Kameraların kontrolü kötü adama geçerse?

Kameralarla dolu bir hayat, gün geçtikçe daha da çekilmez hale gelmiş durumda... İslam Gemici ‘Paris Gözaltında’ ve ‘Gizli Takip’ filmlerinden hareketle gözetlenen hayatlarımızı yazdı..

Kameraların kontrolü kötü adama geçerse?

 

Sokağa çıkıp da George Orwell'in zamanına göre çok hayalî, günümüze göreyse sıradan sayılan meşhur romanı 1984'ünü hatırlatan kameralarla karşılaşınca, insanın sinirleri bozuluyor. Kameralarla dolu bir hayat, gün geçtikçe daha da çekilmez hale gelmiş durumda... İstanbul'da veya Londra'da evinden çıkan bir kişi, akşam tekrar dönünceye kadar yaklaşık 350 kameranın kayıt sahasına giriyor imiş. Bu güvenlik kameraları, emniyet açısından bakıldığında iyi bir şey gibi görünüyor.

Gizli ve buz gibi soğuk birer göz olan kameralar, güvenliğimizi sağlamak için çalışan kolluk kuvvetlerinin en büyük yardımcısı haline geldi. Güvenlik kameraları sayesinde kendimizi eskiye nazaran daha emniyette hissediyoruz. Çünkü suç işleyen şahıslar, olayın üzerinden fazla vakit geçmeden yakalanabiliyor, trafik kazalarında kimin hatalı olduğu kolaylıkla anlaşılabiliyor vs. Fakat işin bir de diğer vechesi var. Nereye gidersek gidelim, hangi yöne adım atarsak atalım, ensemizde bizi takip eden yabancı gözlerin olduğunu bilmek insanı çok huzursuz ediyor. Unutmanın verdiği dayanılmaz hafifliği tercih ederek, etrafımızda kameralar olduğunu unutarak hayatımızı devam ettiriyoruz ama nereye kadar?

Çekinecek bir şeyi olmayan sıradan insanlar, sürekli takipte olan kameraları umursamadan hayatlarını yaşıyorlar fakat gün gelip de bu "gizli gözler"in tam tersine bir niyetle kullanılmayacağının garantisi yok. Eğer bir gün, bu "güvenlik" için çalışan kameraların arkasındaki şahıslar değişir de, "kontrol" kötü niyetli kişilerin eline geçerse, ortaya ne kadar vahim bir netice çıkacağını düşünüp, ona göre tedbir almak gerekiyor.

Bu paranoyakça düşünceleri tetikleyen iki filmi peşpeşe seyredince, yazı yazmak kaçınılmaz oldu. Ayrıca bir de televizyon dizisi vardı ki, baştan birkaç bölüm izledikten sonra hoşlanmadığım için takibi bırakmıştım. Hayatımızın içine giren, habercilerin en sevdiği görüntülerden olan gizli kamera kayıtları çok işe yarasa da, umumiyetle iyi niyetli kişiler ve emniyet kuvvetleri tarafından kullanılsalar da yine de insanı korkutuyor. Ve o soruyu sormadan da bir türlü geçemiyorum. Nereye kadar?..

Paris gözlem altında

Önce 2012 yapımı Fransız filmi "Paris Gözaltında"dan (Aux Yeux De Tous) bahsedeyim. Genç yönetmen Cedric Jimenez tarafından yazılıp yönetilen bu gerilim filmi, neredeyse tamamen gözetleme kameraları ve web-cam'ların bakış açısından çekilmiş. Senaristler Audrey Diwan ve Arnaud Duprey, hem güvenlik hem de kamera sistemlerinin teknolojik boyutlarını iyi araştırdıktan sonra ortaya titiz bir metin çıkarmışlar. CCTV uzmanları filme burun kıvırsalar da, yönetmen "olması mümkün hadiseleri” beyazperdeye aktarmış.

Konusundan biraz bahsedeyim. Fransa'da başkanlık seçiminin bir gün öncesinde Paris'in Austerlitz Tren Garı'ndaki bir güvenlik kamerasının bakış açısından çekilen açılış sahnesi birçok şeyi açığa çıkarmaktadır: Kalabalık tren istasyonuna bir bomba atılır, yaklaşık 20 kişi ölür. Müslüman olduklarından şüphelenilen zanlıları yakalamak için, polis tarafından şehir çapında bir insan avı başlatılır. Fakat kim olduğu bilinmeyen bir hacker tarafından saldırı görüntüsünün kayıtları geri sarılınca, çok geçmeden bombalamanın gözle görünenden daha farklı ayrıntıları olduğu ortaya çıkar. Hacker, şehirdeki video gözetleme kameralarının yardımıyla "asıl" zanlıları gözetlemeye, hatta onları yönlendirip idare etmeye bile başlar. Böylece seyirci de bu süreç içinde hakikatin birçok yüzü olabileceğinin farkına varır.

Filmin konusundan bahsederken bile "potansiyel" suçlunun Müslümanlar olması bizi rahatsız etse de, son yıllarda sinemacılar bu malzemeye "mal bulmuş mağribî" gibi saldırıyorlar. Çünkü sinemada eskisi gibi suçlanacak Naziler yok, Japonlar olmaz, Kızılderilileri öldürdüler, zenciler para kazanma derdinde, Slavlara fazla laf etmezler çünkü Putin gibi biriyle dalaşmak istemiyorlar, geriye zanlı olarak sadece sahipsiz Müslümanlar kalıyor. Biraz sonra sözünü edeceğim Kore filminde bile Müslüman tipler dolaylı olarak suçlanıyor. "Kore'de Müslüman suçlunun işi ne?" demeyin, yönetmen ve senarist isterse oluyor.

