Mavi Kuş'un kanadında ne var?

Bu kuş nereye uçar? Sırra bürünen aynalara mı karışır, Görkem Evci bu soruların cevabını Mustafa Kutlu hikayesi üzerinden arıyor..

Mavi Kuş'un kanadında ne var?

Kitabı açar açmaz sıcak bir yaz gününden kopup gelen bunaltıcı bir rüzgâr vurur yüzümüze. Mustafa Kutlu, bize “gökten kıvılcım yağan” bir günde, o kendine has sade üslubu ile hikâyesinin beşiği olan kasabanın sokaklarını gezdirir.Mavi Kuş, Mustafa Kutlu

Hikâyenin ilerleyen sayfalarında göremeyeceğimiz karakterler tanıtılır kısa kısa. Elbette boşuna değildir bu tasvirler. Hikâye, anlatıcı tarafından tam olarak anlatılmaya başlanmadan önce mekân adeta kroki çizercesine tasvir edilir ki hikâyenin içine girmemiz kolaylaşsın. Olayın geçtiği mekânın okuyucu tarafından bu denli hayal edilebilmesi olayları takip etmek ve anlatılanları zihnen canlandırmak açısından oldukça önemlidir. Karakterlerden bağımsız bir hikâye düşünülemeyeceği gibi mekândan bağımsız karakterler de düşünülemez. Mekânlar okuyucuların, kahramanların sosyal ve ruhsal durumlarının anlaşılmaları için birer ipucudur.

Issız dağların garip yolcusu: Mavi Kuş

Kitapta ilk sayfalarda sıkça lafa giren ‘anlatıcı ses’ de “Zaten gayemiz ey sevgili okur, nasıl bir macera nakledeceğimizi anlatmadan önce nerede durduğumuzu göstermektir. Böylece kitabın hissiyatına ortak olursunuz belki.” diyerek bu tasvirlerin amacını açıklamaktadır.

Kasap, Göncü İzzettin Efendi, Yemci Yusuf, Manifaturacı Hacı Efendi ve mahdumlarının dükkânı; çifte çınarlı, ince minareli cami, Çardaklı Kahve, berberin yanındaki fırın, Aynalı Lokanta… Kasabayı sokak sokak, köşe köşe tanıdıktan sonra gözlerimizi kasabanın meydanına çeviriyoruz. Meydanın ortasındaki otobüse… Yani “ıssız dağların garip yolcusu”na… Yani “Mavi Kuş”a…

‘Mavi Kuş’un kişisel hikâyesinden sonra kitap boyunca bize eşlik edecek yahut da bizim eşlik edeceğimiz kahramanları tanımaya başlarız. Mavi Kuş’un sahibi Deli Kenan, muavini Seyfi, Gül, Mühendis Kemal, Doktor Yahya, hasta kadıncağız ve kocası, turistler, Öğretmen Murat ve karısı Neşe…  Kitapta,  adlarını sık sık duyduğumuz bu kişilerin Mavi Kuş’la yolculuklarına tanık oluyoruz. Aslında pek tanık oluyoruz diyemeyiz zira Mustafa Kutlu okurlarının yakından bildiği üzere onun hikâyelerinde hikâyenin dışında kalmak pek mümkün değildir.

Mavi Kuş, TRT

Farklı hikayelerde bütünün parçaları

Mustafa Kutlu’nun hikâyelerini bir bütünlük içerisinde değerlendirmek zorundayız. Gerek metaforlar, gerek hikâyenin ayaklarını bastığı mekân ve dekorlar,  gerekse kişiler açısından birçok ortak nokta bulabiliriz Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinde. Bazı noktalar eleştirel bir göz ve analiz maksadı ile okunmasa dahi dikkatli okurların gözünden kaçmayacaktır. Mesela okurlar, Mustafa Kutlu’nun bu hikâyesinde geçen “Yorgancı Hafız Yaşar”a Kutlu’nun “Bu Böyledir” isimli hikâyesinden aşinadır. Bunun dışında bazı benzetmeler, tasvirler, kahramanların ağzından söylenen fikirlerde de benzerliklere rastlamak mümkündür. Bundan olumsuz bir şey olarak bahsetmiyorum. Bu, yazarın kendini tekrar etmesi değildir. Bilakis hikâyelerin gerçekliğini artıran, okurların kendilerini hikâyeye yabancı hissetmesini engelleyen bir özelliktir. Kitaplar arasında bağlantı kurabilmek okumada devamlılığı ve canlılığı artırır.

Mustafa Kutlu

Hayat da bir yolculuk değil mi zaten!

Mavi Kuş’ta bu isim benzerliğinin dışında Kutlu’nun hikâyelerinde sık sık karşımıza çıkan “yol” dekorunu da görüyoruz. Öyle ki buna dekor demek hata olacaktır. Yarıdan fazlası yolda geçen bir kitaptan bahsediyoruz zira. ‘Yol’u, Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikâye, Kapıları Açmak, Beyhude Ömrüm, Chef gibi kitaplarında da gördüğümüzü anımsarsak bu bize daha elle tutulur bir sonuç verecektir. Yolun rastgele seçilmiş bir ‘dekor’ olmadığını anlamamıza yardımcı olacaktır.

