Mandalina ağaçlarının altında: Mandariinid

Ivo ve Margus’u birbirine bağlayan bağların başat sebebidir mandalinalar. Bunun yanında evlerini bırakıp gitmemelerinin de nedenidir. Abdullah Turut'un ödüllü film "Mandairiinid"e dair değerlendirme yazısını istifadelerinize sunuyoruz.

Mandalina ağaçlarının altında: Mandariinid

“Ağır ağır terk eder
Köke yakın oturan mekânı”
F. Hölderlin, (Die Wanderung IV, 167)

Gürcü yönetmen Zaza Urushadze’nin Estonya-Gürcistan ortak yapımı Mandariinid (2013) filmi, temelde savaşın anlamsızlığını ve yıkıcı etkisini konu ediniyor. Gürcü-Abhazya savaşının patlak vermesinden önce Abhazya’da kurulmuş olan Estonya köylerinde yaşayan Estonyalılar, savaşın başlamasıyla birlikte köylerini terk ederek Estonya’ya dönmek zorunda kalmıştır. Mandariinid, henüz evlerini terk etmemiş iki ihtiyar; marangoz Ivo ve mandalina bahçesinin sahibi Margus etrafında gelişir. Savaşın bir tarafı olmayan iki ihtiyar, bir anda kendilerini çatışmanın ortasında bulurlar. Filme ismini veren mandalinalar da tıpkı Margus ve Ivo gibi savaşın bir tarafı değildir. Mandalinaların hasadını gerçekleştirmeden Estonya’dan ayrılmaya niyetli olmayan Margus’un, mandalinaları ile kurduğu ilişki dikkat çekicidir. Bu yazıda Margus’un mandalinalar ile kurduğu ontolojik bağ ve mandalinaların teşkil ettiği hayatî rol üzerine odaklanacağız.

Margus’un mandalinalar ile ilişkisi, birbirini tamamlayan iki olmazsa olmaz parça gibidir. Margus, mandalinaları terk ettiği taktirde mandalinaların ve üzerinde yer aldıkları toprak parçasının bir anlamı kalmayacaktır; öte yandan, mandalinaların yok olduğunu düşündüğümüzde ise Margus’un hayatının da ontolojik bağlarından kopmuş, kendi varlığıyla birleştirip biricik kıldığı hayatının anlamını yitireceğini unutmamamız gerekir. Dolayısıyla bu ilişkide kader birliğini sağlayan en temel bağı oluşturan mandalinalar, iktisadî sebepler yüzünden değil, ontolojik bir gerekliliğin yansımasıdır. Bu açıdan baktığımızda Margus’un Ivo ile olan ilişkisi de anlam kazanır. Margus mandalinalarını yetiştirecek, meyvelerin hasadını yapacak; Ivo ise mandalinalar için gerekli olan kasaları imâl edecektir. Köylerini terk edip giden Estonyalılar’dan arkada kalan bu iki yaşlı adamın birlikteliği böylece mandalinalar etrafında bir mecburiyet kesbeder.

“Bir yapıyı, “tecrübe etmek” onu benimsemek, kendinin kılmak demektir. Elbette ki bu, yapıyı tecrübe eden kişinin onun sahibi olduğu, onu mülk edindiği anlamına gelmiyor; fakat kişi yapıyı kendisinin devam etmekte olan hayatıyla birleştirdiği, hayatına kattığı için onu kendisinin kılıyor.” (Connerton, 2011: 42)

Bu zorunluluk zamanla bir alışkanlığa dönüşür ve ikilinin hayatlarını oluşturur. Ivo ve Margus’u birbirine bağlayan bağların başat sebebidir mandalinalar. Bunun yanında evlerini bırakıp gitmemelerinin de nedenidir. Savaşın yıkıcılığına karşı, hayat mücadelesinin simgesidir. Filmin bütününe sirâyet eden yarım kalmış hikâyeler; Estonyalı köylülerin köylerini terk etmesi, Margus’un yarım kalan mandalina hasadı, Ivo’nun torununa kavuşamaması, Niko’nun ölümü vd. bütün bunların sebebi doğrudan savaşa bağlanır. Ancak Urushadze’nin izleyiciye savaşa dair gösterdiği sahneler, küçük çaplı çatışmalardan ibarettir. Savaşın yol açtığı/açacağı yıkım, bizatihi çatışmalar aracılığıyla değil, yarım kalmış hikâyeler üzerinden ustaca vurgulanır.

“Alışmış olduğum yerler, alışkanlıktan gelen bir bilgiye sahip olan bedenim tarafından benimsenmiştir. Bedenin alışkanlıktan gelen bu bilgisi, bize nesneler uzamında bir konum sağlamaz; fakat nesnelerin, alışkanlık gereği yaptığımız hareketlerden meydana gelen bedensel dünyamıza katılmasıyla bize bir yerleşmişlik hissi verir.” (Connerton, 2011: 43)

Margus’un ölümüyle birlikte hasadı yarım kalan mandalinalar varoluş anlamlarını yitirirken, savaşın da insanların kıyımına sebep olması bakımından, insanın varoluşuna aykırı/absürt bir hüviyet taşıdığı gözler önüne serilir. Margus’un canı pahasına sahip çıktığı mandalinaları, hayatından ayrı düşünülemez. Onun belleğinde, toprağa yerleşmişlik hissini aksettiren mandalina bahçesi ve ağaçları, onları bırakıp gitmesine mâni olmuştur. Bahçeler, evlerin taşınabilirliklerini ortadan kaldırırken ağaçlar da onları hareketsiz kılmaya katkı sağlamıştır.

