banner17

İyi niyetin filmi: Bırakma Beni

Bosnalı yönetmen Aida Begiç’in üçüncü uzun metraj filmi Bırakma Beni’nin Türkiye’deki gösterimleri devam ediyor. Film, mülteciliği çocuk mülteciler üzerinden en saf haliyle konu edinen bir yapım. Serdar Arslan filmi izledi ve yazdı.

İyi niyetin filmi: Bırakma Beni

Bırakma Beni filmi, bir sivil toplum kuruluşunun yapımını üstlenmesi, son dönemde Türkiye’de çekilen filmler içinde konusu tamamıyla mülteciler olan tek yapım olması yönüyle ilkleri barındırıyor. Savaşların beraberinde getirdiği zorunlu göçlerin insanda ve insanlıkta açtığı yaraları görebilmek adına bu tarz yapımlar oldukça önemli.

İlk iki filminde Bosna savaşından sonra kendi yurtlarında mülteci durumuna düşen kadın ve çocukları konu edinen Aida Begiç, aynı duyarlılıkla bu defa gerçek anlamıyla mültecilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Çok kahramanlı yapı dramatikleşmeyi engelliyor

Annesi öldükten sonra Şanlıurfa’ya gelip bir mülteci evinde kalmaya başlayan İsa, yine benzer kaderi paylaşan Ahmet ve Motaz… Üçü benzer bir kaderi yaşayıp yine benzer hayallerle hayatlarına yön verirler. Adapte olamadıkları okulu kırıp para kazanmanın ve hayallerine gidecek yollar yapmanın peşine düşerler. Film İsa’nın hikâyesi ile başlasa da ilerleyen dakikalarda Ahmet ve Motaz da aynı ağırlıkta hikâyeye dâhil oluyor. Yani üç kahramanlı hatta filme konu olan çocukların hepsini dâhil edebileceğimiz kadar çok kahramanlı bir anlatı. Bu, yönetmenin bilinçli tercihi… Mülteciliğin aynı isimlendirme altında birçok farklı hikâyeyi ve dramı barındırması gerçeği de bu seçimi zorunlu kılıyor şüphesiz.

Bu tarz çok kahramanlı anlatıların hem olumlu hem de olumsuz bazı yönleri söz konusu. Hikâyenin aşırı dramatikleşmesinin önüne geçmesi noktasında olumlu özellikleri var çok kahramanlı anlatıların.  Bu tarz anlatılarda bir kahramandan diğerine geçiş kendiliğinden bir mesafe oluşturur ve anlatının duygu yükünü hafifletir.

Muğlak anlatı yapısının üstesinden gelmek

Çok kahramanlı anlatıların olumsuz yönü ise, bir ana karakterin ve de takip edilecek belirgin bir hikâyesinin olmamasının anlatıyı muğlaklaştırması. Bırakma Beni’de de bu muğlaklık hissediliyor. Filmin açılışında gördüğümüz İsa’nın hikâyesi bir süre sonra ana hikâye olmaktan çıkıyor, onun yerine Adana’daki ses yarışmasına katılma hayalleri olan Ahmet’in hikâyesi öne geçiyor fakat o da merkezde yer almıyor tam anlamıyla. Ve diğer çocukların hikâyeleri de zaman zaman öne çıkıp tekrar geri çekiliyor.

Böylesi merkezi muğlak anlatıları geçerli kılmanın yolu, tam anlamıyla epizodik bir anlatıyı tercih etmek yahut son derece gerçekçi bir anlatımı denemektir. Begiç’in bunu sağladığını söyleyemiyoruz. Filmin -vasat dublajının altını çizerek - gerçekçiliğinin askıda kaldığını ve de epizodik anlatının tam anlamıyla geçerli kılınamadığını görüyoruz. Son tahlilde filmin, bu çok kahramanlı, muğlak anlatı yapısından olumsuz etkilendiğini söyleyebiliriz.

Aslolan niyet (mi)dir.

Aida Begiç’in filmografisine uyumlu bir anlatı Bırakma Beni. Dramatik vurgudan kaçınan, duyguyu kendiliğinden ortaya çıkarmaya çalışan bir üslup Aida Begiç’inki. Bu yapıyı en saf haliyle ilk filmi Kar’da görmüştük. Ne var ki sonraki filmlerinde Kar’daki anlatı başarısına ulaşamadı Begiç.

Yönetmenin mültecilerin hikâyelerini en saf haliyle ortaya koyma niyeti, anlam açısından her şeyin üzerindedir şüphesiz. Bizler izleyici olarak ancak filmi gördüğümüz için eleştiri hakkımızı kullanma lüksüne sahibiz. İyi niyetle yapılan hayırlı işlerin nihayetinde bütün biçimsel kusurları örteceğinin bilinciyle.

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 17:09
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yunus Öztürk
Yunus Öztürk - 2 ay Önce

Film sanatsal kaygıların ötesine geçmiş. Hatta bu bir film ya da belgesel değil. Doğrudan yetim ve öksüz çocukların hayatı. Maksat hasıl olmuş. Tebrik ederiz.

Murat
Murat - 2 ay Önce

Film malesef beklentileri karşılamıyor

banner8

banner19

banner20