Kısa film, birçok açıdan şiire benziyor

Kasım ayı itibari ile gerçekleşen birçok film festivali var. Bu festivaller sonbahara festival mevsimi demek için yeterli. Serdar Arslan yazdı.

Kısa film, birçok açıdan şiire benziyor

 

 

Türkiye’de sonbahar film festivali mevsimidir, desek sanırım abartmış olmayız. Yıllardır düzenlenen festivallere yenilerinin eklenmesi ve aynı döneme birkaç festivalin denk gelmesi bu yargımızın doğruluk payını arttırıyor. Anadolu’da düzenlenenlerin yanında özellikle, İstanbul’da aynı dönemde birkaç festivale denk gelmek mümkün.

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali birçok ilki barındırıyor

İstanbul’da hâlihazırda, sessizce devam eden iki film festivali var: Bu yıl ilk defa düzenlenen Uluslararası Boğaziçi Film Festivali ve 25.’si düzenlenen İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali. Boğaziçi Film Festivali, ilk defa düzenleniyor oluşunun getirdiği bazı aksaklıklarla beraber, özellikle kısa film konusunda gerçekleştirmiş olduğu ilklerle adından söz ettireceğe benziyor. Şöyle ki, 20 kısa film projesine verdiği çekim desteği ve yarışma birincilerine verilecek ödül miktarı gerçekten dikkat çekecek cinsten. Büyük ödülün Ahmet Uluçay adına veriliyor oluşu ise, festivali anlamlı kılan en önemli nokta. 24 Kasım itibariyle film gösterimlerinin sona erdiği Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, 30 Kasım’a kadar çeşitli paneller ve atölyeler ile devam edecek. Ödül gecesi ise 1 Aralık’ta yapılacak.

Kısa film şiire benziyor çünkü

Festivalleri kısaca andıktan sonra sözü filmlere getirelim. Adı geçen festivallerde izleme imkânı bulduğum bazı kısa filmlere. Öncelikle kısa filmin yapısını şiire çok benzettiğimi ifade etmeliyim. Gerek anlatım dilinin barındırdığı tazyik, görüntüyü yormadan en kısa ve etkili biçimde “söylemeyi” gerektirmesi, deneyselliğe imkân vermesi açısından dili açma ve geliştirme potansiyeli barındırması gibi özellikler bu yargımı destekler nitelikte. Ve kısa film izleyicisi ile şiir okuyucusunun nicelik yönünden benzerliği. Şiirin okuyucu da kısa filmin de izleyicisi oldukça az. Ve nasıl ki şiirin en sadık okurları başka şairlerse, kısa filmin sadık izleyicileri de genelde başka kısa film yönetmenleri.

Yapay gerçeklikleri konu edenlerin yanında hakiki gerçeklere değinenler var

Her iki festivalde oldukça fazla kısa film izledim. Kısa film, sinematografik anlamda deneysel olduğu için, film dili açısından kısa filmleri değerlendirmek aslına bakılırsa zorlayıcı bir uğraş. Bu noktada biz de daha az yorucu olan bir yola başvurup, kısa filmleri konuları açısından ele alacağız.

Öncelikle tüm dünyanın tutulmuş olduğu güncel politik dayatması, yapay gerçeklik hastalığından kısa film yönetmenlerinin de etkilendiği aşikâr. Birçok filmin konusunun bu yapay gerçekliklerden seçilmiş olması, en temel tespitimiz. Cinsiyet, ırk, hayvan hakları gibi konular, filmlerde en fazla işlenen konular. Bu filmleri zaman içinde medyada tekrar tekrar duyacağımız için çok fazla anmaya gerek yok. Biz asıl bu yapay gerçekliklerin baskısından arınmayı başarmış, daha gerçek filmlerden söz açalım.

Ekmek”: 2012 yılı yapımı filmin yönetmeni Koray Sevindi. Hayal Perdesi Sinema Topluluğu ile gerçekleştirilen çalışma, daha önce elliden fazla festivalde gösterilmiş ve ondan fazla ödül almıştı. Boğaziçi Film Festivali’nde de gösterilen film, naif anlatımı ve etkileyici sonu ile gerçekten bu övgü ve ilgiyi hak ediyor. Filmi izledikten sonra İbrahim Tenekeci’nin filmle aynı adı taşıyan şiirinin şu mısraını tekrarladım durdum:

Her şeyin annesi sensin fırından gelen koku.”

Değirmen“: Bünyamin Duranoğlu’nun yönettiği 2013 yapımı film, Karadeniz’in bir köyünde yaşayan bir değirmenciyi konu alıyor. Tabiat ve onun nimetleri ile sahici bir bağ kuran Hasan Amca, elinde kalan son tohumları sır gibi saklamanın derdinde. Filmin sonundaki ayet ise, tohum meselesinin basit bir mesele olmadığının altını bir kez daha çiziyor.

Sarı Çiçek”: Unutulmaya yüz tutmuş bir Osmanlı geleneğini hatırlatan film, geleneğin farkında olan bir meczubun varlığı üzerinden bizlere naif bir şekilde: Kim deli, biz mi onlar mı? dedirtiyor. Filmin yönetmeni Hüseyin Aydemir.

Pepûk: Bir doğu efsanesinin adı olan Pepûk’u filmin yönetmeni Özkan Küçük, başka bir hikâyeyle başarı ile örtüştürmüş. Filmin önemi; vasatımızda mevcut ve yaşayan değerlerin başka bir forma aktarımında ortaya çıkan sahici anlatıma işaret etmesi.

Yunus Kim Öldürür Seni?: Gökçe Ulu’nun yönettiği belgesel film, bir zamanlar boğazı süsleyen yunus balıklarının akıbetine dair. Modernleşmenin kenti var ederken yok ettiği o sevimli dostlara.

Bir Senaryo Yaratmak: Senaryo yazmak için sahip olması gereken bakışı arayan bir kızı konu edinen filmin sordurduğu soru oldukça önemli: Bakılan şeyden daha önemli olan şey, bakışın niteliği değil midir? Filmin yönetmeni Seda Kaya.

 

Serdar Arslan yazdı

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2013, 10:26
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13