Mandalinaları bu denli güçlü bir imge kılan karmaşık yapı, bu küçük narenciyelerin râyihalarını ve görsel câzibelerini de kapsar. W. Benjamin’in dediği gibi, “anıların kokulara yapışması” (Benjamin 1993: 104) mandalinaları özel kılmayı destekler. Margus’un mandalina bahçesi, bir mekân olarak dünyada yer kaplamasının yanında, hislerin yadsınamaz gücüyle birlikte Margus’un belleğinde birleşmektedir.

“Biz mekânları duyumsarken duyularımız yerleşir ve yerler anlam kazanırken duygular da yer kazanır. Bir mekânın duyumsanması görsel, işitsel ve kokusal anıların birbirleriyle olan karmaşık etkileşimine bağlıdır.” (Connerton, 2011: 43)

Mekânseverlik ve Margus’un mandalinaları

Margus ve Ivo’nun canları pahasına köylerini terk etmemeleri, ait oldukları topraklara yerleşmişlik hissini sağlamlaştıran bir diğer kavram mekânseverliktir (topophilia). Mekânın kendisi ve ihtivâ ettikleri -bilhassa mandalina ağaçlarını düşünelim- kişi üzerinde hissî bir uyarıcı işlevi görür. Bu hissî eğilim, potansiyel olarak tükenmez bir haz ve hayal kaynağını teşkil eder. Mekân ile kurdukları hissî bağlar, zamanla mekânın aynı zamanda şahsî bir anlam dünyası yüklenmesine yol açar. (Tuan 1990: 113) İnsan ile mekân arasındaki arkaik bağları ve hisleri tarif eden mekânseverlik, Margus’un şahsında mandalina ağaçlarıyla tecessüm etmiştir.

“Bu savaşın adı ne biliyor musun? Narenciye Savaşı! Mandalinalar üzerine bir savaş bu! Mandalinalarımın yetiştiği toprak parçası için…”

Margus’un mandalina ağaçları ve mekânla kurduğu ontolojik ilişki, Gassân Kenefâni’nin, “Hüzünlü Portakallar Yurdu” hikâyesini hatırlatır. Hikâyede, Filistin’in işgal edilmesiyle Lübnan’a göçmek zorunda kalan Yafalı bir ailenin yaşadığı dram, portakal ağaçları ve portakallar üzerinden anlatılır. Göçmen aile, “portakallar ülkesi” olarak adlandırdıkları Yafa’yı geride bırakıp kendilerine hiçbir şey ifade etmeyen Lübnan topraklarına sığınmıştır.

“Portakalları kamyona taşırken bir yandan da ağlıyorlardı. İşte o anda, portakalın nasıl değerli bir şey olduğunu anladım. Bu kocaman, güzel portakallar kalplerimizde önemli bir yer kaplıyordu. Kadın, portakalları aldı ve arabaya geri döndü. Ve daha sonra baban sürücünün yanındaki yerinden kalkarak, kollarını açtı, eline bir portakal aldı. Sessizce portakala baktı ve zavallı küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladı.” (Mut, 2018: 55)

Yafalı Filistinliler için portakal ağaçları müşterek bilince o kadar yerleşmiştir ki işgalin bir gün biteceğine ve evlerine geri döneceklerine dair inançları portakal ağaçlarına sinmiş; vatan, memleket hasreti portakallarla ayniyet kazanmıştır. Yaşanmışlık hissini ve yurt özlemini diri tutan portakal ağaçları, hikâye anlatıcısına göre topraklarını işgal edenlerin sulamasına dahi dayanamayıp kuruyuverecektir.

Ağacın mekânla ilişkisi, toprağın derinliklerine değin kök salması, bize daima yurt edindiğimiz toprağı çağrıştırır. G. Kenefâni’nin hikâyesinde, Yafalı göçmenlerin portakal ağaçlarında tecessüm eden yurt özlemi; bir başkasının sulamasına dahi katlanamayan ağaçlar, yabancı ellerde kuruyuverir. Her ne kadar Estonyalı olsa da Margus’u Abhazya’daki köyüne bağlayan, ona sahip olduğu kimliği bahşeden ve bir ömür birlikte yaşadığı, toprağa kök salmış mandalina ağaçlarıdır. Tıpkı büyük yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin dediği gibi, “Bir ağacı kök saldığı yerden ayırıp başka bir yere taşırsanız, ağaç meyve vermez olur. Verse de kendi yerindeyken vereceği meyve kadar güzel olmaz. Bu doğanın kanunudur. Bence, ülkemi terk etmiş olsaydım, aynen o ağaç gibi olurdum…”

Abdullah Turut

Kaynakça:

Benjamin, Walter. (1993). Son Bakışta Aşk. İstanbul: Metis Yayınları

Connerton, Paul. (2011). Modernite Nasıl Unutturur. İstanbul: Sel Yayınları

Tuan, Yi-Fu. (1990). Topophilia (A Study of Environmental Perception Attitudes and Values). New York: Columbia University Press

Mut, Peren Birsaygılı. (2018). Zeytin Ağaçlarının Arasında. İstanbul: Usta Kitap

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2020, 15:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26