatimi bir hayli çekmesi ve çalışmada tebliğler sunan, konuşan değerli katılımcılardan bazılarının yakından takip ettiğim kişiler olmasına rağmen Pazar günkü ilk oturuma ancak katılabildim. Atölyeyi genel anlamıyla değerlendirme şansı bulamadım fakat takip ettiğim konuşmalar hakkında tuttuğum bazı notları paylaşmak isterim.

Tanıdığım kimler vardı, ilk başta onları zikrederek başlayabilirim. Konuşmasını yapan İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin haricinde dinleyiciler arasında Derviş Zaim, Semih Kaplanoğlu, Cihan Aktaş, Enver Gülşen, Yıldız Ramazanoğlu, Cemal Şakar, Turan Koç, Abdulhamit Güler bulunuyordu.Mecid Mecidi

Hoşamedi faslından sonra oturumu başlatan sunucu, Mecidi’nin son filminden bahsetmesini, çok tartışılan suretin gösterilmesi meselesi hakkında bilgi vermesini istemesiyle yönetmenin konuşması başladı.

Bu film İslamofobi’ye karşı hazırlanmış bir proje

Mecid Mecidi, suretin hiçbir şekilde gösterilmeyeceğini belirttikten sonra bazı istatistikî bilgiler verdi. Sinema tarihinde şimdiye kadar doğrudan veya dolaylı olarak Hz. İsa ile alakalı 250, Hz. Musa hakkında 120, diğer peygamberler ile alakalı 80 film, Buda hakkında 40 film ve Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam hakkında 1 film yapıldığından söz etti. Yönetmene göre “The Message” (Çağrı), dönemi itibariyle etkili fakat yeterli olmayan bir film. Yeterli olmamasının sebebinin ise daha çok savaşlar üzerine kurulmuş bir senaryo üzerine olduğunu düşünüyor.

Mecidi aynı zamanda sinema kültürünün ve modern dünyada göstermiş olduğu etkinin henüz Müslümanlar tarafından farkına varılmadığından ve bu alan üzerine yatırım yapılmadığından bahsederken, Batı dünyasının her defasında farklı formlarla Müslümanlar üzerine yüklendiğini söyledi. “Çağrı” haricinde Efendimiz’i (sav) anlatan başka filmin yapılamaması da bu algı yetersizliğinin bir örneği. Yönetmene göre bu manada son yüzyıllar içinde ortaya çıkan ve gittikçe vahim noktalara ilerleyen İslamofobi için en etkili silahlardan biri de sinema.

Amerika kültürünün yayılması ve çıkarılan savaşlara bir kılıf olarak kullanılan sinema göz önüne alındığında, sinemanın insanlar nazarındaki etkisi de yok sayılmayacaktır. Bu filmin İslamofobi’ye karşı hazırlanmış bir proje olduğunu özellikle vurguladı Mecidi. İslam’ı ve Müslüman dünyayı gerektiği kadar tanıtamamanın acısını çekerken böyle bir film yaparak insanların nazarlarını temizlemek amacı taşıdığını belirtmiş oldu.

Mecid Mecidiİslam’ın ayrıca bir rahmet ve muhabbet dini olduğunu bilmiyorlar

Mecidi’ye göre sadece Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın hayatındaki savaşların anlatılması yeterli değil. Mekke’nin fethinden sonra Efendimiz Aleyhissalatüvesselam’ın “Küçük cihaddan büyük cihada gidiyoruz, büyük cihad nefis ile mücahededir” sözünün üzerine Müslümanların çokça düşünmesi gerekmektedir. Bunun haricindeki her düşünce Efendimiz Aleyhissalatüvesselam’ın hayatının ve getirdiği dinin tam manasıyla anlaşılamamasına ve tebliğ edilememesine sebep olacaktır. İnsanlar özellikle son yıllarda gittikçe artan savaşların etkisiyle İslam’ın ayrıca bir rahmet ve muhabbet dini olduğunu bilmiyorlar. Bunu anlatmanın en iyi yolu hiç şüphesiz İslam’ı en iyi şekliyle yaşayan Müslümanlar vasıtasıyla olacaktır.