Koreliler'in duygusuz gözleri

Amerikan filmlerindeki kaba havanın olmadığı, zekice hazırlanmış bir film olan 2013 Güney Kore yapımı Gizli Takip'i (İngilizce ismi, Cold Eyes / Korece, Gam-si-ja-deul) seyretmeye başladığımda, aksiyon açısından umduğumu bulacağımı hemen anladım. İşi bilen kişilerce yazılmış bir senaryonun varlığı, filmin ilk dakikalarında kendini hissettirdi. Karakterlerin kanlı canlı, merak unsuru ve inandırıcılığın üst seviyede olduğu filmden hatırımda kalan en önemli replik "ormana değil ağaca bak, yoksa hedefini kaybedersin" oldu. Aklıma gelmişken not edeyim: Filmlerde bilgece laflar eden şahıslar, neden hep boşluğa bakarak konuşurlar? Karşısındakinin gözüne bakınca, sözünün kıymeti mi azalıyor? Gizli Takip'deki Özel Polis Birimi'nin şefi olan kişi de, genç elemanlarına öğretici sözler söylerken uzaklara bakıp duruyordu da, oradan hatırıma geldi.

Filmin konusundan biraz bahsedeyim: Genç bir kadın polis olan Ha Yoon-ju, çok zor bir imtihandan geçerek Emniyet Müdürlüğü'nün Özel Suçlar Birimi'ne kabul edilir. Bu Özel Suç Birimi, potansiyel suçluları gözetim altında tutarak, hem teknolojinin yardımıyla hem de bizzat peşlerine düşerek onların hareketlerini takip etmektedir. Ha Yoon-ju da, Hwang Sang-Jun’un şef olduğu bu ekibe girer. Birbirinden yetenekli polislerin bulunduğu ekip, tehlikeli bir suç organizasyonunun başı olan James’in izini sürmeye başlar. Çünkü James ve arkadaşları, Kore Yatırım Bankası'nı soyduktan sonra ortadan kaybolmuşlardır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu filmden hareketle Güney Kore sinemasının son senelerde gösterdiği üstün performanstan ve yaptıkları kaliteli filmlerinden söz edecektim. Ancak Gizli Takip filminin içerisinde yakaladığım birkaç unsur, bu konuyu başka bir yazıya bırakmamı icap ettirdi. Halbuki İhtiyar Delikanlı (Old Boy - Oldeuboi), Cinayet Günlüğü (Memories of Murder - Salinui chueok) ve Şeytanı Gördüm (I Saw the Devil - Akmareul boattda) gibi filmlerin Kore sinemasının nasıl da yüz akı olduğundan bahisle, Norveç, Hindistan, Japonya, Danimarka ve İran sinemalarındaki yükselişin sebeplerine değinecektim. Olmadı.

Burada gördüğünüz fotoğraf karesi, Gizli Takip filminin sonlarına doğru yer alıyor. Önünde "helal yiyecek" yazılı olan bu dükkân, filmin en kötü karakteri olan acımasız katil James'in saklandığı yerdir. Yani "filmde 2 saniye görünüp kaybolan bir dükkânı bu kadar abartmayalım" diyemeyiz. Karede neler olduğunu üstünkörü tahlil edersek:

a) Kocaman bir Helal kelimesi

b) Helal yiyecek satılan bir lokanta

c) Lokantanın ismi "Taj Palace" yani bizim Tac Mahal olarak bildiğimiz Mümtaz Mahal'in anıt mezarı

d) Dükkânın Hind lokantası olduğuna vurgu

e) "Hind" ve dolayısıyla "Müslümanlık" kavramına vurgu

f) Yabancı bir ülkede işyeri sahibi olmayı başarmış "görgüsüz tipli" 3 esmer adam. Helal, Tac Mahal ve Hindistan vurguları, görenlere doğal olarak Müslümanlığı hatırlatıyor.

Şayet filmi seyrederseniz, neden bu kadar üstünde durduğumu daha iyi idrak edersiniz.

Kameralar her tarafta

2011'de Amerikan televizyonlarında yayınına başlanan Şüpheli Şahıs (Person of Interest) dizi filmindeyse kameralara hükmederek, Tanrı rolüne soyunan esrarengiz işadamı Harold Finch ile eski CIA ajanı John Reese'in maceraları var.

Kameralar her yerde: İzliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... İnsanlar hakkındaki her şeyi biliyorlar. Peki, biz onlar hakkında ne biliyoruz? Hiçbir şey... Filmde gizemli bir işadamı olan Harold Finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirmiştir. İlginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı, elindeki programı hayata geçirebilmek için resmî kayıtlarda ölü olarak görünen John Reese adlı eski bir CIA ajanıyla anlaşır. Kendi kaynakları ve teknolojisiyle, Reese'in öldürme yetenekleri ve sezgilerini birleştiren Mr. Finch'in gayesi, gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir. Kimin suç işleyebileceğini tahmin ederek Tanrı rolüne soyunan Mr. Finch’in en büyük silahı ise gizli güvenlik kameraları.

Bana çok fazla enteresan gelmese de, dizinin yayını 3. sezona girdiğine göre, seyirciler üzerinde iyi bir intiba bırakmış. Yine aynı problemle karşı karşıya kalıyoruz. Kameraları kontrol eden iyi adamlar... Ya, bir gün bu gizli kameralar kötülerin eline geçerse... İşte orası meçhul! Öyle bir durum olursa, yapılacak ilk iş, suç oranlarının her geçen gün arttığı "büyük" şehirlerden kaçmak olacak veya olmalı. Yoksa halimiz harap!

 

İslam Gemici filmleri seyretti ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2013, 16:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13