Kalbi sökülmüş bu çağ...

Mustafa Nezir, darbe dönemlerini anlatan filmlerdeki acıların gerçek olduğunu hatırlatıyor yeniden..

Kalbi sökülmüş bu çağ...

Mustafa Nezir, darbe dönemlerini anlatan filmlerdeki acıların gerçek olduğunu hatırlatıyor yeniden. Bu dönemlerde işlenen cinayetlerin, yapılan işkencelerin ve bu işi yapan zalimlerin unutulmaması için... Garage Olimpo

Unutma bunları! Bir sabah gelip Maria’yı, Meryem'i, Mehmed'i, evinden alıyorlar. Arjantin, Şili, Türk vs. ordusundan olduğunu söyleyen bu kişilere hayır demek mümkün mü? Darbe olmuş çünkü. Her şey onların istediği gibi olacak. Kanun onlar. Kim sorgulayabilir onların eylemlerini? Kim dur diyebilir onlara?

Kelepçeleyip götürdüler gençleri...

Binlercesini ve Maria’yı alıp gidiyorlar. Sürükleyerek ve korkutarak götürüyorlar. Aşağılayarak ve yalan söyleyerek; alıp götürüyorlar henüz 18 yaşındaki, 20 yaşındaki, 30 yaşındaki kendini bir 'davaya adamış'ı. Annesinin, babasının gözleri önünde kelepçeleyip, saçlarından çekiştire çekiştire götürüyorlar. Annelerinin zayıf direnci, yalvarmaları, korkuları, babalarının karşı koyma çabaları onları engelleyebilir mi?

Hayır. Onlar canlarının istediğini alıp götürürler. ‘Devlete ve rejime düşman’ deyip istediklerini alıp götürürler. Nereye götürdüklerini sadece kendileri bilir. Özel yetkili subaylar, onlar. Annelere, babalara verdikleri adreste çocuklarından hiç bir iz yok. Ne büyük çaresizlik bir anne, bir baba için bu? Nereye gitse, nereye başvursa eli boş dönüyor. Çocuğundan hiç bir iz, bir işaret yok. Yaşıyor mu öldü mü belli değil.

Garage Olimpo

Çaresiz anneler, babalar

Sonra başka bir kadın gelir gözlerimizin önüne. Ve bir kadın daha… Çaresiz ve mükedder kadınlar, anneler. Büyük üzüntüsünü içine atan babalar. Her darbe sonrası görülen yürek yakıcı manzaralar. Unutmuyoruz bunları. Darbelerin insanlara ettiklerini anlatan bütün başarılı filmlerde var bu çaresizlik. Olimpo Garajı da bunlardan biri. Evlatlarını, kocalarını, eşlerini, yakınlarını kaybedenler bir kilisede rahibe açıyorlar yüreklerindeki acıyı. Adeta son sığınak orası… Tüm çaresizlerin elinden tutacak son merci. Son ışık orda yanıyor olsun istiyorlar. Ama perdenin ardında bir acımasız ajanın olduğunu anlayınca oradan da eli boş dönüyorlar.

Garage Olimpo

Unutturacaklar insan olduğunu

Sevdiklerimizi, omuz omuza mücadele ettiklerimizi ve Maria’yı bir cehenneme kilitliyorlar. Profesyonel işkencecilerin elinde bir obje onlar. Elektrik veriyorlar her gün. Unutturacaklar onlara özgürlüğü. Unutturacaklar onlara insan olduklarını. Üstelik bunu bizimle aynı bakkalı, marketi paylaşan, aynı mahallede yaşayan ‘siviller’ yapıyor. Zulmün kölesi onlar. Acımasızlığın apoletli prensleri.

Profesyonel işkenceciler

Darbe zamanlarında iğrenç bir sıradanlıkla akıyor hayat Arjantin'de, Şili'de, Türkiye'de... Binlerce kişi tutuklanmış. Hiçbirinden haber yok. Resmi belgelerde kayıtlı olmayan o 'gizli' yerlerde ise öyle sistematik çalışılıyor ki… O karanlık, o yapay ışıklı odalarda canı ve umudu ve ruhu kendilerine azaplı yük haline getirilinceye dek işkence edilen insanlar; artık oraya sığmaz hale gelince güya başka hapishanelere gönderiliyorlar kendilerine birer uyuşturan iğne şırınga edilerek. Götürülüp ıssız bir yerde kafalarına bir kurşun sıkılıyor. Çukurlara atılıyorlar. Uçakla denizlere atılıyorlar. Canlı canlı... Bir stadyumda topluca kurşuna diziliyorlar. Katin'de, Bosna'da binlerce kişi hunharca katledilip toplu mezarlara gömülüyor. Sen de bilirsin bütün bu insanlık dışı kıyımları filmlerde yeniden yaşar gibi olmak bir çeşit kandırmacadır aslında. Ama gene de unutmamak için, işin hakkını verenleri izleyelim derim.  

Garage Olimpo

Korku imparatorluğundan kaçmak mümkün mü?

Oraya; o gözden saklı mezbahalara, işkence odalarına indirilenlerin düçar oldukları işkencelere şahit olmak için değil sadece. Öncelikli olarak esfel-i safiline düşen aşağılıkları görmek ve tanımak için. Unutmamak için yaşananları. Dünyanın dört bir tarafında ve Türkiye’de…

Göreceksiniz sistemli bir şekilde ışıktan ve yaşamdan yoksun bırakılan insanın nasıl yere basmaktan korktuğunu. Kaçacak bir yer yoktur artık. Nereye gitse görecek ve yakalayacaklardır onu. Her bir şeyden haberleri vardır onların. Bu yüzden fırsat çıksa bile kaçamıyor işkence görenler. Katiline teslim oluyor yeniden. Katiline kapkara âşık sanki.

Kim durduracak bu çarkı?

‘Aşağı’da, o herkesin gördüğü ama ses edemediği yerde, yapılan zulme seyirci olduktan sonra bir şeylerin değişmesini istiyorsunuz. Ama olmuyor. Değişmiyor. Her gün onlarca kişi ölüme gönderiliyor. İşkenceciler biliyor cesurların bile korkup saklandığını. Beyhude bir çırpınışa dönüşüyor patlayan bomba bile. Görevi yeni bir general devralıyor. Çark bütün acımasızlığıyla dönmeye ve Mariaları yok etmeye devam ediyor.

Seni bilip dirilmeyene insan denir mi?

Maria’nın, Mehmed'in, Zülküf'ün bedenini acıta acıta ruhunu da mahvettiler. Onu zihinsel olarak esir ve mağlup ettiler. Kimse bir şey yapamadı. Kimsenin eli yetişmedi oraya. Maria! Ah Maria! Hangi eylülün mağdurusun sen? Senin külünden, senin acılarından, senin direnemeyişinden, senin çaresizliğinden, senin tarifsiz utancından ders alıp dirilmeyene insan denebilir mi? Senin annen olmayan, nasıl ‘ben bir anneyim’ diyebilir?

Haydi Maria çık celladının koynundan. Çık ve yürü bu sokaklarda. Gözlerindeki perdeyi kaldır. Halkınla yürü. Katillerinle değil. Ben seni seviyorum Maria. Haksızlık ve zulme karşı bana destek olur musun? Sağımla, solumla ve gönlümle yürümek istiyorum.

 

 

Mustafa Nezir 'insanlık' dedi

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2010, 10:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26