Mecidi bunu anlatırken, Bediüzzaman Hazretlerinin Hutbe-i Şamiye’de söylediği “Eğer biz doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu kendi ef’al (fiiller) ve etvarımızla (tavırlar) izhar etsek, elbette sair dinlerin tabileri fevc fevc İslâmiyet’e girecekler. Hatta küre-i arzın bazı büyük kıt'aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler” sözü aklıma geldi. Mecidi, bunun Müslümanlar tarafından yeteri kadar icra edilemediğini Türk televizyonlarından örnek göstererek verdi. Gösterilen birçok programın aileler yıkan, toplumun köklerine zarar veren programlar olduğunu, insanlığın ifsadı için çalıştığını ve bu tür programların Müslüman bir ülkeye yakışmadığını söyledi. Gördükçe ve duydukça ayrıca utandığını belirtmesi ise olayın vahim boyutunu biraz olsun gösterebilir.Mecid Mecidi

Bu proje bir filmden çok daha fazlası

Mecid Mecidi genel olarak sinema hakkında konuştuktan sonra biraz daha özele inerek son filmi hakkında bilgiler vermeye başladı. Çekimlerden önce 3 yıllık ciddi bir araştırma yapılmış. Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın çocukluğuna dair kaynakların fazla olmamasından dolayı çeşitli ülkelerdeki Müslüman âlimlerin vasıtasıyla değerli bilgiler edinilmiş. Kaynakların toparlanmasıyla birlikte ciddi bir kütüphanenin oluşturulduğunu ve hiçbir detayın atlanılmamasına özellikle özen gösterildiğini söyledi. Karşılaştıkları en ciddi problemlerin başında ise Arabistan topraklarında Vahhabilerin yapmış oldukları tahribatın geldiğini belirtti. Örnek olarak; Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın sütannesi Hz. Halime’nin kabrinin yerini tam olarak tespit etmişlerse de kabrinden kalan hiçbir şey bulamamışlar.

Mecidi, yapılan araştırmalar, ilmî alt yapı, kurulan sinema platosuyla birlikte bu projenin bir filmden çok daha fazlası olduğunu söyledi. Dönemin Mekke şehri birebir, Medine şehri ise olayların geçtiği yerler olmak üzere inşa edilmiş. Bu yüzden platonun sadece kendi filmi için değil, diğer yönetmenler için de çalışma alanı olarak kullanılabileceğini vurguladı ve yönetmenleri davet etti. Nasip olursa 1 yıl sonra vizyona girecek olan filmin çekimleri başta İran olmak üzere coğrafya şartları göz önüne alınarak farklı ülkelerde de yapılmış. Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın doğumundan 52 gün önce Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmak için fillerle Yemen’den çıktığı ve helak olduğu sahne fillerden dolayı Güney Afrika’da çekilmiş. Filmden bu şekilde bahsettikten sonra Mecidi dinleyicilerin sorularına cevap vererek devam etti.

“Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın hürmetine bana yardım et”

Bir beyefendi tarafından Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın çocukluğu anlatılırken doğumundan önceki, doğumundaki ve doğumundan sonraki mucizeler gösterildi mi veya nasıl gösterildi diye soruldu. Mecidi, her mucizeye yer vermek yerine bazı mucizelere yer verdiklerini, temel manada O’nun ahlakına yoğunlaştıklarını ve ahlakının da en büyük mucizelerden biri olduğunu söyledi. Peygamberlik gelmeden önce bile El-Emin sıfatıyla tanınan bir insanın bu dünyaya verdiği ve vereceği mesaj çok açıktır.

Mecid MecidiBaşka bir soruda ise; önceki filmleri göz önüne alındığında bir filmin çekim aşamasından önceki hali soruldu: “Kur’ân’dan bir ayeti açıp bunun hakkında bir film yapmalıyım mı diyorsunuz, yoksa yaptığınız işler ayetleri mi işaret ediyor? Çünkü bütün filmlerinizde kendimizi ayetler okuyor gibi hissediyoruz.” Mecidi, bu soruya önceki filmlerinden birinin ismiyle cevap verdi. Rang-e Khoda. Allah’ın boyası. Allah’ın boyası ile boyanmak. Sırat-ı Müstakim üzerine gitmeye çalışarak Allah’ın boyasıyla boyanmaya başlıyorsunuz ve bu sizin her yaptığınız işin kıymetini artırıyor.

Film dünya standartlarında ve Müslüman hassasiyetinde olduğu halde çalıştığı bazı insanların Müslüman olmaması kendisi tarafından yadırgandı mı sorusuna ise bir anısını anlatarak cevap verdi. Çekimler henüz başlamadan önce Mecidi, kendisinin tekniğini çok beğendiği, dünyaca ünlü İtalyan görüntü yönetmeni Vittorio Storaro ile çalışmak istediğini fakat kabul edip etme konusunda bazı çekinceleri olduğunu arkadaşları ile paylaşmış. Araştırmalar yapmak için sık sık gittiği Medine’de Mescid-i Nebevi’nin önünde bir gün bunun için dua etmiş: “Allah’ım, çalışmak istediğim bu kişi hayırlıysa, Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın hürmetine bana yardım et.”