Yine Mavi Kuş’taki “tren” ve bilhassa “istasyon” tasvirleri Uzun Hikâye’yi hatıra getirir. Mustafa Kutlu’nun birçok hikâyesinde gördüğümüz meyve bahçelerini, doğa tasvirlerini ve taze meyveleri, bu hikâyede de görmek mümkün.

Mavi Kuş ile Bu Böyledir arasında başka bir açıdan da bağ kurabiliriz. Bu Böyledir’de lunapark üzerinden anlatılan hikâye, Mavi Kuş’ta sinemaya evrilmiştir. Dünyanın bir ‘oyun’ olduğu görüşünden hareketle gerçek ve sanalın, hayat ve hayalin iç içe geçmişliğini açık bir mesaj vermeksizin anlatan Mustafa Kutlu birkaç cümle, birkaç detayla söylemek istediğini dikkatli okuyucularla paylaşır.

Hayatın kalbine ayna tutsak...

Kitabın başındaki tasvirlerde adı geçen Aynalı Lokanta’nın aslında bu ayrıntılardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Hikâyenin sonuna geldiğimizde, ilk sayfalara dönersek Aynalı Lokanta’dan bahseden şu cümleleri görürüz:  “Aslında yemek yiyenler meydana doğru bakan bir masada otursalar ne olup bittiğini çıplak gözle temaşa etseler bir şey fark etmeyecek; ama insanoğlu nedense bunu alelade bulur, omuz silker. Aynadaki bambaşka gelir sanki.” O cümlelerden hemen sonra şu satırlar çarpar gözümüze: “Aslolan ayna camının ardına sürülen sırda. O sır olmasa kendimizi adi bir cam karşısında bulacağız ve hiçbir şey göremeyeceğiz.” Elbette bu cümlelerin tek başına da manaları var. Ama hikâyeden küllî bir sonuç çıkarmak gerekiyorsa, bu cümleler asıl anlamını hikâyenin tamamı ve kitabın sonunda yer alan ‘yönetmen’in ağzından dökülen cümlelerin birleştirilmesi ile kazanır. Yönetmenin sözlerinden şöyle bir alıntı yapabiliriz:

“Sinema nedir? Çokları buna bir ayna diye cevap verebilir”… “Belki de orada sadece görmek istediklerimizi, olmak istediklerimizi, özlem ve ihtiraslarımızı bulabiliriz.

İşte bu umutsuz bir çabadır. Biz elbette biliriz ki aynada oluşan görüntüyü sağlayan şey aynanın arkasını kaplayan sırdır.

Anadolu'dan bir mavi kuş

O sır bütün insanı ve hayatın her yanını kuşatmıştır. Yönetmen kamera arkasına geçmekle belki de aynanın arkasına geçmiş gibidir. Yani camın sırrı olmuştur.” Bu cümlelerin ardından yönetmen, sözlerini yönetmenin işinin hakikati göstermek değil, bu hakikati taşıyan sırra, o bilinmezliği işaret etmek olduğunu söyler. Kitabın aynayla ilgili ilk sahnesinden yüzlerce sayfa sonra gelen bu tanımlar, okuyucuyu kitabın başına dönmeye ve düşünmeye zorlar.

Yönetmen ve yazar: Bilinmezin tasvircileri

Bu sözlerden Mustafa Kutlu’nun yazarlık anlayışına da varabiliriz pekâlâ. Zira bu mesaja göre yazarlar da yönetmenler gibi bilinmezliğe işaret etmek görevi ile hareket eder.

Kutlu; sinema-hayat, ayna-gerçek ikilileri ile hikâyede birbiri içine kattığı hayali ve gerçeği anlatır bize. Her şeyin bir oyun olduğunu öğrenen ve bu yüzden kitabın sonunu beğenmeyen okurlar dikkatli olduklarında bu yanılgıya düşmedikleri gibi, kitabın son bölümünde, hakikat ve sinema kavramlarını yeniden karıştıran Kutlu’ya bir kez daha hayran olacaklardır. Yazarın, hikâyenin çeşitli safhalarında gerçek yaşam ve hayaller arasında kurduğu bağ ve hayallere yolculuk eden bir çocuğun varlığı aslında okuru hikâyenin sonuna adım adım yaklaştıran işaretlerdir.

Son olarak Mavi Kuş’un 2008 yılında TRT tarafından televizyon filmi olarak uyarlandığını hatırlatmakta fayda var. Mustafa Kutlu okurlarına diyecek bir sözümüz yok zaten, olmayanlara ise ‘Mavi Kuş’ ile bir yolculuğa çıkmayı şiddet içermeyen bir şiddetle öneririz.

 

Görkem Evci Mavi Kuş ile yolculuğa çağırdı

Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2010, 14:03
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim Ekiz
İbrahim Ekiz - 10 yıl Önce

Sonuna gelince her şeye rağmen o sinema bölümü olmasaydı dediğim kitaptır. Gerçi kitap sanki o sahne için yazılmış gibiydi ama yine de olmasaydı be.

banner19

banner13

banner26