banner17

Kötücül Bir İran Filmi: İnatçı Bir Adam

Kötülük sadece kente özgü bir mesele değildir; kenti ve taşrayı içine almış, aynılaştırmış, kötücül bir varlık alanına dönüştürmüştür. İranlı yönetmen Muhammed Resulof’un 'kötülüğün mekansızlığı'nı işlediği son filmi Lerd (İnatçı Bir Adam) Türkiye’de gösterimde. Film, alışıldık İran filmi tadı vermese de düşündürüp hissettirdikleri ile değerli bir yapım. Serdar Arslan izledi, yazdı.

Kötücül Bir İran Filmi: İnatçı Bir Adam

Muhammed Resulof’un yazıp yönettiği İran yapımı Lerd filmi, İnatçı Bir Adam ismiyle an itibariyle Türkiye’de gösterimde. Film, geçen yıl 54. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde yarışmış ve filmin oyuncusu Reza Akhlaghirad, en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştı.

Kötülüğün mekânsızlığı

Film üniversitedeki işinden ayrılıp İran’ın kuzeyinde yaşamaya başlayan Reza’nın hayatını konu ediniyor. Bir çiftlik satın alıp Japon balığı yetiştiriciliği yapmaya başlayan Reza’nın taşraya yerleşmesinin sebebinin kötülükten uzak kalmayı istemesi olduğunu zamanla anlıyoruz. Ne var ki Reza’nın bu kaçışı onun kötülüğün uzağına yerleşmesine imkân vermiyor. Zira kötülük sadece kente özgü bir mesele değildir; kenti ve taşrayı içine almış, aynılaştırmış, kötücül bir varlık alanına dönüştürmüştür.

Reza kentteki kötülüğü daha çok siyasi rejim üzerinden hissetmiştir. Ziyaret ettiği bir arkadaşının baskıdan dolayı işinden olup çok sevdiği çevirmenliği artık yapamadığına ve de eşinin tutuklu olduğuna şahit olur. Arkadaşı Reza’ya, gitmekle ne iyi ettiğini söyler fakat Reza’nın durumu da arkadaşlarından pek farklı değildir. O da yerel çapta iktidar ve çıkar ilişkilerinin pençesinde, son derece zor bir hayat yaşamaktadır.

Ya zalim olursun ya mazlum; üçüncü yol yok

Filmde ana karakterin yaşamakta olduğu temel paradoks; zorbalık, yalan, rüşvet üzerinden kurulan kötülük çarkına dâhil olmak yahut bu çarka ilkeleri uğruna karşı koymaktır. Reza uzun süre kötülüğe karşı koymayı seçer. Önce üniversitedeki işinden ayrılıp uzakta yeni bir hayat kurar. Fakat gittiği yerde de benzer seçimler yapmak zorunda bırakılır. Pençesinde kıvrandığı problemleri, kurulan kötülük çarkına dâhil olarak çözmesi mümkünken o inatla kötüleşmemekten yana tavır takınır. Haklı olmasına rağmen problemlerin temel kaynağı olan komşusundan özür dilemeyi bile dener. Fakat hiçbir şey problemlerin çözümünde etkili olmaz.

Ziyarete gittiği üniversite arkadaşının “Ya zalim olursun ya mazlum, üçüncü bir yol yok” telkini filmin mottosudur aynı zamanda. Kötülüğe direndikçe kaybeden Reza, kendisine yapması gerekenler noktasında telkinlerde bulunan gizemli bir adamı dinleyip kötülüğe kötülükle karşılık verme yolunu seçtiğinde bütün problemlerin ansızın siliniverdiğine şahit olur. Hatta bir anda baş üstünde tutulan birine dönüşür. Düşmanı düşmanın teknikleri ile püskürttüğünü düşündüğü anda kulağına fısıldananlar ise, düşmanın yakalanamayan bir soyutlukta olduğunu gösterir. İnsan suretinde görünen ama hiçbir zaman tam olarak alt edilemeyen kötülüğün asıl düşman olduğunun farkına varır.

Yönetmenin hikâyesi ile örtüşen sahici bir anlatı

Kötülüğün kaçınılmazlığına yapılan vurgu ile film, alışageldiğimiz İran Sineması’ndan ayrılan bir yapım. Daha doğrusu İslami bakışı yani iyi ve güzel olanı görünür kılmak üzerinden kurulan İran sinemasının bakış açısını taşımayan bir film. Filmin gerçekçiliği, İran siyasetine ve de toplumuna ayna tutan yapımlardan oluşu bu durumu kaçınılmaz kılıyor olabilir. Yönetmenin bir rejim muhalifi olduğunu ve bu tavrından dolayı defalarca cezalandırıldığını da biliyoruz. Yönetmenin gördüğü kötülüğü ifşa etmek ve kötülüğe karşı durmak istemesi, filmin baş karakterinin yaşantısı ile paralellik gösteriyor. Bu noktada filmin sahici bir anlatı olduğu şüphe götürmez.

Film; kendi toplum gerçekliğinden beslenen yapısı, hikâyesi, oldukça başarılı oyuncuları ve yönetmenin filmin estetik tarafını güçlendiren planları ile oldukça başarılı bir yapım. Filmi izlerken İran filmlerinin genelde hissettirdiği iç ferahlığını yaşayamıyor olsak da dünyanın gerçekleri ile yüzleşmenin ve bazı kavrayışların gücünü hissediyoruz. Bu kavrayışa İsmet Özel’in şu dizeleri ile eşlik edelim:

“…

düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz

siz gidin artık

düşman dağıldı dedikleri bir anda

anlaşılıyor

baştan beri bütün yenik düşenlerle

aynı kışlaktaymışız

…”

 

Serdar Arslan

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2018, 18:27
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20