Sonrasında Storaro’nun ajansı ile irtibata geçmiş. Fakat Storaro’nun o sıralarda yurt dışında başka bir işte olduğunu, geldiğinde haber vereceklerini iletmişler. Mecidi ısrar ederek “siz yine de arayın söyleyin, en azından haberi olsun” demiş. Senaryonun bir bölümü gönderilmiş ve konudan Storaro haberdar edilmiş. Sonrasında Storaro yurt dışında olduğu halde Mecidi ile irtibata geçmiş ve projede çalışmanın kendisi için bir onur olduğunu söylemiş. Mecidi şaşırmış ve sevinmiş.

Çalışmalara başladıktan sonra Mecidi, Storaro’ya neden kabul ettiğini sormuş. Çünkü Mecidi’ye göre gözlerindeki ışık bir şeylerin olduğunu haber veriyormuş. “Ben bu projeye davet edildiğimi hissettim” diyebilmiş sadece. Ama Mecidi ısrar edince anlatmış. Storaro o zamanlarda bir kitap üzerine çalışıyormuş. Kitap gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin nurları ve dünyaya yaptıkları hakkındaymış. Kitabın ismi “Writing with Light”. Proje kendisine teklif edilmeden üç ay önce Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın hayatını incelemeye başlamış ve teklifin geldiği gün Mirac’ı okuduğunu söylemiş. Bu vesile ile hemen kabul etmiş.

Müslüman yönetmenler bağımsız sinemaya ve bağımsız çalışmaya özen göstermeli

Semih Kaplanoğlu’nun yönetmene sorusu ise şuydu: “İran bir İslam cumhuriyeti olmasaydı bu filmi çekebilir miydiniz?” Mecidi, filme devletten bağımsız çeşitli dini, kültürel vakıf ve derneklerin bağışları ve yardımıyla başlandığını söyledi. Ve şu şekilde devam etti: “Yaşadığım yer tabi ki etkiliyor ama bu, sanatçı için ön koşul değil. En azından olmamalı. Bu tamamen sanatçının kendisiyle alakalıdır. Yapmak istediğini tam manasıyla belirlediği ve yola çıktığı vakit sanatçının yaşadığı ortam çok fazla problem olmuyor. Ama yaşadığım mekânın etkisini burada tamamen azaltmıyorum. Sadece tek yetkilinin bulunduğum mekân, yaşadığım çevre olmadığını söylemeye çalışıyorum. Müslüman yönetmenler bağımsız sinemaya ve bağımsız çalışmaya özen göstermeli. Bu şekilde daha verimli eserler ortaya koyulabilir.”

Mecid Mecidi

Mecidi, sürenin kısıtlı olmasından dolayı Cihan Aktaş’ın sorusuna çok fazla değinemedi ama yine de bazı bilgileri paylaştı. Aktaş’ın sorusu şöyleydi: “Gittiğiniz yerlerde sizi nasıl karşıladılar? Halk nasıl davrandı? Ne gibi tepkiler verdiler?” Halkın ciddi manada ilgi gösterdiğini söyledi Mecidi. Bir çekim esnasında figüran bir hanımın hasta olduğunu fark etmiş, yanına gitmiş ve hasta ise isterse gidebileceğini ve dinlenebileceğini söylemiş. Hanım gitmemekte ısrar edince Mecidi, “ücretini yine de alacaksın, gidebilirsin” deyince hanım: “Ben hasta olduğum için geldim. Bu vesile ile O’nun filminde yer alarak O’ndan şefaat bekliyorum” şeklinde cevap vermiş. Bu ve bunun gibi kendilerini çok etkileyen olaylar yaşadığını anlatan Mecidi, bunları ve çekim aşamalarını da içinde barındıran bir belgesel ve kitap hazırlamayı düşünüyormuş.

Son soru ise Turan Koç’tan geldi: “Bizans ve Sasani gibi iki büyük imparatorluğun arasından, çölden, tabiri caizse elinde asasıyla çıkan bir insanın çıkıp insanlığa hitap etmesini, dünyayı değiştirmesini ve ne gibi dönemlerden geçtiğini hissettirebildiniz mi? Filmin amacı bunu da kapsıyor mu?” Mecidi bu soruya şu şekilde cevap verdi: “Bu film Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın çocukluğuna odaklandığından dolayı bu kadar geniş bir çerçeveye hitap etmiyor.  Ama bundan sonra projeyi üçleme ile sürdürmeyi düşünüyorum. Dediğiniz kısımlar belki de ilerideki filmlerin konusu.” Konuşması bu şekilde bitti.

Sinema, bir zaman yolculuğu içine girmemizi sağlıyor

Aslında bu son soru belki de tüm konuşmalar içinde bana göre en önemlisiydi. Modern dünya insanının geçmişi anlamakta ve idrak etmekte zorlanmasının en büyük nedeni şüphesiz tarihe olan yorum kabiliyetini kaybetmesidir. Hızlı tüketime alışmış bünyelerin eski devirleri düşünüp ona yoğunlaşması gittikçe zorlanıyor. Atölyeye giderken yol arkadaşıma bir filmden bahsetmiştim. Tunuslu yönetmen Nacer Khemir’in “Le Collier Perdu De La Colombe” (Kayıp Güvercin Gerdanlığı, 1992) isimli filminde beni etkileyen ve üzerine düşünmemi sağlayan şey bir çocuğun hikâyesiydi. Etrafındaki insanların birbirlerine yazdıkları aşk mektuplarını taşıyarak postacılık görevini üstlenen çocuk, postacılık yaptığı için her birinden ücret alır, para olmasa bile yiyecek toplar. Bulundukları şehir tüketimin neredeyse hiç olmadığı bir yerdir. Böyle bir ortamda maddiyat neredeyse hiç önemli değildir ve insanlar -Mahmud Erol Kılıç’ın tabiriyle- dikey bir yolculuğa çıkarlar.

Beni etkilemesinin sebebi ise, bu ve bu gibi filmlerin yaşadığımız şu asır ve dönem için beni bir sorgulamanın kapısına sürüklemesidir. İnsanı meşgul eden çok fazla oyuncağın olduğu bir asırda doğal olarak tüketim, zamanımızın azımsanmayacak bir bölümünü kapsıyor. Meşguliyetimizi bu kapsam içinde düşündüğümüzde geçmiş devirlerde yaşayan insanların nasıl bir dünya hayatı sürdüklerinin farkına varamıyoruz. Bu bizim için pencerenin puslanması gibi artık. İşte bu noktada sinema, o pencerenin buğusunu elimizle silmemize ve bir zaman yolculuğu içine girmemizi sağlıyor. Geçmiş dönemlere ait görüntüler, hayalimize ve zihnimize bu şekilde daha uygun hale gelebiliyor. Bu düşünce yapısı benim açımdan tarihi ve geçmişi yorumlama çabamı daha da berraklaştırıyor.

Turan Koç’un burada bahsini ettiği şey bir farkında olma çabasının ürünü aslında. Asr-ı Saadet dediğimiz çağın tam olarak nasıl yaşandığına hâkim olamadığımız için Peygamberimiz Aleyhissalatüvesselam’ın Allah’ın izniyle kısa zamanda dünyayı değiştiren uygulamalarını ve fetihlerini anlamakta çoğu zaman zorlanıyoruz. Kabul edelim ki içinde bulunduğumuz asrın insanı görmek istiyor. Sinema ise bu görme faaliyetine hizmet eden bir sanat olarak karşımızda. Mekke’nin Fethi dendiğinde, atı üzerinde şehre giren bir Halid bin Velid hayal edebiliyorsam bu biraz da rahmetli Mustafa Akkad’ın Çağrı’sı vesilesiyledir.

Nacer Khemir’in atölyeden önce hatırladığım filmi ile birlikte Turan Koç’un sorusu ve Mecidi’nin kendi filmi hakkındaki temennisi düşünceme böylece katkı sağlamış oldu. İnşallah Mecidi’nin beklediğimiz bu filmi de ufkumuzu daha da genişletir ve Müslümanlar için Asr-ı Saadet’ten bir pencere olur.

Son olarak söylemeliyim ki; her filmini özenle ve sayısız kez izlediğim, eserlerinde kendimden parçalar bulabildiğim, coğrafya yakınlığından dolayı kendi kültür kodlarımıza her zaman yakın olduğunu düşündüğüm bir yönetmeni canlı olarak dinlemek benim için farklı ve güzel bir deneyimdi. Mecid Mecidi’ye yol açıklığı dilerken, bu vesile ile değerli katılımcılara, dinleyicilere, sorularıyla katkıda bulunanlara ve ev sahiplerine ayrıca teşekkür ederim.

Mecid Mecidi'nin TRT Türk'e verdiği kısa röportaj:

 

Bekir Arslan notlarını toparladı

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2016, 10:54
YORUM EKLE

banner19

banner13